Kadınlar ve demokratik seçme-seçilme hakkı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü dolaysısıyla kutlamalar ve gösteriler birçok yerde gerçekleşirken, 2024 yerel seçim nedeniyle kadınların toplumsal rolleri ve sistem içerisindeki konumları ve işlevleri de sorgulanıyor

TARİHTEN BİR SAYFA

“Türkiye’nin İlk Kadın Milletvekilleri Kimi Temsil Ediyordu?”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü dolayısıyla kutlamalar ve gösteriler birçok yerde gerçekleşirken, 2024 yerel seçim nedeniyle kadınların toplumsal rolleri ve sistem içerisindeki konumları ve işlevleri de sorgulanıyor. Kadın cephesinden sosyal veya sınıfsal bakış açılarıyla erkek egemen sisteme ve devlete yönelik eleştiriler ve talepler dile getiriliyor. Kadın özgürlüğünü kısıtlayan ve baskı altına alan tüm mekanizmalar yoğun biçimde eleştirilerek değişim isteniyor.

Yerel yönetim seçiminde kadınların “örgütlü” çalışmaları etkileyici birçok yerde de belirleyici olabilmektedir.

Kadına yönelik hayatın her alanında yaşanan şiddet olgusu giderek artmaktadır. Kadın cinayetleri ve toplumsal yaşam alanlarında kadınlara yönelik “zor” unsurunun ekonomik, sosyal, siyasal, anti-demokratik, psikolojik boyutları; dayatılmış olan eşitsiz toplumsal cinsiyet rolleriyle de güncel yaşamımızda da en çok da kadınları etkiliyor. Bu egemen burjuva sınıfının sömürü ve baskı kurma düzeneklerinden, aynı zamanda erkek unsurun ideolojik-politik ve kültürel boyutlarıyla egemenlik kurma  hırsından kaynaklanıyor. Kadınların veya kolektif örgüt ve toplumsal mücadelenin; bu baskıları püskürtebilmesi ve ülkeyi kadınlar açısından yaşanabilir kılma kapsamında anlayış, örgütlenme ve mücadeleler bağlamında zayıflık ve geriliklerine rağmen güçlü örneklerini de görmekteyiz.

Emekçi kadınları hayatın her alanında örgütlü mücadele içerisinde olmaları ve başarılı kazanımlara imza atmaları dileği ile 8 Mart gününü kutluyoruz.

8 Mart yıldönümlerinde yapılan etkinliklerde kadın hak ve özgürlükleri, yaşanan baskılar, kadın cinayetleri genellikle işlenen konulardır. Tarihsel süreç anlatılırken özellikle Türkiye kuruluşu sonrasında kadınlara tanınan Seçme ve Seçilme Hakkı’na ilişkin değerlendirmeler de yapılır. Dünyada ilk seçme ve seçilme hakkının verilmesinden tutalım da rejimin ne kadar doğru bir şey yaptığı ve hatta kadın hakları yanlısı olduğu da eklenir. O günden bugüne denetim altında seçimlere sokulan ve yer gösterilen kadınlar olduğu gibi, özgür iradesiyle toplumsal mücadele içinde yer alan ve seçim süreçlerinde bağımsız kalan kadınlara da işaret etmeliyiz. Kadınların yoğun emekle sağ veya sol tarafların seçim kazanmasında sergiledikleri performans ise takdirle anılan bir özelliktir. AKP, MHP, İyi parti vb kadınları nasıl çalıştırdığını ve bunun karşılığında kadınlara 2. Sınıf insan muamelesi yaptığını biliyoruz. Devrimci, sosyalist, feminist, demokrat veya Kürt ulusal demokratik kadın hareketinin kadın sorunu ve mücadelesindeki emek ve dirençlerini, kazanımlarını anmadan geçemeyiz.

Tarihi bir dönemde yaşanan ve birçok anlamlar yüklenen bir olayı sayfamıza taşımak istedik. Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme haklarının tanındığı 1935 ve hemen ön dönemde kadınlar neler yaşamıştı.

Olay gerçekten de resmi tarihte anlatıldığı gibi kadınları aydınlığa çıkaran bir dönemeç mi yaratmıştı? Feminist hareket o dönemde var mıydı? Veya sosyalist hareketin kadın sorunundaki etkileri neydi?

Kadınların seçme ve seçilme hakkı 1934 yılı sonunda tanındı.

Neden 1923 ve kuruluşun ilk 10 yılı içerisinde tanınmadı? Kadın hakları bilinci gelişmemiş miydi? Yoksa toplumsal iktidar mı öyle istiyordu? Öncü kadın rolü oynayanların tutumları neydi?

Oysa seçen ve seçilen kadınlar konusunda karanlıkta kalan bir hikaye vardır. Bugün de Türkiye siyasi yaşamında kadınların seçme ve seçilme hakları, demokratik veya doğrudan demokrasi anlamında içerikleri nedir, ne değildir, bunlar tartışmak, doğru bilince ve tutuma ulaşmak da önemlidir.

Aşağıdaki yazı, tarihin bu sayfasına ilişkin resmi olmayan bir anlatımdır. Uyandırır ve belki de sarsar insanları. “Aaa öyle bilmiyorduk” sözlerine neden olabilir. Sorgulama geleneğinin zayıf olduğu toplumda bu yazının önemi de büyüktür.

Emek.org.tr izleyicileri için aktarıyoruz.

Türkiye’nin İlk Kadın Milletvekilleri Kimi Temsil Ediyordu?

 


Yazan: Osman Tiftikçi

Türkiye’de kadınlar 1934 yılı sonunda seçme ve seçilme hakkını kazandılar. Bu hak eğitim, din, hukuk ve yaşamın diğer alanlarında Osmanlı’da başlayan, Cumhuriyet döneminde zirvesine ulaşan reform sürecinin bir parçasıydı. Bu reformlar sayesinde kadınlar eğitimin her düzeyine katılabilme, iş yaşamının her alanında yer alabilme, kültürel hayata, bütün sanat dallarına katılabilme, giyim kuşamda, aile yaşamında, kişi ve miras hukukunda dini gericiliğin zincirlerini kırabilme imkanlarına kavuştular.

1935 yılında Fransa’da bile kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip değillerdi. Birçok ülkede faşist yönetimler iktidardaydı. Almanya’da faşistler kadın haklarını geri almışlardı. Faşizm kadınların rolünü çocuk bakma, yemek yapma ve ibadet etme (3K; Kinder, Küche, Kirche) olarak belirlemişti.

Bu kadarla yetinirsek her şey mükemmel görünüyor. Ortada eleştirilecek değil, öve eve göklere çıkarılacak bir durum var. Yapılan da bu. Fakat bu görünüşün altında başka gerçekler de var. Bu yazıda bunları özetlemeye çalışacağız.

MİLLETVEKİLİ KADINLAR İÇİNDE EZİLEN SINIFLARI, FARKLI DİN VE DİN ULUSLARI TEMSİL EDEN HİÇ KİMSE YOKTU

O dönemin tek parti tek adam rejimi ve iki dereceli seçim sistemi işçi, köylü, emekçi kadınların, ev kadınlarının oy kullanmasına, kadınların kendi ulusal, dini kimlikleriyle seçime katılmasına izin vermiyordu.

Halk milletvekili adaylarına doğrudan oy veremiyor, oy verecek ikinci seçmenleri seçiyordu. 1935 yılında 884 milyon (Bin olacak-yn)nüfusa sahip İstanbul’da oy kullanma hakkına sahip insan sayısı 300 bin civarındaydı. Ama İstanbul’daki ikinci seçmen yani oy kullanacak kişi sayısı sadece 1.600’dü. Ya da toplam seçmen sayısının yaklaşık binde 5’i idi. 1935 seçimlerinde her 1000 seçmene 2 tane ikinci seçmen belirleme hakkı verilmişti. Yani seçmenlerin sadece binde ikisi oy kullanma hakkına sahipti. İkinci seçmenler de o bölgedeki CHP örgütleri tarafından belirleniyordu.

Dolayısıyla bürokrat, asker, eşraf, tüccar, toprak sahibi olmayan ailelerin (CHP teşkilatları bunlardan oluşuyordu) kadınları oy kullanma hakkından ve seçime katılma hakkından yoksun bırakılmışlardı.

1935 yılında parlamentoya giren kadınların hemen hemen hepsi, sözünü ettiğimiz ailelere mensup olan ve Cumhuriyetten önce, Osmanlı döneminde yetişmiş, iyi eğitim görmüş, yabancı dil bilen (Şekibe İnsel ve Satı Kadın istisna) seçkin kadınlardan oluşuyordu.

Bağımsız aday olmak isteyenler de M. Kemal’in onayından geçmek zorundaydılar ve bunlara “Cumhuriyetçi ve milliyetçi olma”, yani tek parti ve tek adam iktidarından yana olma, Türkçü olma şartı konulmuştu.

1934 yılında “verilen” seçim hakkı; milletvekili adaylarının ve onları seçecek seçmenlerin tek parti tarafından belirlenmesi, siyasi parti, dernek, sendika vs. kurmanın yasak olması nedeniyle, fiilen kullanılabilir bir hak değildi. Kadınların seçim hakkı bu nedenle, Atatürk’ün istediği kadını milletvekili yapması biçimine dönüştü. Kadınlar seçim hakkını gerçek biçimde 1950 seçiminde kullanabildiler. Ama 1950 yılına gelindiğinde kadınların hiçbir örgütü kalmamıştı. 1935 yılında kadınlara seçim hakkını kullanmalarıyla birlikte son kadın örgütü de kapatılmış, Osmanlı’dan gelen feminist hareket tümüyle yok edilmişti.

MİLLETVEKİLİ KADINLAR TÜRKİYE’DEKİ FEMİNİST HAREKETİN DEĞİL, FEMİNİST HAREKETE KARŞI MÜCADELE VEREN ANLAYIŞIN TEMSİLCİSİYDİLER

Osmanlı’daki feminist hareket kadınların seçme ve seçilme hakkıyla da ilgileniyordu.

Osmanlı’da kadınların siyasi mücadelede yer almaları bildiğimiz kadarıyla Marksist Ermeni örgütlerle başladı. Hınçak örgütünün kurucuları arasında bir de kadın vardı. 1889 yılında kurulan İttihat ve Terakki de kadınlara açıktı ve 1902 yılında ilk kadın üyesini kaydetmişti.

Her ulustan ve her dinden Osmanlı kadınları 1908 devrimine katıldılar, mitinglerde konuşmalar yaptılar. 1913 yılından itibaren Ulviye Mevlanların çıkarmaya başladıkları Kadınlar Dünyası dergisinin değişmez konularından biri, kadınların seçim hakkıydı. Bu hak bu dergi çevresi tarafından 1918 yılında Osmanlı kadınları için de açıkça dile getirildi. Kadın örgütleri ve bağımsız kadın aydınlar 1919 seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı için yoğun bir kampanya yürüttüler. Konu mecliste ve kamuoyunda tartışıldı. Bu seçimde bazı bölgelerde kadınlara oy çıktı.

Kadınların seçim hakkı 1920’de kurulan TKP programında yerini aldı. 1920 yılında Ankara’da kurulan Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası’nın yönetiminde üç kadın üye vardı. 1921 yılında da Kadınlar Dünyası Dergisi çevresinin örgütü olan Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti, seçme ve seçilme hakkını programına koydu. 1923 yılında İstanbul’da Nezihe Muhiddin Kadınlar Halk Fırkası’nı kurdu. Kadınlar 1923 ve 1927 seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı için yoğun kampanyalar yürüttüler.

Özetle kadınlar siyasi haklarını kazanmak için Osmanlı’dan beri yoğun bir mücadele içindeydiler. Bu mücadele, CHP yönetimini yanında değil karşısında buldu. Genel kanının aksine CHP kadın hakları konusunda hiç te istekli bir parti değildi. Kadın hakları, Halk Fırkası, Cumhuriyet Halk Fırkası ve Cumhuriyet Halk Partisi sürecinde parti programlarında yer almadı. TBMM’de 1923’ten itibaren başlayan tartışmalarda CHF’li vekiller kadınların oy hakkına karşı çıktılar. 1930 yılına kadar kadınların CHF’ye üyelik başvuruları bile reddedildi. Kadınlar 1930 yılından itibaren CHP’ye üye olabildiler. Kadınların CHP kongresine katılabildikleri ilk tarih 1935 yılıdır. CHP kuruluşundan 1950’li yıllara kadar hiçbir kadın örgütü kurmadı.

CHP, seçim hakkı için mücadele veren, Türk Kadın Birliği ve onun yayın organı Türk Kadın Yolu dergisi etrafında toplanan, Nezihe Muhiddin öncülüğündeki feminist hareketi tasfiye etti. 1927 yılı sonunda baskı ve komplocu yöntemlerle, Nezihe Muhiddin ekibi Türk Kadın Birliği yönetiminden uzaklaştırıldı. Kadınların seçim hakkı TKB tüzüğünden çıkarıldı ve Birlik hayır işleriyle uğraşan sıradan bir yardım derneğine dönüştürüldü.

CHP hükümeti bütün bunları, TKB içinde işbirliği yaptığı kadınlarla gerçekleştirebildi. Muallim Nakiye (Elgün) Hanım, Latife Bekir ve Saime (Eraslan) Hanım bu kadınlar içinde öne çıkanlardı. Bunlar TKB’nin seçme ve seçilme hakkı için mücadele etmesine karşıydılar. Nakiye Hanım Medeni Kanun’la kadınlara “layık olmadıkları hakların” verildiğini söylüyordu.  Siyasi hakları da hükümet zamanı geldiğinde verirdi. Nakiye Hanım siyasi hak isteyen kadınların sayısının üçü, beşi geçmediğini, bunların da kendilerinden söz ettirmek ve meşhur olmak için bu hakkı istediklerini iddia ediyordu. Yönetimden uzaklaştırılan Nezihe Muhiddin’in yerine başkan olan Latife Bekir de, seçim hakkı için mücadele etmeyi hayal peşinde koşmak olarak görüyor ve bunun için mücadele etmeyeceklerini, derneği yardım kulübüne çevireceklerini söylüyordu.

Seçim hakkı için mücadele verenlere karşı çıkan kadınlar M. Kemal tarafından ödüllendirildiler. Nakiye Hanım ve Latife Bekir 1930 yılında CHF listesinden belediye meclisine seçildiler. 1934 yılında soyadı kanunu çıkınca M. Kemal Latife Bekir’e, Türk kadınının üzerine ışık gibi doğduğunu söyleyerek “Işıkdoğdu” soyadını verdi. Nakiye (Elgün) Hanım 1935 seçiminde milletvekili yapıldı. Nakiye Hanım seçim öncesinde verdiği bir demeçte, hayale gelen gelmeyen bütün hakların kadınlara verildiğini söylüyordu. Aynı şeyleri başka bir milletvekili kadın, Türkan Baştuğ (Türkan Hanım’ın “Başbuğ” olan soyadını Atatürk; “başbuğ benim” diyerek değiştirmişti) aynı şeyleri tekrarlıyor ve kadınların isteyeceği hiçbir hakkın kalmadığını öne sürüyordu. Nitekim 1935 seçiminden sonra TKB yönetimi, “alacağımız hiçbir hak kalmadı” bahanesiyle derneği kapattı. Böylece Türkiye’de hiçbir kadın örgütlenmesi kalmadı.

Atatürk’ün milletvekili yaptığı kadınların, “akla hayale gelen gelmeyen bütün haklar bize verildi” dedikleri sırada Türkiyeli kadınlar, ekonomik demokratik haklar ve erkek cinsi karşısında yasal ve toplumsal konum bakımından hiç iyi durumda değillerdi. Örneğin;

Medeni Kanun’a göre evin reisi erkekti, kadın kocasının izini olmadan çalışamazdı.

Kadınların dernek kurma hakkı yoktu. Kadınların parti kurma, dergi ve gazete çıkarma, gösteri, yürüyüş, miting yapma hakkı yoktu. Siyasetle ilgilenmek isteyen kadınlar tek partiye mahkumdular. Tek parti, tek adam rejimi ve iki dereceli seçim sistemi nedeniyle işçi, köylü, emekçi, ev kadını kadınların, oy kullanma hakkı bile yoktu.

İşçi kadınların sendika kurma, sendikalara üye olma, sendikalara üye olma,  eşit işe eşit ücret isteme hakları yoktu.

Milletvekili kadınlar, kadınların bu istemleriyle, haklarıyla hiç ilgilenmediler. Medeni Kanun, iki dereceli seçim sistemi, kadınların siyasi, ekonomik demokratik istemleri üzerine tek söz etmediler. Hatta sadece işçi ve çalışan kadınlardan yol vergisi alınması için kanun teklifi hazırladılar.

Meclise giren “Cumhuriyet kadınları” günümüzdeki feminist hareketin geçmişi değildir. Tersine bu ilk milletvekili kadınlar feminist harekete karşı mücadele vermiş ve onun yok edilmesinde önemli rol oynamışlardı. Sahip çıkılması gereken, ilk parlamenter kadınların savunduğu anlayış değil, Ulviye Mevlanların, komünist kadınların, Nezihe Muhiddinlerin anlayışı ve mücadelesidir. Elbette eleştirel bir gözle bakarak.

Bu konuda daha geniş bilgi edinmek ve kaynaklara ulaşmak isteyen okura, Notabene yayınlarından çıkan “Türkiye’de Kadınların Seçim Hakkı Mücadelesi. Hakk-ı İntihâb 1908-1935” isimli çalışmamıza bakmasını öneririz.

(Kaynak: Osman Tiftikçi -TÜRKİYE ve ORTADOĞU FORUMU VAKFI ÖZGÜR ÜNİVERSİTE sitesi – 20 Mart 2023)

Emek.org.tr

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar