MİGROS depolarda köle çalışma koşulları… Direniş ve işçi talepleri

Migros direnişi işçi sınıfı bileşenlerine önemli bir direniş hattı, çok değerli dayanışma ve birlik olanakları sunuyor. Ancak emek güçleri, pandemi fırsatçılığıyla baskı ve sömürüyü artıran sermaye güçlerine karşı birlikte mücadele verme konusunda yetersiz kalmaya devam ediyor. KOD-29 adını değiştiren ancak içeriğini aynı bırakan sözüm ona yasal değişiklik oyunlarına karşı da önemli mücadele dinamiği olan işçi […]

Migros direnişi işçi sınıfı bileşenlerine önemli bir direniş hattı, çok değerli dayanışma ve birlik olanakları sunuyor. Ancak emek güçleri, pandemi fırsatçılığıyla baskı ve sömürüyü artıran sermaye güçlerine karşı birlikte mücadele verme konusunda yetersiz kalmaya devam ediyor.

KOD-29 adını değiştiren ancak içeriğini aynı bırakan sözüm ona yasal değişiklik oyunlarına karşı da önemli mücadele dinamiği olan işçi direnişlerinin bu anlamda ele alınması gerektiğine inanıyoruz.

Sendikaları, tüm emek güçlerini uyararak; bu direnişle daha güçlü bir sınıf dayanışması sergilenmesi ve KOD-42 den KOD-50 ye kadar yayılan iş yasası 25/2 maddesini maskeleyen hamleye karşı mücadelesini büyütmeye davet ediyoruz. Sermayenin  işçi sınıfına yönelik bu aşağılayıcı ve aslında kendi ahlaksızlığının belgesi olan yeni düzenlemelere karşı birlikte tavır almak çok değerli ve önemlidir.

Elbette sürecin mimarı olan Migros patronlarıdır ve onlara karşı geliştirilmek istenen boykot eylemini de dayanışma  kapsamında değerlendirmek doğru olacaktır.

Yaklaşık 97 gün önce Çayırova’da başlayan ve başka mekanlarda sürdürülen Migros işçi direnişini izliyoruz. 40 işçi, önce ücretsiz izin uygulamasıyla ve sonra da KOD-29 ile işten çıkarılıyor. Migros depolarında süren işçi direnişi ve sendikalaşma mücadelesi sürüyor.  Önemli bir mücadele ve dersler çıkarmamızı sağlıyor. Kararlı bir direniş, bağımsız sendikal mücadele, işçi sınıfının ve emek kamuoyunun dayanışma sınavı…Çok yönüyle irdelenmesi gereken bir deneyim.

Migros depolarından 2013 yılından beri yaklaşık 100 işçi işten çıkarıldı. Çıkarılma nedenleri aynı, 25/2 maddeden yani KOD-29 ile damgalanarak işten atılma olmuş. 25/2 diye bilinen, işçilerin davranışlarının kontrol ve disiplin altında tutulmasını amaçlayan maddelerdir. Hırsızlık yapılması dışında küfür etme, şirket bilgisini dışarı çıkarma, yalan söyleme, belli günler işe gelmeme vb nedenlerle, bu KOD-29 adı altında düşünce ve davranış beğenilmeyen işçiler kapıya konuluyor, olay esasında tam da budur.

Ki sendikal çalışma yapan işçiler de hep bu maddeden işten çıkarılır. Pandemi süresince 177 bin işçi bu gerekçeyle işten çıkarılmış.

KOD-29 gerekçesiyle işten çıkarılınca tazminat almak yok, ihbar tazminatı yok, işsizlik maaşı yok, başka bir yerde işe girme yok! İnsanlıktan çıkan gözü dönmüş taşeron firma ve Migros patronları bu insanlık suçunu işlemiştir. İşçiler işe iade davası açar ve üstelik sendikal tazminat cezası ödettikleri işverenden tüm alacaklarını alırlar.

2021’de 40 işçi önce ücretsiz izine ardından da 25/2 (KOD-29 ) ile tazminatsız işten atıldı. Bir kısım işçinin işe iade mücadelesi, sendikal haklarını elde ederek işyerinde tekrar çalışma mücadelesi sürüyor. Direnişi depo önünden Migros patronunun evinin önüne taşıyorlar. Polis baskısı, gözaltılar ve şiddet de kendisini gösteriyor.

İşçilerin ve DGD-SEN in temel talebi, KOD-29 un iptali, işlerine iade edilmelerinin sağlanması ve tacizci depo yöneticilerinin bu görevlerden uzaklaştırılmaları…Sendika açıklamalarında işyerinde çalışma koşulları şöyle ifade ediliyor.

“Gıda tedarik zincirinin önemli bir parçası olan depolarda pandemi ilanının ilk gününden bu yana patronların insafına terkedilen işçiler; alınmayan önlemler, uzun çalışma saatleri, zorunlu mesai dayatması, sağlıksız çalışma koşulları altında taciz ve mobbinge maruz kalarak vahşi sömürü koşullarında çalışmaya zorlandı.”

Sendikamızın depolardaki çalışma koşullarıyla ilgili pandeminin ilk günlerinden bu yana yaptığı çağrılar karşılıksız kaldı. Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından olan Anadolu Grubu bünyesindeki Migros’un depolarında günde 16 saat çalışmaya, tacize, mobbinge, ağır çalışma koşullarına, kölelik dayatmasına karşı örgütlenerek sendikamıza üye olan işçiler ücretsiz izine çıkarılarak cezalandırılmak istendi.” Ve elbette direniş başlatılmasının nedenidir bu koşullar… Sendika diyor ki:

“Bu dayatmayı kabul etmeyen Migros depo işçileri ile 5 Ocak tarihinde Migros’un Kocaeli Çayırova’da bulunan deposu önünde; ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, salgına karşı önlemlerin alınması, işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uygun çalışma koşullarının sağlanması, kadın işçilere yönelik tacizin önlenmesi ve tacizci depo amirlerinin işine son verilmesi talepleriyle direnişe başladık.

“Direnişimizin ilk gününden bu yana Migros yöneticileri ile defalarca görüşme talep ettik, Migros’un bağlı bulunduğu Anadolu Grubu genel müdürlüğüne depolardaki ağır çalışma koşullarıyla ilgili hazırladığımız dosyamızı teslim ettik, bir muhatap aradık, karşılığı ise direnişçi depo işçilerini ahlaksız ilan ederek Kod 29 ile işten atmak oldu.

Ücretsiz izin dayatmasına ve Kod 29 ahlaksızlığına karşı Migros Depo önünde ve Anadolu Grup genel merkezi önünde 73, (bugün itibarıiyle 97) gündür direniyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

BOYKOT ve MİGROS YALANLARI

İşçi direnişi kamuoyunda etkili olmaya başlayınca ve ardından Migros’u boykot çağrıları yayılmaya başlayınca şirket de boş durmuyor. DGD-SEN yayınladığı açıklamalarla kamuoyunu bilgilendirerek, Migros patronlarının ve amirlerin ne tür yalanlara başvurduğunu anlatıyor. Çok değerli bilgilerle süreci anlatan açıklama olduğu için, biz de bir süre önce kaleme alınan açıklamayı izleyicilerimizle paylaşmayı doğru gördük. İşte o açıklama:

Migros’un yalanlarına cevabımız

Migros yönetiminin, hakkını arayan işçilere yönelik polis saldırısından sonra tüketicilerin sosyal medyada başlattığı ve giderek yaygınlaşan BOYKOT çağrısı üzerine 9 Nisan’da dolaşıma soktuğu yalanlarla dolu ilana sendikamız DGD-SEN adına cevap verme zorunluluğu doğmuş durumdadır.

Öncelikle belirtelim; ‘Migros’un dağıtım merkezleri, Us-Grup tarafından anahtar teslim usulü ile işletilmektedir’ dediği taşeron firma depo içerisinde muvazaalı şekilde varlık göstermektedir. Migros, depolarındaki asıl işi de Us-Grup firmasına taşere etmektedir. Bu firma Migros depolarında yasadışı şekilde varlığını sürdürmektedir.

Migros’un çatısı altında kadın-erkek eşitliği kurmaca ve manipülasyondan ibarettir. Depolarında yüzlerce kadın çalışmasına rağmen bir tane kadın amir bulunmamaktadır. Erkek amirler tarafından tacize uğradığını beyan eden kadın işçiler yine bir erkek amir tarafından sorgulanmakta ve yaşadıkları tacizi anlatmaya çalışan kadınlar, kendilerini dinleyen amirler tarafından taciz devam ettirilerek anlatım yapmak zorunda bırakılmaktadır. Yine erkeklerle aynı işi yapan kadın işçiler, erkeklerle aynı maaşı aynı primi alamamakta ve yine yasada belirtilen ”Kadın işçiler yeraltında ve depoda çalıştırılamaz” maddesi yok sayılarak soğuk hava depolarında çalıştırılmaktadır.

Pandeminin başından beri depo işçileri günde 16 saat çalıştırılmakta, hafta sonu tatil hakları yok sayılmakta ve depoda vardiya sistemi iş yoğunluğuna ve keyfi olarak sağlanmaktadır. Pandemi boyunca depo işçileri yeterli hijyen ve fiziki mesafe kuralları hiçe sayılarak çalıştırılmakta, 741 depo işçisi sadece iki tuvalet kullanmakta, yeterli sabun ve dezenfektana da ulaşamamaktadır. İş yavaşlatma eylemi iddiası tamamen asılsızdır ve ücretsiz izne kılıf uydurmak için yapılmıştır. İş yavaşlattığı iddia edilen işçiler Migros depolarında aylık yüz saate yakın mesai yapan, performans primi alan işçilerdir ve bordroları bu yazının ekinde bulunmaktadır. Yine bu bordrolarda göreceğiniz mesai saatleri, İş Kanunu’nda belirtilen sürenin çok üzerindedir. Depo işçileri pandemi boyunca Alo 170 hattına yüzlerce şikayet dosyası oluşturmuş hiçbirinden dönüş alamamıştır, şikayet dosyası numaraları tarafımızda bulunmaktadır. 22 işçi arkadaşımızı etik iş anlayışına uymayan hareketler gösterdi diye itham eden Migros yönetimi bu işçiler hakkında bir tane tutanak dahi sunamamıştır. Gıda güvenliğinin depolarda sağlanamadığı sendikamızın sayfasından defalarca yayınlanmış ve Migros yönetimi defalarca depolarda yeterli hijyen koşullarının sağlanması konusunda uyarılmıştır. Depodaki hijyen koşullarının sağlanmaması yeterli temizliğin yapılamaması aynı zamanda depolarda çalışan işçiler açısından da ciddi sağlık riski oluşturmaktadır. Muhataplar, İSİG önlemlerinin alınması konusunda da tarafımızdan ve depolardaki üyelerimiz tarafından ısrarla uyarılmıştır ve şikayetler yapılmamaktadır. Depolardan her gün bir ambulansın çıktığı ve direnişimiz boyunca da kamera görüntüleri ile teyit ettiğimiz şekilde işçilerin hayatını tehlikeye atan, üst düzeyde risk oluşturan işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları olduğunu sosyal medya sayfalarımızdan yayınlanarak Migros yönetimi uyarılmıştır. Migros’un belirttiği gibi hiçbir eylemimiz ne kendi can güvenliğimizi ne de eylem alanında bulunan başka insanların can güvenliğini tehdit etmemiştir. Hem İstanbul Emniyeti’nde hem de Kocaeli Emniyeti’nde yaptığımız tüm eylemlerin görüntüleri bulunmaktadır.

Sendikamızın Çalışma Bakanlığı’na şikayetleri sonucu direnişimizin 17. gününde Bakanlığın bir haftayı geçen bir denetimi bulunmaktadır. Müfettişler denetime başlamadan önce direniş çadırımızı ziyaret ederek sorunları işçilerden dinlemiş ve yasadışı mesai zorlamasının belgeleri olan bordrolar müfettişlere teslim edilmiştir. İnceleme depo içerisinde devam ederken Bakanlığın dinlemek istediği işçiler öncesinden depo yönetimi tarafından işten atılmakla ve başka lokasyonlarındaki Migros depolarına sürülmekle tehdit edilmişlerdir. Şu an direnişte bulunan Alpay Arabacı depo yönetimi tarafından sendikadan istifa etmeye zorlanıp, kendisinden müfettişler karşısında iddiaları yalanlaması istenmiş, sendikamızın Genel Başkanı Murat Bostancı’nın 300 bin liralık aracı olduğunu ve Migros yönetimine üyelerin isimlerini verdiğini söylemesi istenmiştir. Dayatma ve tehditleri kabul etmeyen Alpay Arabacı çalışırken yoğun baskı ve mobbinge maruz kalmış ve iki tane yalancı şahitle tutanak tutularak Kod 29 ile işten atılmıştır.

Sendikamız 2009 yılında örgütlenmeye çalışırken Migros depoda işten atılan işçilerin kurduğu bir sendikadır. Sendikamızın Genel Başkanı Murat Bostancı da eski Migros depo işçisidir ve sendikamızın kurucuları arasındadır. Sendikal nedenle işten atmanın olmadığını beyan eden Migros yönetimi Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkeme kararlarını da hiçe saymaktadır. Migros depolarındaki birkaç işten atma örneği:

  1. 2013 yılında 21 işçi işten atıldı: 3’ü sendika yöneticimiz 21 işçi de performans, sürgünü kabul etmediği için 25/2. maddeden tazminatsız işten atıldı. Sendikal tazminat ve işe aide davalarını kazandı!
  2. 2017’de 13 işçi performans ve işin azalması gerekçe gösterilerek 25/2. maddeden tazminatsız işten atıldı ve tamamı sendikal tazminat ve işe aide davalarını kazandı!
  3. 2018’de 26 üyemiz olan işçi işçi performans ve işin azalması gerekçe gösterilerek 25/2. maddeden tazminatsız işten atıldı ve tamamı sendikal tazminat ve işe iade davalarını kazandı!
  4. 2021’de 40 üyemiz önce ücretsiz izine ardından da 25/2 (KOD 29 ) ile tazminatsız işten atıldı, hukuki süreçleri devam ediyor.

Tüm direniş süreçlerimizde hukuk önünde kazanmamıza karşı Migros yönetimi her direniş ve dava sürecinde benzer manipülatif açıklamalarını yaygınlaştırmış ve basını da baskı altında tutarak direniş kırıcı bir rol oynamıştır.

‘’Sürdürülen eylemlerde konunun işçi hakları olmadığını iş yerinde hiçbir yetkisi olmayan DGD-SEN‘in yönlendirmesi ile uzlaşmaz bir tutum sergilenerek, toplum huzurunu bozmak ve sendika yöneticilerinin konuyu fırsata çevirme çabası olduğu görülmektedir.’’

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası açıktır: ‘’Her Türkiye vatandaşı sendika kurabilir, sendikaya üye olabilir’’ demektedir. Sendikamız 2013 yılından bu yana yukarıda saydığımız direniş süreçlerinde ısrarla diyalog zeminlerini zorlamıştır, fakat her Migros yönetimi ile görüşme çabamızda karşımızda Migros yönetimini değil İstanbul Emniyetini görmekteyiz.

Migros direnişine başlamadan önce depo yönetimi, sonrasında Migros Genel Merkezi’ne giderek görüşme talebimiz polis çağırılarak reddedilmiştir. Direnişin başında Migros Genel Merkezi ile görüşmeye giden sendikamızın Genel Örgütlenme Sekreteri ve iki işçi arkadaşımız Migros’un güvenlik amiri tarafından kadın arkadaşlarımızın önüne barikat koyarak ve sözlü saldırıya uğrayarak uzaklaştırılmıştır. Migros’un ve polisin kamera kayıtlarında bulunmaktadır. Migros yönetimi tüm görüşme taleplerimizi reddetmiştir, sendikamız müzakere zeminini kaybetmemek adına Us-Grup firmasına ziyarette bulunarak görüşme talep etmiş ve Us-Grup patronu Veysel Cingöz ile telefonda ilk görüşmeyi yapmıştır. Sendika yöneticimiz Neslihan Açar ile telefon görüşmesinde Us-Grup patronu sendikayı muhatap almadığını ‘dışarıda oturup çay içebiliriz ama sendikayı muhatap almam’ diyerek tüm iyiniyetli çabalarımızı kestirip atmıştır. Direniş kamuoyunda yer edinmeye başlayınca Us-Grup patronu Veysel Cingöz ilk kasa kilitleme eyleminin yapılacağı gün sendikamızın başkanı Murat Bostancı’yı arayarak görüşme talep etmiştir. Görüşmeye iki sendika yöneticisi ve direnişçi işçileri temsilen bir işçi arkadaş katılmıştır. Bu görüşmede Us-Grup patronu Veysel Cingöz 40 işçinin ücretsiz izine Migros yönetimi tarafından gönderildiğini tarafımıza aktarmıştır. Görüşme boyunca Veysel Cingöz, sendika yöneticilerimizi ve işçi arkadaşımızı dava açmakla, kişisel WhatsApp yazışmalarımızın elinde olduğu söyleyerek tehdit etmiştir. Depodaki taciz iddialarını duyduğunu bir amiri de belge bulduğu için tazminatsız işten attığını kabul etmiştir. Bu görüşmede kendisinin eski Tez Koop-İş Sendikası yöneticisi olduğunu ve Tez Koop-İş yönetimi ile görüştüğünü, yine kendisi gibi eski Tez Koop-İş yöneticisi taşeron firma sahibi Migros depolarda bulunan MBM’in sahibi Mehmet Emin Meriç’in de arkadaşı olduğunu, Şekerpınar depodan gittiğinde yerine kendisinin getirildiğini söylemiştir. Direnişimizi 50. gününde Anadolu Grubu önüne taşıdığımızda Veysel Cingöz Emniyet aracılığı sendikamızdan görüşme talep etmiştir. Görüşmeyi iki sendika yöneticimiz, avukatımız ve bir işçi arkadaşımız gerçekleştirdi. Görüşmede tekrar Veysel Cingöz’ün nereden edindiği belli olmayan ‘’kişisel, özel’’ WhatsApp yazışmalarımızın olduğunu tekrar edilmiştir ve avukatımızın suç olduğu uyarısı üzerine konuşma sürdürülmemiştir. İşe iade, KOD 29’un iptal edilmesi ve tacizci amirlerin depolardan gönderilmesi talebi iletildiğinde konunun kendisinden çıktığını, kendisi almak istese de Migros’un buna izin vermeyeceğini söylemiştir. Bu görüşme sonrası yüz yüze bir görüşmemiz olmamıştır, devamında birkaç telefon görüşmesi yapılıp talepler iletilmiş ve polis şiddetine son verilmesi ve sosyal medyada gerçek olmayan paylaşımların kaldırılması gerektiği söylenmiştir.

Tuncay Özilhan’ın villası önünde yapılan eylem sonrasında sorunu müzakere zemininde çözmek istediğimizi, dostlarımızı aracı koyarak Migros yönetimine ilettik. Sendikamızın ricası ile Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Migros avukatı ve yöneticileri ile bir arabuluculuk girişimi oldu. Bu iyiniyetli çabalardan da olumlu bir sonuç çıkamadı.

8 Nisan günü tekrardan ricamız üzerine Haluk Levent’in aracı olduğu ve Migros CEO’su Özgür Tort’la yaptığı toplantıdan da tarafımıza olumlu bir dönüş olmamıştır.

Sendikamız daha önceki direnişlerdeki tüm alacak davalarını kazanmıştır ve 25/2 maddesini kaldırtmıştır. Buna rağmen tüm direniş süreçlerinde Migros yönetimi benzer açıklamalar ile mahkeme sonucunda alınacak olan tazminatları haksız kazanç ve uçuk rakamalar olarak nitelemektedir.

Migros mağazalarında ve depolarında taşeron çalışma, Us-Grup patronu Veysel Cingöz, MBM patronu Mehmet Emin Meriç ve Migros CEO’su Özgür Tort tarafından yaygınlaştırılmaktadır. Bu isimlerin direniş süreci boyunca, Koç Holding bünyesindeyken kurdukları ilişkileri Migros’ta da devam ettirmesi ile Anadolu Grubu’nu ve Tuncay Özilhan’a sürecin aktarımı ve çözümü noktasına dair de manipüle ettiğini düşünmekteyiz.

Direnişin talepleri ve çözümü nettir. Hem çözüm önerilerimizi hem de taleplerimizi ısrarla birçok kanaldan Migros yönetimine ve Anadolu Grubu’na iletmekteyiz. Migros gibi bir markanın yalan beyanlarla 22 işçinin hak mücadelesini, tüketicinin sağlıklı gıdaya ulaşım hakkını, her vatandaşın anayasal hakkı olan protesto hakkını hiçe sayarak yazdığı metin ve pratik tutumları ile manipüle etme girişimlerini, devletin zor aygıtları ile direnişi bastırmasını kınıyoruz. (DGD-Sen sitesinden alınmıştır)

emek.org.tr

 

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar