İnsan Hakları Derneği kurucularından Sacide Çekmeci’yi yitirdik

12 Eylül döneminde cezaevlerinde direnenlerin sesi, insan hakları savunucu, İnsan Hakları Derneği’nin kuruluşunun emektarlarından Sacide Çekmeci, tutsakların ‘Sacide Anne’si 15 şubat 2018 de 91 yaşında yaşamını yitirdi. Bir mücadele kadını olan Sacide Çekmeci, diğer tutsak yakınları ve anneler gibi 12 Eylül döneminde çok baskı gördü, dayak yedi, joplandı ve acılar çekti. Sacide Çekmeci, 12 Eylül […]

12 Eylül döneminde cezaevlerinde direnenlerin sesi, insan hakları savunucu, İnsan Hakları Derneği’nin kuruluşunun emektarlarından Sacide Çekmeci, tutsakların ‘Sacide Anne’si 15 şubat 2018 de 91 yaşında yaşamını yitirdi.

Bir mücadele kadını olan Sacide Çekmeci, diğer tutsak yakınları ve anneler gibi 12 Eylül döneminde çok baskı gördü, dayak yedi, joplandı ve acılar çekti. Sacide Çekmeci, 12 Eylül cuntasının işkence, baskı ve hukuk dışı uygulamalarına karşı doğan direnişçi aileler geleneğinin yaratıcılarındandır. Çekmeci, cezaevi cezaevi gezerek, cezaevlerindeki tüm tutuklulara sahip çıkan bir insan hakları savunucusuydu. Çekmeci, bu yüzden tutuklularca ‘Sacide Anne’ diye tanınıyordu. Sacide Çekmeci o dönemde yaşadıklarının bir kısmını ‘Nizamiye Kapısında’ isimli kitabında dile getirmiştir…

Sacide Çekmeci’nin 12 Eylül dönemi hapishanelerini ve mücadeleyi anlattığı Nizamiye Kapısında isimli kitabı.

Eski İHD Başkanı Akın Birdal’ın, gazete Duvar’da Sacide anne ile ilgili yazdığı yazıyı yayınlıyoruz.

Akın Birdal: Gönül kırıklığıyla gittiler…

“Yıl 1986, 17 Temmuz günü Ankara’da Mülkiyeliler Bahçesi’nde 98 kişi bir araya geldi. İdamlara, işkencelere, zindanlara, darbe ve savaşların yıkımına karşı birlikte mücadeleye karar vermişti. İmzalar atıldı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) kuruldu. Artık kimse acıları ve öfkeleriyle yalnız kalmayacaktı. Birlikte itiraz edecek, birlikte mücadele edeceklerdi. Hüzünlü anneler, babalar, eşler ve kendi alanında yetkin yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler, öğretmenler ve halkın dostu aydınlar hep birlikte hak ve özgürlükleri savunma, koruma ve geliştirme kararı aldılar.

Annelerin çoğu, gençliklerini, belki de en güzel yaşanabilecek günlerini emniyet, hapishane kapılarında ve yollarında geçirdiler.

Sacide Çekmeci de onlardan biriydi. 12 Eylül askeri darbe sonrası evlatlarını arayan, cezaevi kapılarını aşındıran annelerden biri de oydu. Oğlu Sualp Çekmeci, darbe sonrası cezaevine girmiş ve 11 yıl kalmıştı. Anneler, cezaevleri kapılarının, işkence hanelerinin önünde tanıdılar birbirlerini. Dertleştiler, ağlaştılar ama artık yalnız değillerdi. Ve beraber yürümeye karar vermişlerdi. Cezaevlerinde yatanların artık hepsi onların kızları ve oğullarıydı. Cezaevinde de olsalar evlatlarının haklarının olduğunu biliyorlardı. İşte bu haklarının ve onurlarının korunması için yılmadan, usanmadan karda kışta direndiler. Bir araya gelişleri onları kuvvetlendirmiş, umut ve direniş gücünü arttırmıştı. İnsan Hakları Derneği’nin kuruluşunda öncü oldular.

Sacide Anne de en önde olanlardan biriydi. Dokuz gündür yattığı Samatya Hastanesi’nde önceki gece yaşama veda etti.

Onlar kimsenin diline, dinine, cinsiyetine, kimliğine, etnik ya da siyasal statüsüne bakmaksızın herkes için insan hakları istediler. Tüm siyasiler için genel af istediler. Düşünceye özgürlük istediler. Herkes için yaşam hakkı ve barış hakkı istediler. Kampanyalar, yürüyüşler düzenlediler. Cezaevinde insan haklarına ve onuruna dayalı düzenlemeler istediler. İnsanlığa karşı suç oluşturan işkenceye karşı çıktılar. Kayıplarını aradılar. Yaşadıkları tanıklıklar için susmadılar. Ezilenler, emekçiler, ötekileştirilenler ve yok sayılanların yanında oldular,

Bu yolda öldürüldüler, Yaralandılar. Cezaevlerine girdiler. Sürgünlere gittiler, Tehdit edildiler. Sövüldüler, dövüldüler. Ama yılmadılar. Herkes için insanca yaşanılabilecek bir ülke istediler.

Sacide Çekmeci ile yola çıkıp da bugün aramızda olmayan kurucularımızı saygıyla anmak istiyorum.

Leman Fırtına, Şaziment Şülekoğlu, Melahat Sarptunalı, Gülten Akın, Jülide Gülüzar, Şirin Tekeli, Vahide Açan, Perihan Akçam, Gülizar Çağlayan, İsmet Pekdemir, Didar Şensoy, Merih Sezer, M. Ali Aybar, Aziz Nesin, Ali Aydemir, Nusret Fişek, Cahit Talas, Ahmet Tahtakılıç, Niyazi Ağırnaslı, Aydın Aybay, Suphi Gürsoytırak, İbrahim Açan, Halit Çelenk, Yücel Akıncı, Kemal Keleşoğlu, Ali Bozkurt, Bekir Doğanay, Hamdi Konur, Emin Galip Sandalcı, Aslan Başer Kafaoğlu, M. Tali Öngören, Haldun Özen, İbrahim Tezan, İbrahim Yetkin, Veli Devecioğlu, Recep Cüre ve Alpay Kabacalı.

Yitirdiklerimizi unutmamalıyız. Unutturmamalıyız. Her gün değil, her an hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği, askıya alındığı bir ülkede onların anılarının unutulması hak ve özgürlük mücadelesinden uzaklaşmak anlamına gelir ki bu da olası değildir. Hak ve özgürlük kazanımlarının elde edilmesinde büyük emek vermiş ve bu yolda yaşamını yitirmiş olanlarımızı, değerlerimizi bugün daha çok anmalıyız, saygı duymalıyız ki onların kazanımlarını koruyabilelim.

Yitirdiklerimizin her birinin acısını yaşadık, yaşıyoruz ama en kötüsü de uğruna mücadele edilmiş bir hayalin gerçekleşmeden ve görülmeden gidilmesi değil mi? İşte hüznün bize verdiği yük de budur.

Üstte ismini sıraladığımız kurucularımızın, insan hakları bahçesinin renkleri arasında özgürce gezilebilecek günlerde, onların anıları ve anıtları arasında buluşacağız. Yeter ki eğik başla gezmeyelim.

Not: Eksik ya da atlanmış kurucu üyemiz olmuşsa bağışlanmamızı dileriz.”

emek.org.tr

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar