Çocuk dünyasında tiyatro

Olcay KARAY yazdı. 25 Mayıs 2019 Cumartesi günü İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezinde sahnelenen “Hamlet ve Paytak Şükrü” adlı tiyatro oyunu ile ilgili konuk yazarımızın yazısını yayınlıyoruz. Çocuklara ve onların dünya deneyimlerine, kendimi bildim bileli yüksek derecede önem veririm. Çocuk tiyatrosu ise, bir çocuğun bütün melekelerini açığa çıkaracak güçte önemli araçlardan biridir bana göre. Nitelikleri değişken […]

Olcay KARAY yazdı. 25 Mayıs 2019 Cumartesi günü İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezinde sahnelenen “Hamlet ve Paytak Şükrü” adlı tiyatro oyunu ile ilgili konuk yazarımızın yazısını yayınlıyoruz.

Çocuklara ve onların dünya deneyimlerine, kendimi bildim bileli yüksek derecede önem veririm. Çocuk tiyatrosu ise, bir çocuğun bütün melekelerini açığa çıkaracak güçte önemli araçlardan biridir bana göre.

Nitelikleri değişken olsa da, yaşadığımız toplumda üretilegelen sanat eserleri ve eleştirileri, kültürel hegemonyaların mengenesinde, ya canhıraş sahipleniliyor, ya da faydasız görülüp uzak durulup önemsenmiyor. Çocuk tiyatrosu ve edebiyatı da biraz bu önemsenmemenin kurbanı. Zaten belirleyici oranda çocukların kitap ile ilişkisi, sadece gece uyumaları için ile sınırlı. Fakat sabah uyandıranlar da gerekli. Hayal gücünü ateşleyen ve uyandıranlar kuşağından olduğuna kanaat getirdiğim bir oyundan bahsedeceğim;

Geçen hafta sonu İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde, içinde dostlarımın da olduğu “Dünya Bir Sahnedir” tiyatro topluluğunun “Hamlet ve Paytak Şükrü” oyununu, sanırım yüzlerce çocuk ile birlikte iki seans arka arkaya izledim.

Oyun, bir burjuva aile tarafından, hayvan fetişizmine maruz bıraktıkları “hamlet” isimli kedinin, günün birinde kaybolup sokağın soğuk yüzüyle tanışması ve oradan gelişen bir dayanışmanın hikayesi.

Bu dayanışmanın diğer koruyucu kahramanı, sahip edinildiği ailesi tarafından, sonradan sakat olduğu fark edilince sokağa atılan sokak köpeği “Paytak Şükrü”. Oyunun, çocuklara yaşamı hayvanların gözünden gösterme kaygısı kısa sürede karşılığını buldu. Oyundaki “kötü adamlara” karşı, salondaki çocukların refleksi bunu fazlasıyla göstermişti. Hatta yanımdaki 7 yaşlarında bir çocuk, “aa onlar da birbirlerine abi, abla ve isimleriyle sesleniyorlarmış” diyerek, küçük çaplı bir şaşırmayla empati yeteneğine güzel bir sayfa daha eklemiştir diye umut ediyorum.

Oyun boyunca çocukların dünyasına girmek isteyen tiyatro üyelerinin attıkları tohum bence yeterince güçlüydü. Oyundaki Edmond Rostand / Cyrano de Bergerac kitabından alıntılanan “istemem eksik olsun” tiradı da, bence çocuk temasına zeval getirmediği için, yetişkinlere hitaben güzel bir detaydı. Teknik olarak ufak tefek aksaklıklar olsa da başarılı bir işti. Sadece oyunun süresini fazla buldum ve bazı sahneleri özellikle “yetenek neymiş” yarışmasındaki bazı popüler kültür eleştirileri de bence fazla olmuştu. Keza kaybolan kediye para ödülü ile sakat olan köpeğin sokağa terk edilmesi hikayesi, yaşamların metalaşıp “şeyleştirilmelerini” açıklamakta kanımca yeterli etkiye sahip.

Ayrıca, müzik kullanımı ve kostümler son derece başarılıydı.

Dayanışma esaslı “sivil bir inisiyatif” olarak hayatını sürdüren platform üyelerinin sergilediği performans görülmeye değerdi.

Olcay KARAY

  

emek.org.tr

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar