1 MAYIS ve İŞÇİ SINIFI; NASIL BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ?

Kapitalist-emperyalist ilişkiler biçimi yeni özellikleri ve saldırganlıklarıyla; insanlığı yeni bir yıkım dalgasıyla aynı zamanda da yeni içeriklerle mücadele sürecine sokmuştur. Dünya işçi sınıfı da bu sorumluluktan azade değildir. Bu yeni bir dönemdir ve tartışılmaktadır. 1 Mayıs günleri de bu tartışmayı alevlendirir…

EMEĞİN SÖZÜ:

1 MAYIS ve İŞÇİ SINIFI; NASIL BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ?

Ülkemizde, Ortadoğu’da ve dünyada kapitalist-emperyalist sistem egemenliği altında dünya halkları ve işçi sınıfı; yoğun sömürü ve baskılar altında insanlık dışı yaşam koşullarında tutulmaktadır.

İnsanlığın ürettiği tüm olumlu doğru değerlerin, kurumsal kazanımların yerle bir edildiği karanlık bir süreç yaşadığımızı hepimiz kabul ederiz…

Bir gerçekliğimiz de işçi sınıfının ekonomik, demokratik politik örgütlenme ve mücadele bakımından çok gerilere düşüldüğü ve iç dinamiklerimizin büyük ölçeklerde bünyesel bozulmalara uğratılarak tahrip edildiğidir. Bu tarihsel dalgayı kırmış da değiliz…

Kapitalist emperyalist ilişkiler biçimi yeni özellikleri ve saldırganlıklarıyla, insanlığı yeni bir yıkım dalgasıyla aynı zamanda da yeni içeriklerle mücadele sürecine sokmuştur. Dünya işçi sınıfı da bu sorumluluktan azade değildir. Bu yeni bir dönemdir ve tartışılmaktadır. 1 Mayıs günleri de bu tartışmayı alevlendirir…

Nesnel durum şudur; ABD emperyalizmi ve işbirlikçileri bölgesel savaşları dayatarak; kentler, doğa ve toplumsal yaşam düzenekleri yıkıma uğratılırken, tüm dünyada yeraltı ve yer üst zenginlik kaynakları da açıktan işgal edilerek yağmalanmaktadır. Yaş, cinsiyet, ırk, ulus, din-inanç açılardan hiçbir ayrım göstermeden; insanı, işçiyi, işçi sınıfını da tahrip eden sistem, insani yıkımlarla süreci yaşamaktadır.

Filistin-Gazze yıkımı ve soykırım katliamları; Irak savaşı, Ukrayna-Rusya savaşı, Suriye komploları, İran savaşı ve Küba gibi ülkelere yönelik işgal ve yıkım tehditlerini öfkeyle izledik ve insanlık dışı gelişmeleri hissettik.

Diğer nesnel bir durum da şudur. İşçi sınıfı bağımsız sınıf örgütlerinden yoksun oluşunu dünya ölçeğinde sürdürmektedir. Tarihsel olarak işçi sınıfının varlığı ve üretimdeki rolü bitmemiş ve aksine devam etmektedir. Yakın zamanda işçi sınıfının öz dinamikleriyle bağımsız ekonomik sosyal ve siyasal yapılar kurarak alternatif toplumsal düzen umudunu ortaya koyma yetenek ve becerilerinden, özellikle örgütlenme yeteneğinden yoksunluğunu izliyoruz.

Elbette birçok ülkede sergilenen mücadele ve direnişleri de görmemezlik edemeyiz.

Ancak emperyalist saldırganlığa ve savaşlara karşı, özellikle de emperyalist çok uluslu şirketlerin ve finans sermayenin giderek yoğunlaşan sömürü ve baskılarına karşı programatik ve stratejik örgütlenme ve mücadele tarzları üretmekten; uluslararası işçi sınıfı dayanışması göstermekten uzak işçi sınıfından söz ediyoruz. Devrimci sosyalist hareket bundan bağımsız değildir.

Genel somut durum bu ve özetle ülkemizde de aynı durum söz konudur. İşçi sınıfını kimi sektörlerdeki bölüklerinin sendikalaşması, direniş ve hak mücadelesi; aynı zamanda başta Kürt ulusal demokratik kurtuluş mücadelesinin ivmesi ve mücadele ivmesi ve genel demokratik toplumsal muhalefet; bu çok olumsuz tablonun belki de umut veren olumlu ileri örneklerini bize sunmaktadır.

Kürt halkının sergilediği mücadele ve izlediği rota somut kazanımlara dönüşmese de Suriye somut kazanımı önemsenmelidir. Kürt özgürlük hareketinin işçi sınıfına ve ideolojisine mesafeli oluşu, “emek sorunlarını rafa kaldırması ve sınıf eksenli mücadele dışında yürümesi” sorun alanlarıdır. Kapitalizmi, finans sermaye egemenliğini emek çıkarları ekseninde hedefe almayan hareketin geleceği, demokrasi ve sistem içi reformizmden öteye bir umut vermemektedir.

Bu noktaların bilincinde olunarak, Kürt hareketiyle demokratik içeriği ve duruşu nedeniyle dayanışma içerisinde olunmalıdır. Elbette bunu da emeğin politik hareketi düzenleyecektir.

Aynı zamanda DEM parti muhalefetinin tutuk oluşuna rağmen, AKP iktidarını hukuksal-sosyal reformlar konusunda sıkıştırması da anlamlıdır.

Öte yandan CHP öncülüğündeki reformist muhalif hareketlilik ve talepleri ve toplumsal evrim açısından özellikle ülkeye dayatılan gerici dini yaşam tarzı ve egemenlik biçimi düşünüldüğünde laik ve demokratik hukuk talepleri de son dönemin en önemli toplumsal hareketidir. Konu önemle ele alınmalı ve bu olumlu kabarma çok iyi değerlendirilmelidir. Dayanışma ve eleştiriyle eksik ve zaaflı yanları giderilebilir…

Kürt ulusal demokratik hareketinin Türkiye’deki demokratik kabarış ile ittifakı önündeki engeller, isteksizlik ve “kışkırtılan milliyetçilik” etkileri aşılmalıdır. Birlik, dayanışma, güven uyandırma; toplumsal demokratikleşme ve iktidarın da demokratikleşmesine katkı sunacaktır. Bu durumun, işçi sınıfının örgütlenme düzeyi ve mücadele gücüyle sağlanabileceği gerçeğinin altını çizelim. Politik yapılardaki gerilik ve zayıflık bu kanalın güçlenmesiyle ileri kazanımlara ulaşabilecektir.

Ancak işçi sınıfı ve emek dostu politik hareketlerin bir sorun alanı şudur. Kesinlikle iktidar sorununu bir kenara bırakmadan işçi sınıfının ekonomik, demokratik politik örgütlenmesi öne çekilmelidir. Önemli bir zayıflıktan da bu anlamda söz edilmelidir. Elbette güncel demokratik ekonomik mücadele yanı sıra siyasal iktidar mücadelesi ve talepleri programatik sistematiğin ana başlığı olarak topluma sunulmalı ve savunulmalıdır.

1 Mayıs günlerinde işçi sınıfının içine girdiği hava, örgütlenme ve mücadele ivmesini ve içeriklerini bu düzeylerde öne almak, doğru yaklaşım olacaktır.

Özellikle işçi sınıfı kitleleri içerisinde ve sendikal-politik örgütlenmede, İşçi komiteleri hareketini savunmak ve uygulamak önemlidir.

Bu zeminden yaratılacak örgütlenmeler, ekonomik-demokratik-politik taleplerin peşine düşerken ana ekseni yani iktidar talebini ve demokratik sosyalist cumhuriyet fikrini de temel almalıdır.

Yoksulluk, açlık, adalet sorunu, hukuksuzluk, kayyumlarla halk iradesinin hiçe sayılması, rantiye oyunları ve sömürünün artması, madencilikle doğanın yağmalanması, ormanların yok edilmesi, fosil enerji kaynaklarından vazgeçilmemesi, kadın cinayetleri, gerici dini tarikat ve örgütlenmelerin teşvik edilmesi… tüm bunlar işçi sınıfının sınıfsal perspektifleri ve programatik yaklaşımlarıyla, örgütlü mücadeleyi yükseltmesi kaçınılmazdır.

1 Mayıs günlerinde, işyerlerinde işçi komiteleri/birlikleri örgütlenmesini ve demokratik-politik mücadeleyi yükseltmeleri noktasını öne çıkarmalıyız. İşçi birlikleri işyerlerinde örgütlenirken, yaşama alanlarında her türlü ekonomik, demokratik, sosyal, eko-kırım, cinsiyet ayrımcılığı, kadına şiddet-erkek egemen kültür, işçi sağlığı, eğitim sistemi ve çocuk işçilik vb. konularını da birlikte değerlendirmek ve mücadele konusu yapması kaçınılmazdır. Örneğin, “Yerel yönetimlerde iktidar olma” esprisini de programatik olarak öne çekmek ve çalışmalarını artırmak çok önemli bir çalışmadır ve bu; toplumsal iktidar mücadele alanını  doğru değerlendirme anlamı taşır.

Her 1 Mayıs dönümü, işçi sınıfını eleştirel yaklaşımlarla kendisini ve ittifak güçlerini değerlendirmeye aldığı zamandır.

Örgütlenme-mücadele ve dayanışma konuları bir kez daha sorgulanmalı; sistemin sendikal alandaki etkileri ve işçi sınıfı üzerindeki çok yönlü hegemonyası sorgulanmalıdır.

Bu işlem ve öneriler; doğru örgütlenme ve mücadeleyi ve programı da ortaya çıkaracaktır.

Emek.org.tr

 

 

 

İlgini çekebilecek diğer içerikler