Doğa ticari yatırım alanı değildir!
19 Mart 2026 tarihinde yayımlanan torba kanun ile Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişiklikler, iddia edildiği gibi doğayı korumaya yönelik bir düzenleme değildir.
İklim Adaleti Forumu açıklamasında bu konu şöyle vurgulanıyor: “Korunan alanlar altyapı ve turizm projelerine açılmakta, tahsis yetkileri Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nde toplanarak işletmeler özel şirketlere devredilmektedir. 99 yıla kadar uzatılabilen intifa haklarıyla, bu alanlar tahsis edilebilir, kiralanabilir ve gelir üretmesi beklenen şantiyelere dönüştürülmektedir.”
Milli parkları, ormanları ve bir bütün olarak doğayı yapılaşmaya açan düzenlemeler de birer birer yürürlüğe giriyor. 21 ilde orman sınırlarının daraltılmasının ardından Milli Parklar yasasında da toplum ve tabiat aleyhine değişiklikler yapıldı.

İklim Adaleti Forumu, geçtiğimiz hafta 23.03.2026 günü Antalya’da Bu anlamda Milli Parklar Yasasındaki değişikliğe ilişkin basın açıklaması yaptı.
Antalya Barosu, Arkeologlar derneği, Mülkiyeliler birliği, Eğitimsen, Temiz Çevre derneği, CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı ve yurttaşların katılımıyla Antik kent Thermessos girişinde yapılan eylemde; yeni yasa ile ormanların ticarileştirildiği ve işletmelerin yağmasına açıldığının ve buna karşı mücadeleye devam edileceği vurgusu yapıldı.
Açıklama şöyle:
Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Katılımcılar;
Bugün burada, İklim Adaleti Forumu adına, doğanın temel haklarını savunmak ve kapımızdaki büyük bir ekokırım tehlikesine karşı sesimizi yükseltmek için bir araya geldik.
19 Mart 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ve yürürlüğe giren torba kanun ile Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişiklikler, iddia edildiği gibi doğayı korumaya yönelik bir düzenleme değildir. Bu yasa, koruma kılıfı altında, korunan alanların fiilen tasfiye edilmesidir. Bugün milli parklar, tabiat parkları ve diğer korunan alanlar kağıt üzerinde hukuken varlığını sürdürüyor gibi görünse de; yapılan bu değişikliklerle içleri sistematik biçimde boşaltılmakta ve kelimenin tam anlamıyla “korunamaz” hale getirilmektedir.
Bu bir reform değil; koruma rejiminin kökünden sökülüp atılmasıdır. Yasal değişikliklerin satır aralarına gizlenen yıkım mekanizmaları şunlardır:
- Bu yasa milli parkları şeklen kaldırmamakta ama milli parkların anlamını ortadan kaldırmaktadır. “Kamu yararı ve zaruriyet” gibi son derece muğlak istisnalarla, korunan alanlar için hayati olan Uzun Devreli Gelişme Planı şartı bertaraf edilmektedir. Yatırım kararları, koruma kararlarının önüne geçirilmektedir. Proje bazlı izinler, istisna kararlar ve plan muafiyetleriyle doğa, parça parça açılan bir kullanım alanına dönüştürülmektedir.
- Korunan alanlar altyapı ve turizm projelerine açılmakta, tahsis yetkileri Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nde toplanarak işletmeler özel şirketlere devredilmektedir. 99 yıla kadar uzatılabilen intifa haklarıyla, bu alanlar tahsis edilebilir, kiralanabilir ve gelir üretmesi beklenen şantiyelere dönüştürülmektedir. Mülkiyet görünürde devredilmese de kullanım hakkı parçalanmakta ve sınırlandırılmaktadır. Bu sıradan bir düzenleme değil; doğanın parça parça tahsis edilmesi, kamusal müştereklerimizin açıkça tasfiyesidir. Özellikle bulunduğumuz Akdeniz havzası gibi turizm baskısının ve ekolojik kırılganlığın zirvede olduğu bir bölgede, bu tahsisler taşıma kapasitesinin hızla aşılmasına ve ekosistemin çökmesine neden olacaktır.
Değerli Katılımcılar,
Bu yasa planlı bir kalkınma modeli sunmamaktadır. Aksine, kontrolsüz ve geri dönüşü olmayan bir tahribatın yolunu açmaktadır. Bu yaklaşım sonucunda; ormanlar parçalanacak, su havzaları zayıflayacak, ekosistemler çökecek ve afet riski artacaktır. Bu yasa, riski azaltmamakta aksine doğanın tam kalbine taşımaktadır.
Bugün sorulması gereken gerçek soru şudur: Bu alanlar gerçekten korunacak mı, yoksa sadece “korunan alan” adı altında kiralık mülklere mi dönüştürülecektir? Bu yasa ile birlikte cevap netleşmiştir: Korunan alanlar korunmayacaktır.
Dahası, bu yıkım politikaları sadece torba kanunlarla değil, bir gecede alınan idari kararlarla da üzerimize gelmektedir. Çok yakın zamanda, tek bir Cumhurbaşkanı kararı ile yüz binlerce metrekarelik ormanlık alanın bir çırpıda orman sınırı dışına çıkarılmasını unutmadık, kabullenmedik. Bu karar kapsamında en büyük kayıp Antalya’da yaşanmış; 6 ayrı bölgede yaklaşık 290 hektara yakın (yaklaşık 400 futbol sahası büyüklüğünde) orman alanı orman vasfı dışına itilmiştir.
Doğa bir yatırım alanı değildir!
Ormanlar, su havzaları ve yaban hayatı satılacak, kiralanacak ya da işletilecek varlıklar değildir!
Bu düzenlemeler ve kararlar yalnızca ekosisteme değil, toplumun ortak geleceğine ve yaşam alanlarımıza yönelmiş bir tasfiye hareketidir. İklim Adaleti Forumu olarak çok iyi biliyoruz ki; doğayı sermayeye tahsis eden bu politikalara karşı en büyük gücümüz yan yana durabilme irademizdir.
Meselenin teknik bir itirazın çok ötesinde, topyekûn bir yaşamı savunma mücadelesi olduğunun farkındayız. Bu yüzden; suyuna, ormanına, havasına sahip çıkan yöre halkıyla, meslek odalarıyla, ekoloji örgütleriyle ve tüm yurttaşlarla omuz omuza yürüyeceğimiz o büyük dayanışma zeminini örmeyi en temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bizi bekleyen bu ekolojik yıkımı ancak bir arada durarak, müştereklerimize sahip çıkarak ve omuz omuza mücadeleyi büyüterek durdurabiliriz.
Bugün buradan; kentine, ormanına ve müştereklerine sahip çıkan herkesi bu haklı ve meşru direnişin, bu ortak mücadele zemininin bir parçası olmaya çağırıyoruz.
Yaşamı ve geleceğimizi sermayenin insafına ve rant politikalarına teslim etmeyeceğiz! Müştereklerimizi hayatın her alanında, hep birlikte savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. 23.03.2026
İklim Adaleti platformu
emek.org.tr



