Ekoloji

KIYILARI YAĞMALANIRKEN… ANTALYA-GAZİPAŞA’DA NELER OLUYOR?

Haber ve fotoğraflar: Adnan ALİN

Dün, Antalya’da yapılacak olan 2026 dünya COP31 toplantısı amacıyla çalışmalar yürüten İkilim Adaleti Forumu 2. toplantısı yapıldı.

Antalya Barosunun öncülük yaptığı çalışmaya Karadeniz Karıncalar grubu, Antalya ilçelerinden birçok ekoloji grup temsilcileri, Antalya’dan meslek ve emek örgütleri temsilcileri, çevreciler; Kasım 2026 da yapılacak dünya COP31 toplantısı öncesinde hazırlıklar ve çalışmalar için bir araya geldi. Sayısı 10 u geçen Alt çalışma gruplarının oluşturulduğu ve ikinci bölümde de bu gruplar kendi toplantılarını yaparak çalışmalarını hakkında tartışma ve planlamalar içine girdiler.

Antalya Barosu Başkanı
Avukat Ali Çağdaş Bozaner açılış konuşması yaptı.

Toplantıda söz alarak Antalya Gazipaşa ilçesi ve bölgesindeki çevre felaketlerinden biri olan kıyı yağmacılığı ve kıyılar üzerindeki SİT vb koruma engellerinin kaldırılarak sermayenin yağmalamasına yol açıldığı gündeme getirildi. Adeta feryat edilerek gündeme alınan kıyı yağmacılığına örnek olan Gazipaşa ve orada yaşanan ve yaşanacak olan turizm adı altındaki doğa yıkımının COP31 gündemine taşınarak koruma önlemleri alınması istendi.

Gazipaşa’dan gelerek toplantıda söz alan emekli öğretmen duyarlılığını ve taleplerini sunduğu yazıyı olduğu gibi aktararak sizlerle paylaşıyoruz.

KIYILAR YAĞMALANIRKEN “SESSİZ CENNET” GAZİPAŞA’DA NELER OLUYOR?

Gazipaşa Hepimizin Platformu sözcüsü Hikmet Özkaya’nın konuşma metni:

“Gazipaşa Hepimizin Platformu” temsilcileri COP31 toplantısında…

“Ben Hikmet Özkaya. Emekli Öğretmenim. Gazipaşa Hepimizin Platformu adına söz alıyorum.

(Bizler, “sessiz cennet” ünvanıyla, Antalya’nın en doğusundaki ilçesi, Gazipaşa adına söz alıyoruz. Forumun ilk büyük buluşmasına da katılmıştık.

Antalya-Gazipaşa İlçemiz, yani yaşam alanlarımız uzun yıllar kara ulaşımının zor olması, havaalanı ve yat limanının açılmamış olması nedeniyle tüm doğallığını, tarımsal üretimini, balıkçılığını, yörük kültürünü ve birikimini korumuştu. Bu süreçte sonradan öğrendik ki, halkın hiç haberi olmadan, tüm yetkililerin dahil olduğu, kıyılarımızı dev otellere açma planları yapılıyormuş.

Şimdilerde de sürekli dağlarımızı, vadilerimizi GES ya da madencilik faaliyetlerine açma faaliyetleri sürdürülüyor. Her gün Gazipaşa dağlarında yeni bir ÇED süreci başlıyor…)

Bugün burada sizlerle paylaşmak istediğimiz konu, “ilçemizin kıyıları” konusudur.

Yapılan planlama ile (ilçemizin tüm kıyıları, evet) altını çizerek söylüyoruz, ilçemizin tüm kumsal kıyıları, karşılığı halk plajı olabilecek aralarda hiçbir boşluk bırakmadan (set halinde, sıra sıra) dev kütleli otellere bırakılmış durumda. (Öyle bir büfe, kabin gibi tekil birimler değil. Arada sokakların olduğu bir planlama değil.) Elli bin nüfuslu bir ilçenin en önünde, küçücük naif kıyılarda (sıra sıra ) dev otel adaları…

Bu planların iptali için farklı hukuk mücadelelerimiz şu ana kadar sonuç vermemiştir.

(2026 Kasım ayında COP31 yapılacak.) Bakın COP24’te ne kararlar alınmış… Bizzat Çevre Şehircilik (ve İklim Değişikliği) Bakanlığının sitesindeki bir paylaşımdan COP24’de Akdeniz’in çevresel korunması gibi (bölgesel) kararlar alındığını öğreniyoruz.

(Bakanlığın kendi ifadesine göre, Türkiye, Akdeniz’de entegre kıyı ve deniz planlaması alanında somut uygulamalar geliştiren ülkeler arasındaki yerini daha da güçlendirmiş.)

Cop24’ün yapıldığı tarihi hesap ettik, 2019 yılı. Tam da Gazipaşa kıyılarındaki adı “Koruma Amaçlı” olan, ama Akdeniz’ in bu en doğal kıyılarından birisi için yıkım planları olan bizim kıyı planlarımızın onay tarihi. Ne tesadüf değil mi? Bir yandan COP süreçlerinde Akdeniz kıyılarının korunması açıklamalarını yaparken, bir yandan (evinizin mutfağında) Akdeniz kıyınızda yıkım planları yapıyor olacaksınız…

Sitesinde bu yazıyı yayımlayan, bu yıl da “Antalya’da” ev sahipliği yapacak olan bakanlığa bu çelişkili tutumu, Cop31 sürecinde İklim Adaleti Forumu aracılığı ile gündeme taşınsın, yüzlerine vurulsun, doğa ve halk adına yapılan yanlış planlamadan geri döndürülmeye Antalya’da bakanlık adım atmaya zorlansın istiyoruz.

Uygulamadaki kıyı planlarına göre projelendiren dev oteller bizlerin uğraşı sonucu şu ana kadar ÇED süreçlerinden geçemedi. Selinus kıyısındaki dev oteli İDK sürecinde durdurabildik. Eşsiz Koru kıyımızdaki 4 otelin ÇED süreçlerine dava açabildik ve yapılan 2 keşif bilimsel açıklamalarla ve oybirliği ile ÇED olumlu kararını uygun bulmadı!

Buradan şu sonuç çok net bir biçimde ortaya çıkıyor. Bu planlamanın ortaya çıkardığı dev kütleler, onca yandaş çabaya karşın, korunan alan olan kıyılarımızda ÇED süreçlerinden geçemiyorlar.

Demek ki bu planların iptal edilmesi gerekiyor. Daha geç olmadan bunu artık Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görmesini istiyoruz.

NEDEN GAZİPAŞA KIYILARI COP31 SÜRECİNE TAŞINMALIDIR?

Maddeler halinde sadece birkaç başlık vurgulayacağız. Bu başlıklar o kadar çok ki…

1-Gazipaşa kıyıları “korunan alanlardır. Tüm kıyılar değişik derecelerde arkeolojik sit alanı ve eski tanımıyla doğal Sit Alanlarıdır. (Kadim 1. Derece arkeolojik sit alanı olan Selinus kalesinin bulunduğu tepe, tamamı 2. Ve 3. Derece doğal sit alanı olan eşsiz Selinus ve Koru kıyıları arasında bir kısrak başı gibi Akdenize uzanır.) Mevcut kıyı planlamasının getirdiği dev bloklar asla korunan alanlar olan kıyılarımıza uygun değildir.

2-Bu planlamanın yapıldığı tüm Gazipaşa kıyıları (kıyı özellikleri ve endemik türler açısından) “Önemli Doğa Alanı” statüsündedir.

3-Bu planlama ile yapılacak dev kütleler hemen arkadaki tarım alanlarını olumsuz etkileyecektir. Yarı tropikal iklimi olan ilçemizde tarım için olmazsa olmaz, deniz ve kara arasındaki hava akımı (set gibi) yüksek katlı, boşluksuz dev bloklarla kesilecektir. (Dev kütleli) otellerin baskısı zamanla (ülkemiz coğrafyasındaki konumu ve yarı-tropikal iklimi itibari ile çok özel olan) arkadaki tarım alanlarını yutacaktır. (Oysa tarım toprakları üretilemeyen evrensel varlıklarımızdandır.)

4-Yine Gazipaşa’da hangi parti olursa olsun, rant karşısında büyük bir siyasi işbirliği görüyoruz. Yerelde CHP’li belediye (de) büyük bir iştahla kıyı planlamasını destekliyor. Mücadele verdiğimiz 6 yıl boyunca doğanın, tarım alanlarının, yerel halkın, ilçenin sağlıklı geleceğinin, koruma kullanma dengesinin, siyasilerin hiçbirisinin umurunda olmadığını bizzat gördük.

Aslında aynı tarafta olmamız gerekirken iş arayan vatandaşlarımızla, özellikle sabahın 5’inde Alanya’daki otellere çalışmaya gitmek zorunda bırakılan kadınlarımızla ters düşürülmeye çalışıldık. Siyaset tüm bilimsel açıklamalara, konusunda uzman bilirkişilerin raporlarına rağmen rantın yanında durmayı sürdürüyor. Bunu yaparken de bizi, yani emek mücadelesi verenlerle, çevre mücadelesi verenleri aynı tarafta olmamıza rağmen, karşı karşıya özellikle getiriyor.

5-Gazipaşa kıyıları Akdeniz’in son doğal kıyılarıdır. Kıyıdaki eşsiz jeomorfolojik oluşumlarıyla, deniz içinde havalı deniz mağaralarıyla Antalya’nın doğu ilçeleri arasında Akdeniz Foklarına tek ev sahipliği yapan ilçedir. Deniz kaplumbağalarının, kum zambaklarının ve Sualtı Araştırmaları Derneğinin ve Doğa Derneğinin çalışmalarında başka onlarca endemik türe ev sahipliği yapan kıyılardır.

6-Türkiye kuraklık haritasında, en kritik bölgeler arasında ilçemiz olmasına rağmen, tüm bu dev oteller (kullanma sularını,) dev havuz sularını bile şebeke hattından sağlayacaklarını belirtiyorlar. Tüm ilgili kurumlar da belediyelerimiz de dahil olmak üzere bu ÇED raporlarına onay veriyor. Oysa ilçenin şebeke suyu sadece bir gözeden sağlanıyor. Gelecekte ilçe halkı için bile bu göze alarm verirken yetkililerin (onay aşamalarında) bu duyarsızlığını anlamak olanaksız…

Maddelerimiz böyle devam ediyor…

Evet, Gazipaşa Hepimizin Platformu olarak sosyal medyayı çok aktif kullanamadık, çünkü siyasetin her kademesi karşımızda ve rantın yanında oldu. İki dönemdir yerelde CHP’li yönetim olduğu için belirtiyoruz, CHP il örgütü ve CHP Genel Merkez ise yerel CHP’li yöneticilerin canhıraş desteği karşısında hep sessiz kaldılar… Bu durum diğer yerleşim birimlerindeki gibi yüzlerce, binlerce kişi ile alanlara inmemizi engelledi. Yanımızda durmak isteyen gençler mobbinge uğradı. Gençlerimizi bir yandan işsizliğe mahkum eden sistemin içinde, gençlerimizin bu çevre felaketine karşı durmaları, sosyal medyalarımızı kullanmaları kolay olmuyor.

Ama basında onlarca haberimiz yayımlandı. (İlçe ve Antalya yerel basınımıza buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. )

Ve bizlerin gayreti ile henüz çivi çakılamadı. Yani henüz geç kalınmış değil.

Bu bir avantaj. (Bizler birçok yerde olduğu gibi yapılar gözle görünür olmadan, doğa henüz yara almadan planlama aşamasında tepki gösterdik. )

Bütün içtenliğimizle, bu forumda sizlere, koruma bilinciyle içimizi döktük…

Bu nedenlerle;

Gazipaşa kıyılarında süren rant yağmasının doğa (adına), iklim (adına), yerel halk ve tarım toprakları adına, (bir ilçenin kültür birikimi adına) 2026 COP31 sürecine taşınmasını, Akdeniz kıyılarında hala tüm doğallığını koruyan bir ilçeye bağıra bağıra gelmekte olan bir yıkımın İklim Adaleti forumunun yayınlarında yer almasını istiyoruz.

Saygılarımızla…”

emek.org.tr

Doğa ticari yatırım alanı değildir!

19 Mart 2026 tarihinde yayımlanan torba kanun ile Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişiklikler, iddia edildiği gibi doğayı korumaya yönelik bir düzenleme değildir.

İklim Adaleti Forumu açıklamasında bu konu şöyle vurgulanıyor: “Korunan alanlar altyapı ve turizm projelerine açılmakta, tahsis yetkileri Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nde toplanarak işletmeler özel şirketlere devredilmektedir. 99 yıla kadar uzatılabilen intifa haklarıyla, bu alanlar tahsis edilebilir, kiralanabilir ve gelir üretmesi beklenen şantiyelere dönüştürülmektedir.”

Milli parkları, ormanları ve bir bütün olarak doğayı yapılaşmaya açan düzenlemeler de birer birer yürürlüğe giriyor. 21 ilde orman sınırlarının daraltılmasının ardından Milli Parklar yasasında da toplum ve tabiat aleyhine değişiklikler yapıldı.

İklim Adaleti Forumu, geçtiğimiz hafta 23.03.2026 günü Antalya’da Bu anlamda Milli Parklar Yasasındaki değişikliğe ilişkin basın açıklaması yaptı.

Antalya Barosu, Arkeologlar derneği, Mülkiyeliler birliği, Eğitimsen, Temiz Çevre derneği, CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı ve yurttaşların katılımıyla Antik kent Thermessos girişinde yapılan eylemde; yeni yasa ile ormanların ticarileştirildiği ve işletmelerin yağmasına açıldığının ve buna karşı mücadeleye devam edileceği vurgusu yapıldı.

Açıklama şöyle:

Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Katılımcılar;

Bugün burada, İklim Adaleti Forumu adına, doğanın temel haklarını savunmak ve kapımızdaki büyük bir ekokırım tehlikesine karşı sesimizi yükseltmek için bir araya geldik.

19 Mart 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ve yürürlüğe giren torba kanun ile Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişiklikler, iddia edildiği gibi doğayı korumaya yönelik bir düzenleme değildir. Bu yasa, koruma kılıfı altında, korunan alanların fiilen tasfiye edilmesidir. Bugün milli parklar, tabiat parkları ve diğer korunan alanlar kağıt üzerinde hukuken varlığını sürdürüyor gibi görünse de; yapılan bu değişikliklerle içleri sistematik biçimde boşaltılmakta ve kelimenin tam anlamıyla “korunamaz” hale getirilmektedir.

Bu bir reform değil; koruma rejiminin kökünden sökülüp atılmasıdır. Yasal değişikliklerin satır aralarına gizlenen yıkım mekanizmaları şunlardır:

  1. Bu yasa milli parkları şeklen kaldırmamakta ama milli parkların anlamını ortadan kaldırmaktadır. “Kamu yararı ve zaruriyet” gibi son derece muğlak istisnalarla, korunan alanlar için hayati olan Uzun Devreli Gelişme Planı şartı bertaraf edilmektedir. Yatırım kararları, koruma kararlarının önüne geçirilmektedir. Proje bazlı izinler, istisna kararlar ve plan muafiyetleriyle doğa, parça parça açılan bir kullanım alanına dönüştürülmektedir.
  2. Korunan alanlar altyapı ve turizm projelerine açılmakta, tahsis yetkileri Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nde toplanarak işletmeler özel şirketlere devredilmektedir. 99 yıla kadar uzatılabilen intifa haklarıyla, bu alanlar tahsis edilebilir, kiralanabilir ve gelir üretmesi beklenen şantiyelere dönüştürülmektedir. Mülkiyet görünürde devredilmese de kullanım hakkı parçalanmakta ve sınırlandırılmaktadır. Bu sıradan bir düzenleme değil; doğanın parça parça tahsis edilmesi, kamusal müştereklerimizin açıkça tasfiyesidir. Özellikle bulunduğumuz Akdeniz havzası gibi turizm baskısının ve ekolojik kırılganlığın zirvede olduğu bir bölgede, bu tahsisler taşıma kapasitesinin hızla aşılmasına ve ekosistemin çökmesine neden olacaktır.

Değerli Katılımcılar,

Bu yasa planlı bir kalkınma modeli sunmamaktadır. Aksine, kontrolsüz ve geri dönüşü olmayan bir tahribatın yolunu açmaktadır. Bu yaklaşım sonucunda; ormanlar parçalanacak, su havzaları zayıflayacak, ekosistemler çökecek ve afet riski artacaktır. Bu yasa, riski azaltmamakta aksine doğanın tam kalbine taşımaktadır.

Bugün sorulması gereken gerçek soru şudur: Bu alanlar gerçekten korunacak mı, yoksa sadece “korunan alan” adı altında kiralık mülklere mi dönüştürülecektir? Bu yasa ile birlikte cevap netleşmiştir: Korunan alanlar korunmayacaktır.

Dahası, bu yıkım politikaları sadece torba kanunlarla değil, bir gecede alınan idari kararlarla da üzerimize gelmektedir. Çok yakın zamanda, tek bir Cumhurbaşkanı kararı ile yüz binlerce metrekarelik ormanlık alanın bir çırpıda orman sınırı dışına çıkarılmasını unutmadık, kabullenmedik. Bu karar kapsamında en büyük kayıp Antalya’da yaşanmış; 6 ayrı bölgede yaklaşık 290 hektara yakın (yaklaşık 400 futbol sahası büyüklüğünde) orman alanı orman vasfı dışına itilmiştir.

Doğa bir yatırım alanı değildir!

Ormanlar, su havzaları ve yaban hayatı satılacak, kiralanacak ya da işletilecek varlıklar değildir!

Bu düzenlemeler ve kararlar yalnızca ekosisteme değil, toplumun ortak geleceğine ve yaşam alanlarımıza yönelmiş bir tasfiye hareketidir. İklim Adaleti Forumu olarak çok iyi biliyoruz ki; doğayı sermayeye tahsis eden bu politikalara karşı en büyük gücümüz yan yana durabilme irademizdir.

Meselenin teknik bir itirazın çok ötesinde, topyekûn bir yaşamı savunma mücadelesi olduğunun farkındayız. Bu yüzden; suyuna, ormanına, havasına sahip çıkan yöre halkıyla, meslek odalarıyla, ekoloji örgütleriyle ve tüm yurttaşlarla omuz omuza yürüyeceğimiz o büyük dayanışma zeminini örmeyi en temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bizi bekleyen bu ekolojik yıkımı ancak bir arada durarak, müştereklerimize sahip çıkarak ve omuz omuza mücadeleyi büyüterek durdurabiliriz.

Bugün buradan; kentine, ormanına ve müştereklerine sahip çıkan herkesi bu haklı ve meşru direnişin, bu ortak mücadele zemininin bir parçası olmaya çağırıyoruz.

Yaşamı ve geleceğimizi sermayenin insafına ve rant politikalarına teslim etmeyeceğiz! Müştereklerimizi hayatın her alanında, hep birlikte savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. 23.03.2026

İklim Adaleti platformu

emek.org.tr

 

 

 

 

Mollakara İliç olmasın!

“Diyadin Mollakara bir altın madeni değil, bir doğa yıkımıdır!”

“Bu bir eko-kırım projesidir!”

Türkiye’nin farklı illerinden çevreciler, hukukçular ve yaşam savunucuları 29 Mayıs’ta Ağrı Diyadin’e gidiyor. Mollakara (Melleqere köyü) altın madenine karşı ortak ses yükseliyor:

Türkiye’nin farklı kentlerinde ekoloji alanında faaliyet yürüten çok sayıda örgüt, Ağrı’nın Diyadin ilçesi Mollakara (Melleqere) köyünde yapılması planlanan altın madeni projesine karşı 29 Mayıs 2025’te kitlesel bir açıklama için bir araya geliyor. DİSDER – Doğa İçin Sanat Derneği, DOĞÇEP – Doğu Anadolu Çevre Platformu, Diyadin Çevre İnisiyatifi, VAN ÇEVDER – Van Çevre Koruma Derneği ve Zilan Ekoloji Platformu’nun çağrısıyla düzenlenen eylemde “Diyadin – Mollakara İliç olmasın” denilecek.

Etkinlik, saat 14.00’te Mollakara (Melleqere) köyünde gerçekleştirilecek ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen çevre örgütleri, barolar, ekoloji inisiyatifleri, koalisyonlar ve yerel topluluklar maden projesine karşı tepkilerini dile getirecek.

Altın madeninin 470 hektarlık bir alanda, 3 ayrı ÇED bölgesi içinde faaliyet göstereceği belirtiliyor. Projede siyanürle altın ayrıştırması yapılacak. Murat Nehri ve kollarının tam ortasında, aktif fay hatlarının yakınında, ayrıca sönmemiş bir yanardağ olan Tendürek Dağı’nın eteklerinde konumlanmış olan bu alan için çevreciler “eko-kırım projesi” uyarısında bulunuyor.

Türkiye’nin dört bir yanından çevreciler Diyadin’de buluşuyor: Mollakara (Melleqere) İliç olmasın!    – Diyadin

Madenin en yakın yerleşim yeri olan Mollakara (Melleqere) köyüne uzaklığı yalnızca 190 metre. Projenin toplamda 6 köyü etkileyeceği belirtiliyor. Nihai ÇED raporuna göre 4 yıl sürecek işletme süresi, hazırlık ve kapatma çalışmalarıyla birlikte 8 yıla çıkacak; ancak ruhsat süresi 2022-2042 yıllarını kapsıyor.

Katılımcı kuruluşlar ve inisiyatifler

Basın açıklamasına destek veren ve katılacak olan kurumlar şunlardır:

Barolar:

Ağrı Barosu

Batman Barosu

Diyarbakır Barosu

Iğdır Barosu

Muş Barosu

Van Barosu

Çevre ve ekoloji örgütleri, inisiyatifler:

Ayvalık Doğa Koruma

Batman Çevre Gönüllüleri Derneği – TÜRÇEP

Bazid Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü

Bergama Sivil İtaatsizlik

BİNÇEV-DER (Bingöl Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Gençlik ve Sivil Toplum Geliştirme Derneği)

Bodrum Dağdaşlar Grubu

Bodrum Yurttaş İnisiyatifi

DEDEF Munzur Koruma Kurulu

Dirmil Kadın Kollektifi

DİSDER – Doğa İçin Sanat Derneği

Doğaya Güç Kat Ağı

Doğu Akdeniz Çevre Platformu

Doğubayazıt İş İnsanları Derneği

Ekoloji Birliği

Erciş Süphan Dağcılık Arama Kurtarma Sanat Kültür ve Doğa Koruma Derneği

Halkevleri Kent ve Ekoloji

Iğdır Emek ve Demokrasi Platformu

İÇAÇEP – İç Anadolu Çevre Platformu – TÜRÇEP

İHD Ağrı Şubesi

İHD Doğubayazıt Temsilciliği

İHD Iğdır Temsilciliği

İklim Adaleti Koalisyonu

İzmit Yerel Gündem 21 Çevre Kooperatifi

Kocaeli Çevre Platformu

Mardin Çevre, Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneği – TÜRÇEP

Muş Meşe Erozyonla Mücadele Doğa Koruma ve Ağaçlandırma Derneği – TÜRÇEP

MUÇEP – Muğla Çevre Platformu

MUÇEP – Datça

Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği

Muş Kültür Derneği

Muş Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası

Niğde Çevre Eğitim Kültür Derneği – TÜRÇEP

Polen Hareketi

Sarımlı Havzası ve Çevresi Doğal Mirasın Korunması Derneği

Süphan Dağcılık Çevre ve Ekoloji Politikaları Derneği

TÜRÇEP – Türkiye Çevre Platformu

UTGB – Ulusal Tarım Gıda Birliği

Van Erciş Zilan Çevre Platformu

Yaşam ve Dayanışma Yolcuları

Yeşil Direniş Gazetesi

Yeşil Yaşam İnisiyatifi

Zortul Çevre Grubu

Yaşam savunucuları, bu projenin uygulanması durumunda bölgedeki yaşam alanlarının geri dönülmez biçimde tahrip edileceğini belirterek şu çağrıda bulunuyor:

“Diyadin – Mollakara (Melleqere köyü) bir altın madeni değil, bir eko-kırım projesidir! Geleceğimizi yok etmeyin! Yeni bir İliç felaketi yaşanmadan bu projeyi iptal edin!” (Kaynak SERHAT NEWS )

Emek.org.tr

TTB, Afşin Elbistan Termik Santralini hukuksuzluk ve çevreye verilen zararlar nedeniyle yargı gündemine taşıdı.

Hukuksuzluk ve CED usulsüzlüğü, insan ve çevre sağlığına yıkıcı etkileriyle geri dönülemeyecek tahribatlara yol açıyor. 

Afşin Elbistan Termik Santrali artık çağdışı. Verdiği zararlar nedeniyle kapatılmalıdır. Kömür madenlerinde çalışanların ve madenlerin çevresinde yaşayanların sağlık ve güvenlik sorunları ile madenler nedeniyle ortaya çıkan çevre sorunları çok boyutlu incelenmelidir. Kömürlü termik santrallerinin sağlık açısından zararları bir yana, Afşin Elbistan Termik Santrali’nin mevcut haliyle yarattığı sağlık sorunları, olası riskler ve önlemlerin ÇED raporunda yer almamaktadır.

TTB, Çelikler Afşin Elbistan Termik Santrali Ek Üniteleri İçin Verilen “ÇED Olumlu” Kararının İptali Talebiyle Dava Açtı. TTB yargıya taşıdığı itirazın gerekçesini şöyle açıkladı, Çelikler Afşin Elbistan Termik Santrali:

“İnsan ve Çevre Sağlığı Açısından Telafisi İmkansız Zararlar Doğurmaktadır”

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Kahramanmaraş’ta Afşin Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ tarafından yapılması planlanan Çelikler Afşin Elbistan Termik Santrali V. ve VI. Ünite İlavesi ile ilgili verilen 27 Aralık tarihli “Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu” kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı.

Hukuksuzluğu ve usulüne uygun olmayan işleyişleri konu edinerek dava açan TTB dava dilekçesinde “ÇED olumlu” kararının hem ÇED sürecinin amacına hem de Çevre Kanunu ile ÇED Yönetmeliği’nin ilkelerine aykırılık taşıdığı belirtildi.

ÇED’in, ilgili tüm tarafların bir araya gelerek görüş, kaygı ve önerilerini ortaya koyabildikleri şeffaf bir süreç olması gerektiği ifade edilen dilekçede; öte yandan bilimsel nitelik taşıması, riskleri öngörerek alternatif çözüm önerileri sunması gereken raporda “yapılabilir, olabilir, karşılaşılırsa” gibi belirsiz ifadelerin yer almasının denetlenebilirlik ve öngörülebilirlik bakımından eksikliğe işaret ettiği kaydedildi.

TTB Web sitesinde yapılan açıklamaya göre, dilekçede şu noktalara dikkat çekildi:

Afşin Elbistan Termik Santrali’nin 1972 yılı programı yatırım projeleri içinde yer aldığı ve 1, 2, 3, 4’üncü ünitelerinin 1993 öncesi işletmeye alındığı gerekçesiyle ÇED sürecinden muaf olduğuna ilişkin karar hukuka aykırıdır. Dava konusu proje ile toplamda altı ünite olacak bu faaliyet için tek ÇED raporu hazırlanması, entegre proje planlamasının ve kümülatif etki değerlendirmesinin yapılmaması eksikliktir.

Hava kalitesi modellemesi ve emisyon sınır değerlere uyum noktasında yanlış verilere dayanılmış, yetersiz değerlendirme yapılmıştır. Tüm bu hukuka aykırılıklar ve bilimsel değerlendirmede düşülen yanlışlık, sadece çevre sağlığı açısından değil, insan sağlığı açısından da çok boyutlu sonuçlar doğurmaktadır.

Kömür madeninin üretilmesi sırasında meydana gelen başlıca çevre sorunları; yani arazinin bozulması, çevredeki manzaranın bozulması, su kaynaklarının zarar görmesi, tarım ve orman arazilerinin zarar görmesi, gürültü kirliliği ve hava kirliliği, erozyon ve toprak kayması, arazide meydana gelebilecek göçük ve çökmeler ile patlamaların yarattığı sarsıntıların ortak sonucu ekolojik yıkımdır. Ekolojik yıkımların sonucunda çöken ekolojik döngülerin uzun erimde insan sağlığı üzerinde geri dönüşümü olmayan sağlık etkileri söz konusu olacaktır.

Afşin Elbistan Termik Santrali artık çağdışı. Verdiği zararlar nedeniyle kapatılmalıdır. Kömür madenlerinde çalışanların ve madenlerin çevresinde yaşayanların sağlık ve güvenlik sorunları ile madenler nedeniyle ortaya çıkan çevre sorunları çok boyutlu incelenmelidir. Kömürlü termik santrallerinin sağlık açısından zararları bir yana, Afşin Elbistan Termik Santrali’nin mevcut haliyle yarattığı sağlık sorunları, olası riskler ve önlemlerin ÇED raporunda yer almamaktadır.

“Bedensel, zihinsel ve sosyal olarak tam bir iyilik hali” olan sağlık; yalnızca bozulduğu zaman düzeltilmesine yönelik hizmetin sunulmasını gerektiren bir değer değil, vücut bütünlüğü gibi saygı gösterilmesi ve korunması gereken bir değerdir. Dolayısıyla kişinin sağlıklı olması için bazı hizmetlerin sunulması değil, onun halihazırdaki sağlığını bozucu etkisi açık olan bir faaliyetin devlet eliyle yapılması önlenmelidir.

Afşin Elbistan Termik Santrali, hem mevcut üniteleri hem de dava konusu ek üniteleri ile insan ve çevre sağlığı açısından telafisi imkansız zararlar doğurmaktadır ve doğuracaktır. (Kaynak: 31.01.2025 134https://www.ttb.org.tr)

Emek.org.tr