tiyatro

 ‘Pembe Kimlik’ oyunu, 6 Eylül günü İzmir – Haldun Dormen Sahnesinde sahneleniyor. İzmirli ve yakın yerlerde yaşayan emek.org.tr izleyicisi dostlarımızın salonu doldurması, bir hastamızla dayanışma amacıyla da sahnelenen oyunu -maddi ve manevi yönleriyle- daha anlamlı kılacaktır.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezinde “Pembe Kimlik” isimli tiyatro oyunu sahnelendi. Tiyatro izleyicisi gözüyle izlenimlerimizi paylaşmak istedim.

Avcılar Kültür Sanat Derneği ve bünyesinde yer alan tiyatro oyuncuları, ‘kadın sorunları’ konusunda daha önce “Kadın Ölüm Meselesi”  ve şimdi de “Pembe Kimlik” oyunlarıyla; kendilerine zorla benimsetilmiş toplumsal cinsiyet rollerini sorguluyor, tartışıyorlar. İyi bir şey de yapıyorlar, bu rolleri reddediyorlar. ”Pembe Kimlik” oyununda da sadece kadın veya erkek değil, insan olma bilinciyle sorgulama ağır basıyor.

Oyun yazarı ve yönetmen Halil Kırkayak, sahnede bir yöntemle erkekleri sadece gösteriyor, onların sözlü diyaloglarına izin vermiyor. Aslında onlar baskın toplumsal cinsiyet rolleriyle zaten sürekli konuşuyor. Bu yöntem oyunu daha dikkat çekici hale getiriyor. Kadınların yaşadıkları ‘tanıdık’ olaylardan seçilmiş şiddet ve aşağılama örnekleriyle, aslında onların insanlık sınırları dışında yaşadıklarını ve duygularını hissettiriyor.

Erkeklerin günlük yaşamda yaptıklarını kadın dilinden sorular sorarak, insan cinsiyetleri arasındaki ilişkilerin geriliğini, erkek egemen davranışın sonuçlarını, insanlarda yarattığı tahribatı bilincimize kazıyor oyun.

Köhnemiş toplumsal yaşamlardan miras gelen ve ama halen çok etkileyen olgular olarak da yaşamımıza püskürtülen baskıcı anlayış ve davranışlar, bir kaç sahne darbesiyle davranışlarımızı sorgulamamızı da sağlıyor.

Yaşamın her alanında kadınların çektikleri ve başlarına gelenleri biliyoruz bilmesine de, kadınların erkekçil töre ve baskıları altında sevdalarını, aşklarını yaşarken neler çektiklerini sahnede yaratılan duygusal yoğunluğuyla hissetmek, oyunda taşındığımız diğer insani bir boyuttu. Başka seyircilerin bu duyguyu tatmalarını çok isterim.

Sahneye bakarken, bilincimize damlattıkları için oyun yazarı ve yönetmen Halil Kırkayak’a, bir tiyatro izleyicisi olarak çok teşekkür ediyorum.

‘Pembe Kimlik’ aslında basit şekillerde aşağılanmış insanın derinliklerinde neler yaşadığını, insanlık yaralarını anlatıyor. Ve oyunu seyrettikten sonra da, her anımızda ve yanımızda çirkin çirkin duran bu şeyleri kökten değiştirmek ve insana yakışır biçimde yeniden düzenlememiz gerekiyor diye düşünüyor insan. Bu değişimleri kendimizden ve çevremizden başlatmalıyız. Düşünce boyutlarımızı sarsarak ve cinsiyet farkı gözetmeden, bizi kendimize getiren ve biraz da toplumsal eylemciliğe doğru yüzümüzü çevirmemizi sağlayan Halil Kırkayak’a ikinci kez teşekkür etmeliyiz.

Duyurmak istiyorum. ‘Pembe Kimlik’ tiyatro oyunu, İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Sanat merkezinde sahnelendi. Şimdi İzmir’de sahnelenecek. Üstelik insani yanımıza da seslenerek, yönetmenimizin çok yakını (ve tabii ki bizim de) kanser hastası için dayanışma amacını da öne çıkararak…

‘Pembe Kimlik’ oyunu, 6 Eylül günü İzmir – Haldun Dormen Sahnesinde sahneleniyor. İzmirli ve yakın yerlerde yaşayan emek.org.tr izleyicisi dostlarımızın salonu doldurması, bu dayanışmayı maddi ve manevi yönleriyle daha anlamlı kılacak.

İyi seyirler…

emek.org.tr okuru

emek.org.tr

Olcay KARAY yazdı. 25 Mayıs 2019 Cumartesi günü İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezinde sahnelenen “Hamlet ve Paytak Şükrü” adlı tiyatro oyunu ile ilgili konuk yazarımızın yazısını yayınlıyoruz.

Çocuklara ve onların dünya deneyimlerine, kendimi bildim bileli yüksek derecede önem veririm. Çocuk tiyatrosu ise, bir çocuğun bütün melekelerini açığa çıkaracak güçte önemli araçlardan biridir bana göre.

Nitelikleri değişken olsa da, yaşadığımız toplumda üretilegelen sanat eserleri ve eleştirileri, kültürel hegemonyaların mengenesinde, ya canhıraş sahipleniliyor, ya da faydasız görülüp uzak durulup önemsenmiyor. Çocuk tiyatrosu ve edebiyatı da biraz bu önemsenmemenin kurbanı. Zaten belirleyici oranda çocukların kitap ile ilişkisi, sadece gece uyumaları için ile sınırlı. Fakat sabah uyandıranlar da gerekli. Hayal gücünü ateşleyen ve uyandıranlar kuşağından olduğuna kanaat getirdiğim bir oyundan bahsedeceğim;

Geçen hafta sonu İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde, içinde dostlarımın da olduğu “Dünya Bir Sahnedir” tiyatro topluluğunun “Hamlet ve Paytak Şükrü” oyununu, sanırım yüzlerce çocuk ile birlikte iki seans arka arkaya izledim.

Oyun, bir burjuva aile tarafından, hayvan fetişizmine maruz bıraktıkları “hamlet” isimli kedinin, günün birinde kaybolup sokağın soğuk yüzüyle tanışması ve oradan gelişen bir dayanışmanın hikayesi.

Bu dayanışmanın diğer koruyucu kahramanı, sahip edinildiği ailesi tarafından, sonradan sakat olduğu fark edilince sokağa atılan sokak köpeği “Paytak Şükrü”. Oyunun, çocuklara yaşamı hayvanların gözünden gösterme kaygısı kısa sürede karşılığını buldu. Oyundaki “kötü adamlara” karşı, salondaki çocukların refleksi bunu fazlasıyla göstermişti. Hatta yanımdaki 7 yaşlarında bir çocuk, “aa onlar da birbirlerine abi, abla ve isimleriyle sesleniyorlarmış” diyerek, küçük çaplı bir şaşırmayla empati yeteneğine güzel bir sayfa daha eklemiştir diye umut ediyorum.

Oyun boyunca çocukların dünyasına girmek isteyen tiyatro üyelerinin attıkları tohum bence yeterince güçlüydü. Oyundaki Edmond Rostand / Cyrano de Bergerac kitabından alıntılanan “istemem eksik olsun” tiradı da, bence çocuk temasına zeval getirmediği için, yetişkinlere hitaben güzel bir detaydı. Teknik olarak ufak tefek aksaklıklar olsa da başarılı bir işti. Sadece oyunun süresini fazla buldum ve bazı sahneleri özellikle “yetenek neymiş” yarışmasındaki bazı popüler kültür eleştirileri de bence fazla olmuştu. Keza kaybolan kediye para ödülü ile sakat olan köpeğin sokağa terk edilmesi hikayesi, yaşamların metalaşıp “şeyleştirilmelerini” açıklamakta kanımca yeterli etkiye sahip.

Ayrıca, müzik kullanımı ve kostümler son derece başarılıydı.

Dayanışma esaslı “sivil bir inisiyatif” olarak hayatını sürdüren platform üyelerinin sergilediği performans görülmeye değerdi.

Olcay KARAY

  

emek.org.tr

Tiyatro: “ÖLÜM KADIN MESELESİ”… Kadına yönelik şiddete son! .Çocuk istismarına hayır! Çocuk gelinlere hayır!

Yaşadığımız insanlık dışı olaylar bir kez daha tiyatro sanatının konusu oldu. Avcılar Kültür Sanat Derneği bünyesinde hazırlanan “ÖLÜM KADIN MESELESİ” isimli oyunla kadın şiddeti, çocuk istismarı konuları ele alınıyor.

Nurşen Alıcıer tarafından yazılan oyun, Tülin Aktaş yönetiminde sahneleniyor.

Oyuncular, provalarda canlandırdıkları kadınlara ve çocuklara yönelik tecavüz, şiddet, katledilme gibi olaylarının kendilerini çok etkilediklerini anlatıyor. Prova esnasında yüzler geriliyor, gerginlik yaşanıyor, canlandırılan insanlık dışı olayların etkisi ile göz yaşlarını tutamayanlar oluyor. Oyuncuların etkilendiği bu durumların toplumu etkilememesi düşünülebilir mi? Elbette etkiliyor, ancak olayların azalmasını da göremiyoruz. Bu kolay olmayacak, olay çok boyutlu ve toplumun hücrelerine sinmiş çünkü…

Hemen her gün yaşadığımız insanlık dışı davranışlar ve anlayışlar karşısında, bu sloganlarla ve protesto eylemleriyle tepkilerini ifade ediyor insanlarımız.

Kadınlara ve çocuklara yönelik taciz, şiddet ve yaşam hakkına yönelik saldırılar insanlığın utancıdır. Ancak bu bizde ve bize benzeyen ülkelerde giderek daha fazla yaşanıyor. Bu sapkın davranış ve anlayışların azalması, erimesi gerekirken aksine giderek artması insanlığın ciddi sorunlarından biridir.

Bu insanlığa ve insan onuruna yakışmayan zulüm ve vahşetten kurtulmalıyız.

Ülkemizde sürekli yaşadığımız bu toplumsal çürüme ve yozlaşma reddedilmelidir. Öncelikle insan olmanın gereğidir bu…

Kadına ve çocuğa insan olarak değer vermek, sevgi ve saygı göstermek işin başında geliyor. İnsanlar arasında eşitlikçi, özgürlükçü, insanın varlığına saygılı ilişkilerin egemen olduğu bir toplumsal sistemden yana olmak, temel insani değerler açısından da çok önemlidir.

Öncelikle toplumsal ilişkilerimize egemen olan ideolojik-kültürel anlayışları, tutumları sorgulamak ve eleştirmek durumundayız. Yaşadığımız bu insanlık dışı davranış ve düşünüş biçimleri yeni ortaya çıkmış değildir. Bir tarihsel geçmişi ve tarihsel toplumsal maddi nedenleri bulunuyor.

İçerisinde yaşadığımız toplumsal sistem ve değerler sistemi, insan yaşamına ve yaşama hakkına saygı gösteren, koruyan bir yerden değil; özellikle kadını ikinci sınıf insan gören, onu birçok insani haklara layık görmeyen anlayış ve kültürle ele aldığını biliyoruz. Çocukları da benzeri ilkel ve insani boyuttan yoksun olarak değerlendirdiğini biliyoruz. Artık insanın metalaştırıldığı ve değerler sisteminin ortaçağ anlayışlarıyla düzenlenmeye başladığının da bilincindeyiz. Bu kötü bir gidiştir.

Kapitalist toplumsal ilişkiler ve onun ayakta tuttuğu çağdışı-gerici kültürel değerler, bu sapkınlığı beslemeye devam ediyor. Bugünkü toplumsal sistem ve değerler sistemi toplamı, birlikte yaşadığımız insanlarımıza insanca yaşam koşulları sunamamaktadır. Bu konuda bir umut da vermemektedir.

Artık bu toplumsal sorun, sistem içi bir reform olayı boyutlarını aşmış, toplumsal sistemin ve değerler sisteminin bütünlüklü bir biçimde değiştirilmesi konusuyla ilişkili hale gelmiştir.

Cinsiyetinden dolayı ezilen, sömürülen ve hatta yaşam hakkı tanınmayan insanlarımızın bizim gibi hakları olduğunun bilincinde olmamız ve bu anlamda yaşanan kötülüklere de yüksek sesle itiraz ederek toplumsal dayanışmayı güçlendirmemiz, sorumluluklarımızdan sadece bir kısmıdır.

Kadınlara, çocuklara ve tercihleri farklı olan insanlara yönelik şiddet ve baskı, onların yaşama haklarına yönelik saldırılar karşısında daha fazla duyarlı olmalıyız.

ÖLÜM KADIN MESELESİ” adlı tiyatro, bu toplumsal sorunu bir kez daha önümüze koyuyor, düşündürüyor ve toplumsal sorumluluklarımızı hatırlatıyor.

ÖLÜM KADIN MESELESİ” oyunu, yalnızca insanlığımızın çürümesini ve yozlaşmasını gözler önüne sermekle kalmıyor, içine düştüğümüz sessizliğimizin olaylardaki payına da işaret ediyor.

Biz de 4 KASIM PAZAR GÜNÜ SAAT : 19:00 AVCILAR BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ’nde oyunu izleyeceğiz.

emek.org.tr