tiyatro

Erdal EREN hikayesi bir kez daha tiyatroda… Yönetmenliğini Halil Kırkayak’ın yaptığı oyun 11.02.2020 Salı günü Avcılar Barış Manço Kültür merkezinde sahneleniyor.

Halil IŞIK’ın yazdığı Külrengi Sabahlar isimli eserinden uyarlanan oyunda, 12 Eylül dönemi, yargı sistemi, işkence ve konu etrafında  gelişmeler ele alınıyor. 25 kişilik oyuncu kadrosuyla sahnelenen oyun, Avcılar ilçesinde faaliyet sürdüren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği şubesi ve Avcılar Kültür Sanat Derneği tarafından düzenleniyor.

Erdal Eren 17 yaşında hızlı bir yargılama sonucu idam edilerek yaşamdan koparılmıştı. Oyun, faşist askeri yargı sisteminin nasıl işlediğini, 12 Eylül döneminde devrimcilere, sosyalistlere yönelik saldırı ve baskıları işaret ediyor.

Külrengi Sabahları oyunu, kısa süre önce Şişli Profilo tiyatro salonunda sahnelenmişti..

Erdal Eren hikayesini anlatan oyun, dönemin sorgulaması ve doğru tarih bilinci oluşumuna yaptığı katkıyla, eğitici ve öğretici özelliği ile de seyirci karşısına çıkıyor.

 

emek.org.tr

“KÜLRENGİ SABAHLAR” isimli dramatik belgesel oyunu, ERDAL EREN’ öyküsünü ve egemen sınıfların bu halkın çocuklarına nasıl zulmettiğini anlatıyor.

Unutmamak ve ders almak için sahne sanatı gözüyle de tarihimize bakmaya kimse itiraz etmez… Eğitici ve öğretici oluyor…

Oyun, 12 Eylül döneminin Türkiye halklarının toplumsal hafızasında ki yerine bir kez daha bakmamızı ve sorgulamamızı sağlıyor.

12 Eylül faşizmi döneminde, alelacele ve düzmece yargılamayla idam edilerek yaşam hakları ellerinden alınan devrimciler oldu. 17 yaşındaki genç devrimci Erdal Eren, işlemediği bir suçtan dolayı, özellikle de toplumu sindirmek ve korku dalgasını hakim kılmak amacıyla idam edildi.

Yazar Haluk IŞIK şöyle yazmış:

“Korku toplumu kendiliğinden, birdenbire oluşmaz. Bir toplumun korkuyu, bir yaşama biçimi olarak kabul etmesi için, çok planlı, çok programlı, çok örgütlü çalışmak gerekir. Yasalar düzenlenir bunun için. Kılıflar uydurulur, basına çeki düzen verilir. İnsanlar satın alınır, baskı ve tehditle toplum korkuya alıştırılır.”

12 Eylül bu işleviyle de toplumsal tarihimizde yerini almıştır.

12 Eylül döneminde ezilen ve sömürülen emekçi halklar, devrimciler, yurtseverler ve sosyalistler muazzam bir saldırı dalgası altındaydı.; İdeolojik, politik, kültürel ve fiziki vb. yönleriyle ağır zulüm ve kırımlar yaşandı.

Halk düşmanı Kenan Evren’in ünlü “asmayalım da besleyelim mi” sözü, devrimci Erdal idamıyla birlikte, siyasal bir deyim olmuştur. Burjuva hukukunun da hiçe sayıldığı, (örneğin olay yeri keşfi olmaması ve tanıkların dinlenmemesi, kemik incelemesi ve ölen asker üzerinde inceleme yapılmaması gibi önemli eksiklerle birlikte stajyer doktora otopsi yaptırılması gibi) bir oldu-bitti “mahkemesi” gerçekleştirilmiştir.

“Halkın üzerinden tank geçti” sözü de işte bu zulmü ve aklı anlatır.

Çok şey söylense de 12 Eylül saldırısı bizim açımızdan hesabı sorulmamış tarihsel bir travmadır.

Ancak çok önemli direnişleri ve ‘teslim olmayız’ iradesiyle, onurlu tarihsel duruşlar sergilendiğini de ifade etmeliyiz.

Rejimin sorgu evlerinde ve hapishanelerinde yaşanan direnişler bunun örneğidir.

Erdal Eren’in, zulmün ve direnişin tarihe yazılmasında katkısı da çok değerlidir.

Onun, işkencede ve idam sehpasında, sınıf bilinci ve kararlılıkla işlediği muhteşem bir emeği vardır.

Onurlu devrimci duruşunu burada bir kez daha hayranlıkla ve saygıyla anıyoruz.

KÜLRENGİ SABAHLAR oyunu, bir eğitim dersi niteliğindedir. Eğitiyor ve öğretiyor.

Egemen sınıfların iktidar ve bu uğurdaki kanlı hırslarını, yargı düzenbazlıklarını tanımanın ve elbette devrimci duruşu da tanımanın önemli bir fırsatını veriyor.

Yönetmen Halil Kırkayak ve oyuncularına, sorumlu-samimi performansı ve değerli emekleri için, bizimkilerin onurlu duruşlarını bir kez daha bize anımsattıkları için, devrimci duygu paydaşlığımızı güçlendirdiği için teşekkürler. Avcılar Kültür Sanat Derneği emekçilerine de teşekkür ediyoruz.

Erdal’ı bir kez daha anmak ve bizimkilerin sahnedeki emeklerini alkışlamak için salonda yerimizi alıyoruz.

emek.org.tr

“Ölüm Kadın Meselesi” isimli tiyatro oyununu anlatan röportaj, Nethaber ajansında  22 Kasım 2019 günü yayınlandı. 25 Kasım kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve dayanışma gününden iki gün önce sahnelenmesini, tepki gösterme boyutuyla da anlamlı görüyor ve içeriği nedeniyle biz de yayınlıyoruz.

Oyun yazarlığını ve yönetmenliğini yazar Nurşen Alıcıer’in yaptığı adlı tiyatro oyunu, daha önce Avcılar ilçesinde üç kez ve 23 Kasım’da Kartal Belediyesi Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde sahnelendi.

Yaşanmış hikayelerden uyarlanarak Nurşen Alıcıer tarafından yazılan oyun, Avcılar Kültür Sanat Derneği’nin bünyesinde çalışmalarını sürdüren Galata-ı Meşhur tiyatro grubunu tarafından sahneleniyor. “Ölüm Kadın Meselesi” kadına şiddeti ve bunun karşısında hem birey hem de toplum olarak yapması gerekenleri anlatıp, çığlık çığlığa mesajlar veriyor.

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ

https://www.youtube.com/watch?v=2z0UE81lTXc

Oyunun yazarı Nurşen Alıcıer ile Ölüm Kadın Meselesi üzerine söyleştik…

“Ölüm Kadın Meselesi’ni özellikle kadınlar izlemeli”

Ölüm Kadın Meselesi’nin yazılı hikayesini anlatır mısın?

Ölüm Kadın Meselesi’ni 2010 yılında kaleme aldım. Özetle, kadın cinayetlerine ve kadına uygulanan şiddete vurgu yapmak için. Maalesef toplumumuzun en büyük yaralarından biridir kadın cinayetleri. Neden öldürülüyor kadınlar, neden şiddet görüyor kadınlar?  Buna dikkat çekiyorum. Aslında oyunumda en çok Ayşe’ye baktım…Küçücük bir kızdı Ayşe. Ayşeler…Aslında o küçücük kızların tecavüze uğrayıp öldürülmesi, kaçırılması benim içimde farklı bir yara. Çocuklara kıyılmasını, bir çocuğun öldürülmesini veya işkence edildiğini duyduğumuzda o acıyı kalbimizde hissediyoruz. Ayşe’yi aldım bir yere koydum oyunda, kadın cinayetlerini vurguladım. Oyunu Ayşe’nin annesi ile bitirdim. Ben istedim ki bütün insanlar Ayşe’yi görsünler, annesini, halasını, teyzesini, arkadaşını görsünler. Çünkü hepimiz birbirimize zincir gibi bağlıyız. Bu zincir koptuğu zaman hepimiz dağılırız. Kadınlar ölmesin, çocuklar ölmesin. Aslında hiçbir insan ölmesin. Hayvanlarda ölmesin. Canlıların hiçbiri ölmesin. Şiddet insanın varoluşundan beri ortaya çıkan bir duygu. Bu duyguyu yok edemeyeceğiz belki ama en azından birbirimizi anlayarak, birbirimize sarılarak, birbirimiz ile dayanışarak bu şiddeti hafifletebiliriz. Hedefimiz de önlemek olmalı tabi ki! Ölüm Kadın Meselesi bu noktada ortaya çıktı.

Ölüm Kadın Meselesi ilk olarak ne zaman sahneye konuldu?

İlk olarak  2018 yılında Berlin’de Ufuk Güldü yönetiminde sahne aldı. Orada duyduğum şeyler çok çok güzeldi. Amacına ulaştığını söylediler ve bu beni çok mutlu etti. Yine oyunumuz İstanbul’da Tülin Aktaş yönetiminde Avcılar Kültür Sanat Derneği tarafından sahneye konuldu. Buradan da çok güzel yorumlar aldık.

Bu oyunu ben yönetiyorum ama Maral Gürsoy bu oyunda bana yardımcı oluyor. Bu arada yeri gelmiş iken ifade edeyim ki ben yönetmen olarak değil, yazar olarak yer almak istiyorum. Yönetmek farklı bir şey. Ben gördüğüm, yazdığım kişileri sahneye uyarlarken, onların duygularını oyunculara vererek bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Öte yandan, oyuncular kendisini oyuna vermiş ve içten hisseden kişiler ve bu da beni çok çok mutlu ediyor. Oynadıkları kişinin ruhunu seyirciye yansıttıklarını düşünüyorum. Hepsine çok teşekkür ediyorum.

23 Kasım’da Kartal’da, Kartal Belediyesi Uğur Mumcu Sahnesinde saat 8.00’de sahne alacağız. Kısa bir süre önce Zonguldak’daydık. Erhal Koltuk yönetiminde sahne aldı oyunumuz. Oradan da güzel tepkiler geldi. Ölüm Kadın Meselesi  artık her yerde sahnelenmeye başladı. Seyirci ile buluşuyor. İlgi görmesi bizi sevindiriyor. Daha önce, Berlin, Zonguldak, İstanbul, yarın belki Diyarbakır, Antalya, Antakya, hatta Fransa, İtalya akıp gidecek. İsterim ki, benim yazdıklarımla ile sınırlı kalmasın, başkaları da yazsın  ve oynansın ‘Ölüm Kadın Meselesi’. Dahası kitaplaşsın, haberleşsin. Herkes konuşsun istiyorum. Benim cümlelerimle değil, herkes kendi cümleleri ile ‘Ölüm Kadın Meselesi’ni bir yandaki kişiye anlatsın istiyorum.

 

Oyunculardan ve rollerinden de bahsetmek istiyorum

“Ölüm Kadın Meselesi” nin oyuncu kadrosunda ise, Maral Gürsoy, Gökhan Bingöl, Güliz Tosyalı Bal, Mehmet A. Temizkan, Aycan Okur, Emre Yüce, Merve Öztürk, Emel Özbek ve Adnan Özgüç yer alıyor. Işık yönetiminde ise ise Olcay Karay ve Selman Yıldırım görev yapıyor.

Avcılar kültür sanat derneği emekçileri katkılarıyla sahneleniyor

Oyunumuzdaki kadınlar hayatlarımızdaki kadınlar, gelip izlediğinizde hiç yabancı bulmayacaksınız. Belki komşunuz, belki merdiveni silen bir kadın, belki anneniz, belki ablanız. Erkek oyuncularımız biraz daha farklı. Tabii sizi biraz üzecekler. Bizim hayır dediğimiz, olmasını istemediğimiz, kadın cinayetine ve şiddete elini süren erkek olarak  çıkıyorlar karşımıza. O rolü de oynamak gerçekten çok zor. Çünkü oyuncularımız çok hassaslar ve o rolü oynadıklarında kendilerini çok kötü hissettiklerini söylüyorlar. Bu zorluğa rağmen oynadıkları karakterleri de sahnede başarı ile vurguluyorlar. Oyunu gelip izlemenizi istiyorum, sonra da sizin yani seyircilerin gözlerinize bakarak oyunun amacına ulaşıp ulaşmadığını anlamak istiyorum. Deneyimlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, amacına ulaşacağına da inanıyorum. Çünkü, Avcılar Kültür ve Sanat Derneği tarafından Tülin Aktaş yönetiminde oyun sahnelendiğinde oyun sonunda bir kadın beni köşeye çekip, oyun ve oyunculardan cesaret aldığını, kendini çok güçlü hissettiğini, bir gece önce kötü olduğunu, şimdi kendini iyi hissettiğini söyledi. Evet ben o an kendi kendime Nurşen Alıcıer, sen bu oyunu yazdın ve doğru adrese teslim edildi dedim. Özellikle de ben bu oyunu kadınların izlemesini çok istiyorum. Çünkü toplumun kadın üzerine verdiği bir baskı var. Toplumsal bir öğreti var. Erindir, döver de sever de. Gelinlikle çıktın, ancak kefenle geri dönersin. Sadece Anadolu’nun geleneksel yaşam biçimi ile yaşamını sürdüren kadınlar değil, eğitimli kadınlarda bu öğretilerle büyüdü ve bu öğretiler kafalarında bir yerde saklı. Şiddetten kaçamıyorlar. Affediyorlar, affediyorlar, affediyorlar!  Bazıları kaçıp kurtarıyor ama bazıları maalesef kurtaramıyor. Son olarak Emine Bulut’u anmak istiyorum. Ben orda bir çocuğun sesini duydum. Dedi ki anne lütfen ölme. Evet, anneler ölmesin, evlatlarımız ölmesin. Kadına şiddet son bulsun!

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ

https://www.youtube.com/watch?v=2z0UE81lTXc

Maral Gürsoy

Öte yandan Yardımcı Yönetmen ve oyunda üç ayrı karakteri oynayan Maral  Gürsoy da,  “Kadın olarak varız ama yokuz. Ateş düştüğü yeri yakar demeyin. Ateş düştüğü yeri yakmaz sadece. O ateş yer düştüğü an yangın çıkar. O ateş alev alev yayılır ve her yeri yakar. Ne olur, Ayşelere sahip çıkalım. Bu yangın sönsün” diyerek oyunlarını izlemeleri için vatandaşlara çağrıda bulundu.

“ÖLÜM KADIN MESELESİ” isimli tiyatro oyununu neden izleyelim?

Avcılar Kültür Sanat Derneği’nin “Ölüm Kadın Meselesi” tiyatro oyunun sahnelenmesinde önemli katkıları bulunuyor. Dernek emekçisi Adnan Alin ise “Ölüm Kadın Meselesi” oyununu neden izlenmesi gerektiği üzerine şunları ifade etti…

Ölüm Kadın Meselesi oyunu, İstanbul’da dördüncü kez sahneleniyor. Oyun, toplumsal yaşamımızda yaygınlaşan ve dozu giderek artan cinsiyetçi şiddeti teşhir ediyor. Yaşamın değişik alanlarında her yaştan kadınların, engellilerin, LGBT+ bireylerin yaşadığı cinsiyetçi baskı ve şiddeti, sahnelenen örnekler üzerinden sorgulamamızı sağlıyor.

Günlük yaşamımızda baskıya, aşağılamaya ve sömürüye dayanan insanlık dışı toplumsal cinsiyet rolleri olgusundan söz ediyoruz. İşte bu gerçekliğin ve cinsiyetçi şiddetin ideolojik ve kültürel boyutlarını göstermesi bakımından oyun önemli bir içerikle yüklü. Erkek egemen ideolojinin; kadın, çocuk, engelli, lgbt+ ları ikinci sınıf insan olarak gören dini inanç ve anlayışların ve elbette sonuçta cinsiyetçi baskı unsurlarını sistem işleyişinde körükleyerek kullanan kapitalist toplumun; yazarın ve oyuncuların performanslarıyla sahnede deşifre edildiğini söylemek mümkün.

Elbette sadece sorgulama ve tartışma boyutu değil, aynı zamanda çözüm açısından da yol gösteriyor oyun. Bu nokta değerlidir. Çünkü yaşadığımız cinsiyetçi şiddet örnekleri anlatılırken, toplumsal çözüm yollarını da işaret etmek çok önemli. Mevcut kapitalist toplumsal sistemde, cinsiyetçi şiddetin engellenemediğini biliyoruz.

Hayatın her alanında karşılaştığımız ve giderek dozu artan bu cinsiyetçi şiddet neden? İşte oyun tam da bu noktada, toplumsal ilişkilere egemen kılınan cinsiyetçi şiddet olgusunu ve onun ideolojik-kültürel zeminlerini görmemize yardımcı oluyor.

Sahneden yükselen “Sessiz kalmayın” çağrısı”

Bu anlamıyla oyun, öldürülme dahil farklı şekillerde cinsiyetçi şiddet karşısında, çözüme yönelik sorumluluklarımızı işaret ederek toplumsal bilincimizi de uyarıyor.

Erkek egemenliğine dayalı cinsiyetçi hukuk anlayışı ve adalet sistemini, eğitim sistemini ve toplumsal ahlak yapısını, cinsiyet ayrımcılığını körükleyerek kapitalist baskı ve sömürüyü besleyen gerici değerler sistemini sorgulayan bu oyunun, herkes tarafından izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Artık cinsiyetçi ayrımcılık ve şiddetin reddedildiği, cinsiyet eşitliği ve özgürlüğün temel alındığı bilinç ve davranışlar ortak paydamız olmalıdır. Oyun bu yönüyle öğretici ve ufkumuzu aydınlatıyor.

Sahneden yükselen “Sessiz kalmayın” çağrısı; ezilen, baskı ve şiddeti gören ve ağır travmalara sürüklenen hepimizin, cinsiyetçi şiddet karşısında örgütlenerek, insandan yana, eşitlikten yana, insan hak ve özgürlüklerinden yana tavır almamız gerektiğini bilincimize damlatıyor. Cinsiyetçi şiddetin neden olduğu çığlıklara ve bu çağrıya sessiz kalamayız.

Tiyatro salonundan ortak duygu ve düşüncelerle ayrılmak da çok önemlidir. Bunu yaşamak için de oyunu seyretmek gerekiyor.

Biz de dernek olarak bu içerikteki bir tiyatro oyununa katkımızdan dolayı haklı bir gurur duyuyoruz. (kaynak: Nethaber ajansı)

 

emek.org.tr

Tiyatro Oyuncusu Emel Uysal Özbek’ten çağrı:

Merhabalar, oynadığım ‘Ölüm Kadın Meselesi’ tiyatromuz 23 Kasım Cumartesi saat 20.00 ‘de Kartal Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde !

Tiyatro: “ÖLÜM KADIN MESELESİ”… Kadına yönelik şiddete son! .Çocuk istismarına hayır! Çocuk gelinlere hayır!
Yaşadığımız insanlık dışı olaylar bir kez daha tiyatro sanatının konusu olan Avcılar Kültür Sanat Derneği bünyesinde hazırlanan “ÖLÜM KADIN MESELESİ” isimli oyunla kadın şiddeti, çocuk istismarı konuları ele alıyoruz…



Oyuncular, provalarda canlandırdıkları kadınlara ve çocuklara yönelik tecavüz, şiddet, katledilme gibi olaylarının kendilerini çok etkilediklerini anlatıyor. Prova esnasında yüzler geriliyor, gerginlik yaşanıyor, canlandırılan insanlık dışı olayların etkisi ile göz yaşlarını tutamayanlar oluyor. Oyuncuların etkilendiği bu durumların toplumu etkilememesi düşünülebilir mi? Elbette etkiliyor, ancak olayların azalmasını da göremiyoruz. Bu kolay olmayacak, olay çok boyutlu ve toplumun hücrelerine sinmiş çünkü…
Hemen her gün yaşadığımız insanlık dışı davranışlar ve anlayışlar karşısında, bu sloganlarla ve protesto eylemleriyle tepkilerini ifade ediyor insanlarımız.Kadınlara ve çocuklara yönelik taciz, şiddet ve yaşam hakkına yönelik saldırılar insanlığın utancıdır. Ancak bu bizde ve bize benzeyen ülkelerde giderek daha fazla yaşanıyor. Bu sapkın davranış ve anlayışların azalması, erimesi gerekirken aksine giderek artması insanlığın ciddi sorunlarından biridir.Bu insanlığa ve insan onuruna yakışmayan zulüm ve vahşetten kurtulmalıyız.

Ülkemizde sürekli yaşadığımız bu toplumsal çürüme ve yozlaşma reddedilmelidir. Öncelikle insan olmanın gereğidir bu…

Kadına ve çocuğa insan olarak değer vermek, sevgi ve saygı göstermek işin başında geliyor. İnsanlar arasında eşitlikçi, özgürlükçü, insanın varlığına saygılı ilişkilerin egemen olduğu bir toplumsal sistemden yana olmak, temel insani değerler açısından da çok önemlidir.

Öncelikle toplumsal ilişkilerimize egemen olan ideolojik-kültürel anlayışları, tutumları sorgulamak ve eleştirmek durumundayız. Yaşadığımız bu insanlık dışı davranış ve düşünüş biçimleri yeni ortaya çıkmış değildir. Bir tarihsel geçmişi ve tarihsel toplumsal maddi nedenleri bulunuyor.


İçerisinde yaşadığımız toplumsal sistem ve değerler sistemi, insan yaşamına ve yaşama hakkına saygı gösteren, koruyan bir yerden değil; özellikle kadını ikinci sınıf insan gören, onu birçok insani haklara layık görmeyen anlayış ve kültürle ele aldığını biliyoruz. Çocukları da benzeri ilkel ve insani boyuttan yoksun olarak değerlendirdiğini biliyoruz. Artık insanın metalaştırıldığı ve değerler sisteminin ortaçağ anlayışlarıyla düzenlenmeye başladığının da bilincindeyiz. Bu kötü bir gidiştir.

Bilet alimi için ; Kültür Merkezi Girişinde ya da benden temin edebilirsiniz.
Teşekkür ederim。
Emel Uysal Özbek (20.11.2019 facebook sayfasından)
emek.org.tr

5 EKİM SAAT 20.00 Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi

Avcılar Kültür Sanat Derneği bünyesinde Tiyatro Sekiz oyuncularının sahneledikleri OCAK isimli tiyatro oyunu, 5 Ekim Cuma günü akşam saat 20.00 de Avcılar Barış Manço Kültür Merkezinde sahneleniyor.

Turgut Özakman’ın yazdığı ve yönetmen Ercan Ballıoğlu’nun yönettiği OCAK isimli oyunda, insanlar arası ilişkiler, bireysel ve toplumsal yönleriyle ele alınıyor.

Avcılar Kültür Sanat Derneği bünyesinde hazırlanan OCAK isimli tiyatro oyunu güldürüyor, düşündürüyor, çok yönüyle insan ilişkilerimizi ve toplumsal ilişkilerimizi sorgulamamızı sağlıyor.

emek.org.tr, tüm tiyatro sever dostları oyunu izlemeye davet ediyor.

 

emek.org.tr

 ‘Pembe Kimlik’ oyunu, 6 Eylül günü İzmir – Haldun Dormen Sahnesinde sahneleniyor. İzmirli ve yakın yerlerde yaşayan emek.org.tr izleyicisi dostlarımızın salonu doldurması, bir hastamızla dayanışma amacıyla da sahnelenen oyunu -maddi ve manevi yönleriyle- daha anlamlı kılacaktır.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezinde “Pembe Kimlik” isimli tiyatro oyunu sahnelendi. Tiyatro izleyicisi gözüyle izlenimlerimizi paylaşmak istedim.

Avcılar Kültür Sanat Derneği ve bünyesinde yer alan tiyatro oyuncuları, ‘kadın sorunları’ konusunda daha önce “Kadın Ölüm Meselesi”  ve şimdi de “Pembe Kimlik” oyunlarıyla; kendilerine zorla benimsetilmiş toplumsal cinsiyet rollerini sorguluyor, tartışıyorlar. İyi bir şey de yapıyorlar, bu rolleri reddediyorlar. ”Pembe Kimlik” oyununda da sadece kadın veya erkek değil, insan olma bilinciyle sorgulama ağır basıyor.

Oyun yazarı ve yönetmen Halil Kırkayak, sahnede bir yöntemle erkekleri sadece gösteriyor, onların sözlü diyaloglarına izin vermiyor. Aslında onlar baskın toplumsal cinsiyet rolleriyle zaten sürekli konuşuyor. Bu yöntem oyunu daha dikkat çekici hale getiriyor. Kadınların yaşadıkları ‘tanıdık’ olaylardan seçilmiş şiddet ve aşağılama örnekleriyle, aslında onların insanlık sınırları dışında yaşadıklarını ve duygularını hissettiriyor.

Erkeklerin günlük yaşamda yaptıklarını kadın dilinden sorular sorarak, insan cinsiyetleri arasındaki ilişkilerin geriliğini, erkek egemen davranışın sonuçlarını, insanlarda yarattığı tahribatı bilincimize kazıyor oyun.

Köhnemiş toplumsal yaşamlardan miras gelen ve ama halen çok etkileyen olgular olarak da yaşamımıza püskürtülen baskıcı anlayış ve davranışlar, bir kaç sahne darbesiyle davranışlarımızı sorgulamamızı da sağlıyor.

Yaşamın her alanında kadınların çektikleri ve başlarına gelenleri biliyoruz bilmesine de, kadınların erkekçil töre ve baskıları altında sevdalarını, aşklarını yaşarken neler çektiklerini sahnede yaratılan duygusal yoğunluğuyla hissetmek, oyunda taşındığımız diğer insani bir boyuttu. Başka seyircilerin bu duyguyu tatmalarını çok isterim.

Sahneye bakarken, bilincimize damlattıkları için oyun yazarı ve yönetmen Halil Kırkayak’a, bir tiyatro izleyicisi olarak çok teşekkür ediyorum.

‘Pembe Kimlik’ aslında basit şekillerde aşağılanmış insanın derinliklerinde neler yaşadığını, insanlık yaralarını anlatıyor. Ve oyunu seyrettikten sonra da, her anımızda ve yanımızda çirkin çirkin duran bu şeyleri kökten değiştirmek ve insana yakışır biçimde yeniden düzenlememiz gerekiyor diye düşünüyor insan. Bu değişimleri kendimizden ve çevremizden başlatmalıyız. Düşünce boyutlarımızı sarsarak ve cinsiyet farkı gözetmeden, bizi kendimize getiren ve biraz da toplumsal eylemciliğe doğru yüzümüzü çevirmemizi sağlayan Halil Kırkayak’a ikinci kez teşekkür etmeliyiz.

Duyurmak istiyorum. ‘Pembe Kimlik’ tiyatro oyunu, İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Sanat merkezinde sahnelendi. Şimdi İzmir’de sahnelenecek. Üstelik insani yanımıza da seslenerek, yönetmenimizin çok yakını (ve tabii ki bizim de) kanser hastası için dayanışma amacını da öne çıkararak…

‘Pembe Kimlik’ oyunu, 6 Eylül günü İzmir – Haldun Dormen Sahnesinde sahneleniyor. İzmirli ve yakın yerlerde yaşayan emek.org.tr izleyicisi dostlarımızın salonu doldurması, bu dayanışmayı maddi ve manevi yönleriyle daha anlamlı kılacak.

İyi seyirler…

emek.org.tr okuru

emek.org.tr

Olcay KARAY yazdı. 25 Mayıs 2019 Cumartesi günü İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezinde sahnelenen “Hamlet ve Paytak Şükrü” adlı tiyatro oyunu ile ilgili konuk yazarımızın yazısını yayınlıyoruz.

Çocuklara ve onların dünya deneyimlerine, kendimi bildim bileli yüksek derecede önem veririm. Çocuk tiyatrosu ise, bir çocuğun bütün melekelerini açığa çıkaracak güçte önemli araçlardan biridir bana göre.

Nitelikleri değişken olsa da, yaşadığımız toplumda üretilegelen sanat eserleri ve eleştirileri, kültürel hegemonyaların mengenesinde, ya canhıraş sahipleniliyor, ya da faydasız görülüp uzak durulup önemsenmiyor. Çocuk tiyatrosu ve edebiyatı da biraz bu önemsenmemenin kurbanı. Zaten belirleyici oranda çocukların kitap ile ilişkisi, sadece gece uyumaları için ile sınırlı. Fakat sabah uyandıranlar da gerekli. Hayal gücünü ateşleyen ve uyandıranlar kuşağından olduğuna kanaat getirdiğim bir oyundan bahsedeceğim;

Geçen hafta sonu İstanbul-Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde, içinde dostlarımın da olduğu “Dünya Bir Sahnedir” tiyatro topluluğunun “Hamlet ve Paytak Şükrü” oyununu, sanırım yüzlerce çocuk ile birlikte iki seans arka arkaya izledim.

Oyun, bir burjuva aile tarafından, hayvan fetişizmine maruz bıraktıkları “hamlet” isimli kedinin, günün birinde kaybolup sokağın soğuk yüzüyle tanışması ve oradan gelişen bir dayanışmanın hikayesi.

Bu dayanışmanın diğer koruyucu kahramanı, sahip edinildiği ailesi tarafından, sonradan sakat olduğu fark edilince sokağa atılan sokak köpeği “Paytak Şükrü”. Oyunun, çocuklara yaşamı hayvanların gözünden gösterme kaygısı kısa sürede karşılığını buldu. Oyundaki “kötü adamlara” karşı, salondaki çocukların refleksi bunu fazlasıyla göstermişti. Hatta yanımdaki 7 yaşlarında bir çocuk, “aa onlar da birbirlerine abi, abla ve isimleriyle sesleniyorlarmış” diyerek, küçük çaplı bir şaşırmayla empati yeteneğine güzel bir sayfa daha eklemiştir diye umut ediyorum.

Oyun boyunca çocukların dünyasına girmek isteyen tiyatro üyelerinin attıkları tohum bence yeterince güçlüydü. Oyundaki Edmond Rostand / Cyrano de Bergerac kitabından alıntılanan “istemem eksik olsun” tiradı da, bence çocuk temasına zeval getirmediği için, yetişkinlere hitaben güzel bir detaydı. Teknik olarak ufak tefek aksaklıklar olsa da başarılı bir işti. Sadece oyunun süresini fazla buldum ve bazı sahneleri özellikle “yetenek neymiş” yarışmasındaki bazı popüler kültür eleştirileri de bence fazla olmuştu. Keza kaybolan kediye para ödülü ile sakat olan köpeğin sokağa terk edilmesi hikayesi, yaşamların metalaşıp “şeyleştirilmelerini” açıklamakta kanımca yeterli etkiye sahip.

Ayrıca, müzik kullanımı ve kostümler son derece başarılıydı.

Dayanışma esaslı “sivil bir inisiyatif” olarak hayatını sürdüren platform üyelerinin sergilediği performans görülmeye değerdi.

Olcay KARAY

  

emek.org.tr

Tiyatro: “ÖLÜM KADIN MESELESİ”… Kadına yönelik şiddete son! .Çocuk istismarına hayır! Çocuk gelinlere hayır!

Yaşadığımız insanlık dışı olaylar bir kez daha tiyatro sanatının konusu oldu. Avcılar Kültür Sanat Derneği bünyesinde hazırlanan “ÖLÜM KADIN MESELESİ” isimli oyunla kadın şiddeti, çocuk istismarı konuları ele alınıyor.

Nurşen Alıcıer tarafından yazılan oyun, Tülin Aktaş yönetiminde sahneleniyor.

Oyuncular, provalarda canlandırdıkları kadınlara ve çocuklara yönelik tecavüz, şiddet, katledilme gibi olaylarının kendilerini çok etkilediklerini anlatıyor. Prova esnasında yüzler geriliyor, gerginlik yaşanıyor, canlandırılan insanlık dışı olayların etkisi ile göz yaşlarını tutamayanlar oluyor. Oyuncuların etkilendiği bu durumların toplumu etkilememesi düşünülebilir mi? Elbette etkiliyor, ancak olayların azalmasını da göremiyoruz. Bu kolay olmayacak, olay çok boyutlu ve toplumun hücrelerine sinmiş çünkü…

Hemen her gün yaşadığımız insanlık dışı davranışlar ve anlayışlar karşısında, bu sloganlarla ve protesto eylemleriyle tepkilerini ifade ediyor insanlarımız.

Kadınlara ve çocuklara yönelik taciz, şiddet ve yaşam hakkına yönelik saldırılar insanlığın utancıdır. Ancak bu bizde ve bize benzeyen ülkelerde giderek daha fazla yaşanıyor. Bu sapkın davranış ve anlayışların azalması, erimesi gerekirken aksine giderek artması insanlığın ciddi sorunlarından biridir.

Bu insanlığa ve insan onuruna yakışmayan zulüm ve vahşetten kurtulmalıyız.

Ülkemizde sürekli yaşadığımız bu toplumsal çürüme ve yozlaşma reddedilmelidir. Öncelikle insan olmanın gereğidir bu…

Kadına ve çocuğa insan olarak değer vermek, sevgi ve saygı göstermek işin başında geliyor. İnsanlar arasında eşitlikçi, özgürlükçü, insanın varlığına saygılı ilişkilerin egemen olduğu bir toplumsal sistemden yana olmak, temel insani değerler açısından da çok önemlidir.

Öncelikle toplumsal ilişkilerimize egemen olan ideolojik-kültürel anlayışları, tutumları sorgulamak ve eleştirmek durumundayız. Yaşadığımız bu insanlık dışı davranış ve düşünüş biçimleri yeni ortaya çıkmış değildir. Bir tarihsel geçmişi ve tarihsel toplumsal maddi nedenleri bulunuyor.

İçerisinde yaşadığımız toplumsal sistem ve değerler sistemi, insan yaşamına ve yaşama hakkına saygı gösteren, koruyan bir yerden değil; özellikle kadını ikinci sınıf insan gören, onu birçok insani haklara layık görmeyen anlayış ve kültürle ele aldığını biliyoruz. Çocukları da benzeri ilkel ve insani boyuttan yoksun olarak değerlendirdiğini biliyoruz. Artık insanın metalaştırıldığı ve değerler sisteminin ortaçağ anlayışlarıyla düzenlenmeye başladığının da bilincindeyiz. Bu kötü bir gidiştir.

Kapitalist toplumsal ilişkiler ve onun ayakta tuttuğu çağdışı-gerici kültürel değerler, bu sapkınlığı beslemeye devam ediyor. Bugünkü toplumsal sistem ve değerler sistemi toplamı, birlikte yaşadığımız insanlarımıza insanca yaşam koşulları sunamamaktadır. Bu konuda bir umut da vermemektedir.

Artık bu toplumsal sorun, sistem içi bir reform olayı boyutlarını aşmış, toplumsal sistemin ve değerler sisteminin bütünlüklü bir biçimde değiştirilmesi konusuyla ilişkili hale gelmiştir.

Cinsiyetinden dolayı ezilen, sömürülen ve hatta yaşam hakkı tanınmayan insanlarımızın bizim gibi hakları olduğunun bilincinde olmamız ve bu anlamda yaşanan kötülüklere de yüksek sesle itiraz ederek toplumsal dayanışmayı güçlendirmemiz, sorumluluklarımızdan sadece bir kısmıdır.

Kadınlara, çocuklara ve tercihleri farklı olan insanlara yönelik şiddet ve baskı, onların yaşama haklarına yönelik saldırılar karşısında daha fazla duyarlı olmalıyız.

ÖLÜM KADIN MESELESİ” adlı tiyatro, bu toplumsal sorunu bir kez daha önümüze koyuyor, düşündürüyor ve toplumsal sorumluluklarımızı hatırlatıyor.

ÖLÜM KADIN MESELESİ” oyunu, yalnızca insanlığımızın çürümesini ve yozlaşmasını gözler önüne sermekle kalmıyor, içine düştüğümüz sessizliğimizin olaylardaki payına da işaret ediyor.

Biz de 4 KASIM PAZAR GÜNÜ SAAT : 19:00 AVCILAR BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ’nde oyunu izleyeceğiz.

emek.org.tr