15-16 Haziran direnişi yolumuzu aydınlatıyor

15-16 Haziran 1970 işçi direnişi, işçi sınıfı mücadele tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. İşçi sınıfının sendikal demokratik haklara yönelik saldırılar karşısında sergilediği yaygın fiili grev ve sokak direnişi hareketi, bugün de birçok yönüyle politik emek hareketine ışık tutmaktadır. 15-16 Haziran direnişinin emek cephesine sağladığı bütünlüklü-stratejik değerdeki katkıları vardır. İşçi sınıfına ve devrimci sosyalist harekete yol […]

15-16 Haziran 1970 işçi direnişi, işçi sınıfı mücadele tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.

İşçi sınıfının sendikal demokratik haklara yönelik saldırılar karşısında sergilediği yaygın fiili grev ve sokak direnişi hareketi, bugün de birçok yönüyle politik emek hareketine ışık tutmaktadır.

15-16 Haziran direnişinin emek cephesine sağladığı bütünlüklü-stratejik değerdeki katkıları vardır. İşçi sınıfına ve devrimci sosyalist harekete yol gösteren çok değerli uyaranlarıyla bilincimizde sürekli ışıldayan, tarihimizin önemli bir sayfasıdır.

Öncelikle 15-16 Haziran direnişiyle işçi sınıfının, burjuva etki sahasının dışına kaçarak “sınıf çıkarları” temelinde tepki koyduğunu ifade etmeliyiz. 15-16 Haziran 1970 koşullarında kendi sınıf iradesiyle, kararlılık ve cesaretle sergilediği kitlesel tavır, emek hareketinin toplumsal yaşama müdahale etmesi açısından önemlidir. İşçi sınıfı, sokak mücadelesinin ve sınıf birlikteliğinin ne kadar önemli olduğunu; birlik sağlandığında doğru öncülükle neler yapılabileceğini, bu eylemiyle yalın bir biçimde anlatır.

Bu tavır tarihsel öneme sahiptir ve sonrasında geçen 50 yıllık süreçte işçi sınıfı grevleri, direnişleri ve kitlesel sokak tercihleriyle gündeme gelecektir.

15-16 Haziran tavrıyla, sarı sendikacılığa ve burjuvaziyle olan işbirlikçiliğe karşı sergilenen kitlesel sokak gösterileri çok anlamlıdır. İşçi sınıfına ihanet içinde olan Türk-İş oyunlarını bozmuş, sınıf kitlesi sınıfın sendikal demokratik çıkarlarıyla toplanmıştır.

Bugün de işçi sınıfına ve onun toplumsal çıkarlarına ihanet içinde olan sendikalardan uzak durulması, sınıf çıkarlarını koruyan ve geliştiren, işçi iradesinin egemen olduğu mücadeleci sendikalarda birlik sağlanması, yaşamsal önemde ve çok anlaşılır bir durumdur.

İşçi sınıfı, bürokratik sarı sendikacılığa karşı nasıl bir kopuş hamlesi göstermişse, düzen bağlantılarından kopuş gösteren 71 devrimci hareketine de etkilerde bulunmuş ve ideolojik-kültürel boyutlarıyla katkı sunmuştur. Devrimci sosyalist hareket 15-16 Haziran direnişinin dışında değildir.

İşçi sınıfımız bu direnişiyle, oligarşiye ve onun hükümetine sınıfsal korku salmış geri adım attırmıştır. Bu da 15-16 Haziran direnişinin anlaşılır tarihsel bir özelliğidir.

Kısacası, burjuvazi için korkulan direniş günleri, işçi sınıfı ve devrimci sosyalist hareket açısından onurlandığımız, çok değerli bir toplumsal- kitlesel deneyimdir.

15-16 Haziran direnişi, güncel süreçte işçi sınıf birliği ve mücadelesi açısından yol göstericidir.

Güncel emperyalist-kapitalist toplumsal somut koşullar, işçi sınıfı ve ezilen halklar açısından çok ağır yaşanmaktadır. Sömürünün yoğunlaştığı, insanca yaşam özlem ve talebinin arttığı, çalışma koşullarının kölelik düzenini çağrıştırdığı bir dönemdeyiz. Açlık ve yoksulluk sınırındaki ücretlerle yaşamanın dayatıldığı, her yıl yüzlerce emekçiyi iş cinayetine kurban verdiğimiz kapitalist sömürü ve faşist baskıların arttığı günlerdeyiz.

Korona salgını koşullarında çöken sağlık sistemleri ile “kitlesel bağışıklık” adı altında işçi sınıfına ve yoksul halklara küresel boyutta koruma sağlanmamıştır. Salgın riskleri altında çalışma, ölüm riski, açlık ve yoksulluk dayatılmaktadır.

Korona salgını önlemleri adı altında, kazanılmış hakların yok edilmesi, ucuz emek gücü olarak işçi sınıfının köleleştirilme olguları günceldir. Korona salgını dönemi, burjuvazi için fırsata dönüştürülmek istenmektedir. Demokratik hak ve özgürlüklerin baskılanması, kıdem tazminatı hakkının gaspedilmesi planları, düşük ücretle çalışmanın dayatılması, kamusal kaynakların burjuvaziye teşvik olarak yağmalatılması, akla ilk gelen önemli sorunlardır. Ekonomik kriz ve toplumsal yaşama yansımaları, kadına şiddet, eğitim de gericileşme, sağlık sisteminin ticarileşmesi vb koşulların olumsuz ana başlıklarıdır.

Örgütlenme güçlendirilmeli ve mücadele yükseltilmelidir

İnsanlık birikimlerini törpüleyen, kültürel gericilik sefaletinin dayatıldığı ve yaşandığı günümüz Türkiye koşullarında, 15-16 Haziran gibi bir direniş sayfasını anımsamak; emek cephesinin içerisinde bulunduğu koşulları sorgulamak, önümüzde duran toplumsal görev ve sorumluluklarımıza daha sıkı sarılmak açısından da bir önem taşıyor.

Bugünkü koşullarda işçi sınıfı, çok yoğun baskı ve saldırı altında yaşamaktadır. Sendikal örgütlenme ve mücadele çok geriletilmiştir. Kapitalist yaşam tarzı ve onun kültürel etkileriyle, dinci gericiliğin baskısı altında burjuvaziye ve onun siyasal partilerine yedeklenmiş, sarı-yandaş sendikaların kıskacına alınmıştır. İşçi sınıfı ve sendikal örgütleri, sağcılaştırma ve sarı sendikal yapılara dönüştürülme gibi etkilerin altındadır. Mücadeleci-militan, kitlesel, demokratik işleyişi olan devrimci ve sosyalist sınıf sendikacılığı anlamında kazanımlar çok gerilemiştir.

Kıdem tazminatı hakkını fonlaştırma çabaları, sendikal örgütlenme özgürlüğü ve hakkının engellenmesi, çalışma saatlerinin uzatılması, iş cinayetlerinin artması, kadın-çocuk ve göçmen emeğinin açıktan sömürüye tabi tutulması… Tüm bu konularda mücadelede, mevcut sendikalar ve devrimci siyasal kurumlar, örgütsel gerilikler ve zayıflıklar nedeniyle etkili değildir.

Sendikal anlayış ve mevcut örgütsel yapıların ve bürokratik sendikal hareketin, özellikle eleştirel değerlendirilmesi ve hatalı zaaflı anlayış ve pratiklerden uzaklaşılması gerektiğini, 15-16 Haziran yıl dönümünde ifade etmeliyiz.

Bu anlamda, devrimci sınıf hareketinin yaratılması ve belirttiğimiz sahalarda nitelikli sınıf örgütlenmesi ve mücadelesi için öncü kadro ve kurumlar öz-eleştirel yaklaşımlarla çalışmalıdır. Tek başına işçi sınıfının ekonomik-demokratik mücadelesi değil, çok yönlü bütünlüklü toplumsal kurtuluş mücadelesi bağlamında sorunlar ele alınmalı ve üzerine gidilmelidir.

Bu anlamda örneğin “işyeri işçi komiteleri” önemlidir ve örgütlenme ekseni olarak düşünülmelidir.

Çalışma yaşamı koşulları, örneğin işçi sağlığı, çalışma süreleri, kıdem tazminatı gibi kazanılmış demokratik haklara saldırılar gibi güncel sorunlar, emek dostu örgütlerin birlik ve dayanışma kurumlarını yaratmalarını zorunlu kılıyor. Politik emek güçleri, sınıfın ve  örgütlü/kurumsal güçlerin kolektif yapılanma çalışmalarına ağırlık vererek yaşanan dağınıklığa son verebilir.

İşçi sınıfı örgütlenme yetenek ve birliğinin; ideolojik-kültürel ve politik kurumsal bütünlüklü çalışmalarla sağlanarak emek mücadelesinin geliştirilmesi, güncel sürecimizin temel konusudur.

İşçi sınıfının tüm  ekonomik, demokratik, kültürel ve politik yapıları, 15-16 Haziran direnişi ruhuyla, toplumsal kurtuluş mücadelesini yükseltmelidir.

İşçi sınıfı toplumsal eşitlik, özgürlük ve adalet sloganlarıyla: bugünü ve geleceği yeniden kurma hakkına ve gücüne sahiptir!

emek.org.tr  

 

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar