Taşeron sistemi ve taşerona karşı mücadele

Temel demokratik hak ve özgürlüklerin sınırlandığı, özellikle sendikal hakların yok edildiği, giderek güvencesiz ve kuralsız çalışmanın egemen olduğu, düşük ücret karşılığında çalıştırmanın esas alındığı ve “kölelik“ diye de ifade edilen taşeron sistemi; emekçileri ‘insanlıktan çıkarma” noktasındaki etkileri çok daha fazla hissedilen biçimiyle artık çalışma yaşamımızdadır. Bu temel noktalardan hareketle taşeron işçiler ve işçi sendikaları, çalışma […]

Temel demokratik hak ve özgürlüklerin sınırlandığı, özellikle sendikal hakların yok edildiği, giderek güvencesiz ve kuralsız çalışmanın egemen olduğu, düşük ücret karşılığında çalıştırmanın esas alındığı ve “kölelik“ diye de ifade edilen taşeron sistemi; emekçileri ‘insanlıktan çıkarma” noktasındaki etkileri çok daha fazla hissedilen biçimiyle artık çalışma yaşamımızdadır.

Bu temel noktalardan hareketle taşeron işçiler ve işçi sendikaları, çalışma yaşamındaki uygulamalara karşı “TAŞERON SİSTEM KÖLELİK DEMEKTİR  – TAŞERONA HAYIR! ” sloganını ısrarla kullanır.

Slogan, kapitalist sistemin dayattığı çalışma koşullarına karşı ezilenlerin sınıfsal duruşunu ifade eder.

Emekçiler açısından taşeron sisteminin anlamı çok açıktır. Açlık sınırında ücret, demokratik hak ve özgürlüklerden yoksunluk, sendikal örgütlenmenin engellenmesi yani örgütlü hak arama yollarının kapalı olması ve güvencesiz çalışma anlamındadır. O nedenle emekçi sözlüğünde, taşeron sistemi kölelik vurgusuyla ifade edilir.

Dolayısıyla, Emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerinin emekçilere dayattığı çalışma koşulları ve yaşam standartlarına karşı önemli bir karşı çıkış formülasyonu olan bu slogan, tüm emek güçleri tarafından haklı bir zeminde ve içtenlikle sahiplenilmektedir.

Sistemin birkaç yönünü işaretle, stratejik anlam taşıyan olgulara dikkat çekmek istiyoruz.

Taşeron sistemi ülkemizde özellikle temizlik, yemek üretimi, işçi-ulaştırma servisi, güvenlik hizmetleri gibi ağırlıkla hizmet sektöründe yaygınlaşmıştır. Çalışma yaşamında -kamu ve özel sektör ayırımı yapmadan- giderek yerleştirilen ve güncel süreçte de hukuki alt yapısı yenilenerek pekiştirilmek istenen taşeron sistemi artık toplumsal olgu halindedir.

taseron-iscileriTaşeron sistemi, kapitalistlerden yana yüksek düzeyde sömürü, korku ve baskıya dayanan çalışma ortamı üretmektedir.

Egemen sömürücü sınıflar ve tüm siyasal iktidar organları; bu olgunun yani “Esnek Üretim” ve bağlı olarak güçlendirilen “TAŞERON SİSTEMİ” nin tüm toplumsal boyutları ve işlevlerinin bilincindedir. Dolayısıyla onlar buna uygun ulusal ve uluslararası ölçeklerde -giderek yetkinleştirilen- politikalara sahiptir.

Bu bağlamda ülkemiz çalışma yaşamında da (iş hukukunda Alt-İşverenlik kavramıyla ifade edilse de) Taşeron sisteminin hukuki alt yapısı “yeniden düzenlenerek”  egemen kılınmaya çalışılmaktadır.

Güncel toplumsal sürecimiz açıkça gösteriyor ki, egemen sermaye sınıfları ve AKP hükümeti bu konuda sıkı bir birliktelik içindedir.

Taşeron sisteminin en önemli özelliği, çalışanları insanlıktan çıkararak toplumsal bilinçlerini ve maddi yaşamlarını kölelik koşullarında tutmaktır. Taşeron sistemi, vahşi kapitalizmin günümüzde kar hırsları uğruna ürettiği ve ısrarla dayattığı, bireysel ve toplumsal yaşamda insanlığa ve emekçilere zarar veren uygulamalardan biridir. Emekçi olarak bizlerin güncel yaşamımızı kuşatması yanı sıra, gelecek toplumsal yaşamımızı de umutsuzluk ve güvencesizlik olgularıyla belirleyebilmektedir. Dolayısıyla emekçilerin ileri bir sınıf bilinciyle haykırdığı  “Taşeron kölelik sistemidir” tespiti toplumsal bir gerçekliği ifade etmektedir.

Taşeron sistemi, emekçiler için tartışmasız kölelik koşulları anlamındadır. Reddedilmeli ve bütünlüklü mücadele kapsam ve hedefine alınarak kesinlikle yok edilmelidir.

Ancak güncel koşullarımızda bir gerçektir; emek güçleri, dayatılan taşeron sistemine karşı verdikleri mücadelede birçok açıdan da geri durumdadır. Yani taşeron sisteminin karşısına gerektiği gibi çıkılamamakta, özellikle mücadele ve örgütlenme tarzlarının geliştirilmesi konusunda da yetersizlikler içerisinde bulunulmaktadır.

Dünyanın birçok yerinde örneğin Avrupa’da, taşeron sistemi sosyal ve hukuki ilişkiler boyutlarıyla kurumsallaşmıştır. İçeriğinde ve işleyişlerinde ileri boyutlar yaşanmaktadır. İktisadi “zor” ve sosyal baskı politikaları temelinde bu sağlanmıştır.

taserona-hayirBu genel durumun bir yansıması anlamında, ülkemizde de artık açıktan ifade edilen biçimiyle “Taşeronu kabul edelim ve hukuki çerçevede işçi haklarını koruyalım” anlayışı hatalı-teslimiyetçi biçimde ifade edilmektedir. Emek dünyasında özellikle işçi kitleleri üzerinde etkili, ancak henüz egemen olmayan bu reformist-teslimiyetçi anlayışa karşı uyanık durmalıyız. Taşerona karşı toptan tavır alan bir “red cephesi”;  sınıf mücadelesinin olmazsa olmaz anlayışıyla üretilmek ve sahip çıkılmak durumundadır. Dolayısıyla yukarıda andığımız iki slogandaki içerik, işçi sınıfının kırmızı çizgisidir. Ve tavizsiz savunulması gerekir.

Başka bir açıdan değerlendirildiğinde ise taşeron sistemine karşı sürdürülecek olan mücadele, emekten yana politik iktidar mücadelesiyle bağlantılıdır. Dolayısıyla taşeron sistemi karşıtı mücadele, patronlar karşısında sürdürülen lokal-yerel emek mücadelesini içerik ve kapsam olarak aşmaktadır.  Bu yönüyle de devrimci-politik sınıf örgütlenmesi ve mücadele olanakları sunmakta, kurumsal emek güçlerine ve devrimci sosyalist güçlere görev ve sorumluluklar yüklemektedir.

…   …   …

Türkiye egemen sınıfları ve AKP hükümeti, özellikle son yıllarda taşeron sistemini yeniden yapılandırarak neredeyse tüm toplumsal üretim ilişkilerine egemen kılmak istemektedir. Taşeron sisteminin emekçilerin yaşamında yeni bir saldırı dalgası olarak gündemleştirilmesi karşısında, işçi sınıfı ve emek dünyasının ekonomik, sosyal ve kültürel örgütleri yanı sıra sosyalist politik organizasyonlar tarafından da çok önemsenerek değerlendirilen ve tavır alınan temel bir konu olmuştur.

Ülkemizde taşeron sisteminin yeniden düzenlenmesi temelindeki yönelim ve tasarılar karşısında, emekçilerin küçümsenemeyecek mücadeleleri olmuştur. Dolayısıyla önemli kazanımlar ve deneyim birikimleri söz konusudur. Fakat buna karşın yine de taşeron sistemine yönelik, bütünlüklü ve gelişkin mücadele tarzından söz edemiyoruz. Dolayısıyla işçi sınıfının, sendikaların, politik emek örgütlerinin; anlayış, politika ve duyarlılıklar bütünlüğünde özellikle de örgütlenme ve mücadele anlamında, çalışma yaşamında daha görünür kılınmasını işaret eden toplumsal gerçeklik önümüzdedir.

“Taşeron Kölelik Sistemidir”, “Taşerona Son” sloganları bu anlamda stratejiktir. Tüm gücümüzle bu sloganları ve ardındaki anlayışları sahiplenerek, çalışma ve toplumsal yaşamımızda yeni sosyal ve hukuksal kazanımlar elde edilmesi temel alınmalıdır.

Taşeron sistemi,  ‘esnek üretim modelini’ besleyerek patronların karlarını artırırken, emekçilerin yoksulluğunu ve hak kayıplarını “meşru” gibi göstermektedir

Taşeron sisteminin çalışma yaşamımızdaki etki alanı ve işlevleri genişletilmek istenmektedir.

Sermaye sınıfı güçleri ve AKP hükümeti, bu konuda (ısrarlı bir biçimde) yasal tasarımlar ve uygulama hazırlıkları içindedir. 2013 yılında AKP hükümeti gündeminde yoğunlaşan “Kıdem Tazminatı Fonu” olayı, özelikle de taşeron işçisi haklarıyla ilişkilendirilmektedir.  Örneğin taşeron işçilerinin açlık sınırındaki ücretleri ve hak yoksunlukları pekiştirilerek geri seviyelerde tutulmak istenmektedir. Taşeron işçileri çıkarlarını değil, patron çıkarlarını düşündüklerinden, işçi sınıfının tarihi bir kazanım olan Kıdem Tazminatı hakkını fona çevirmek istemektedir.

Çalışma yaşamında egemen kılınan “esnek modele” bağlı olarak, kuralsız ve güvencesiz çalışma olgusu giderek yaygınlaştırılmaktadır. Bağlı olarak, yeni taşeron sistemi uygulamaları; sermayenin çalışma yaşamında gerçekleşen saldırıları kapsamında dikkati çeken önemli gelişmelerinden birisidir. İşçi sınıfına ve emekçilere karşı izlenen ekonomik politikaların ekseninde yer alan “esnek üretim” ve giderek buna bağlı işlev yüklenen taşeron sistemi, çalışma yaşamımızda ve bağlantılı olarak da toplumsal yaşamımızda etkili olmaya başlamıştır.

Bu doğrultuda ücretlerin, dolayısıyla emek değerinin; her geçen gün daha çok ‘ucuzlaştırılması’ ya da ‘düşük emek maliyeti’ dayatmasıyla artırılan ağır sömürü olgusu, çalışma yaşamımızda hemen dikkat çeken en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Somut ifadesiyle, taşeron işçilerinin büyük çoğunluğu asgari ücretle yaşamak durumundadır.

taseron-batakligiOlayın evrimi elbette bununla sınırlı değildir. Aynı zamanda emek sınıfının kazanılmış haklarının yok edilmesi amaçlanmakta ve çalışma yaşamında adaletsiz, yasakçı- baskıcı uygulamalar ısrarla sürdürülmektedir. Sendikal örgütlenmelere yapılan engelleme ve saldırılar, grev kırıcılığı uygulamaları, yasalarla hakların geriletilmesi yanı sıra; Kıdem Tazminatı Fonu, Özel İstihdam Büroları, Bölgesel asgari ücret tasarımı gibi önemli konular bu durumun örneklerindendir.

Bu olguları, kapitalist toplumsal sistemden ve onun dönemsel işleyiş özelliklerinden ayrı düşünemeyiz.

Sermaye/işveren kesimi açısından neredeyse “engelsize yakın” diyebileceğimiz bir çalışma yaşamı ortamında dayatılan “güvencesiz çalışma” olgusu artık çok kesin ve etkindir. Çalışma hakkı, artık işveren tarafından üzerinde rahatlıkla oyunlar oynanabilecek basit bir olgu durumundadır.

Bu temel olgulardan yola çıkarak diyebiliriz ki taşeron sistemi; sermaye güçlerinin çıkarları açısından ulusal ve uluslararası pazar ilişkilerinde sermaye çıkarlarını korumakla kalmayan ve krizlerle tıkanan nefes yollarını açma kapsamında da yeni sömürü ve rant alanları yaratan, işçi sınıfı ve emek güçlerini tarihsel-dönemsel olarak gerileten özellikleri nedeniyle de stratejik değerdedir.

İşçi sınıfı hareketi ve tüm emek güçleri açısından, yoğun saldırıların yaşandığı ancak karşılığında ise direncin zayıf olduğu bir gerileme döneminden geçilmektedir.

Ancak güvencesiz çalışma, artan yoksulluk ve hak yoksunlukları kuşatması toplamının; işçi sınıfı ve tüm emek güçlerine örgütlenme ve mücadele olanakları sunma açısından da önemli potansiyelleri barındırdığını vurgulamalıyız.

Bu nesnel durum, özellikle son birkaç on yıldan beri yaşadığımız tarihsel sürecin somut verisi ve sonuçlardan biridir.

Taşeron sisteminin ekonomik ve sosyal açılardan dünden bugüne evrimi

Taşeron sistemi, kategorik olarak kapitalist üretim ilişkileri kapsamında başvurulan yeni bir uygulama değildir. Ancak 2. Emperyalist paylaşım savaş sonrasında ülkeler iç-pazar üretim ilişkilerinde, kısmen de uluslararası piyasa ilişkilerinde kullanılagelen bir yöntemdir.

Bu uzun süreçte dikkati çeken olgu ise şudur. Taşeron sistemi, uluslararası emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerinde giderek fazla tercih edilen bir tarzdır. Ucuz hammadde, ucuz-düşük emek maliyeti, bölünen ve hızlandırılan üretim aşamaları, depolama ve dolaşım sorunlarının en aza indirilmesi gibi işlevleri de taşıyan örneğin uluslararası pazarda “kayan sektörler”, “fason üretim”, “montaj sanayi” vb. yönelim ve uygulamaları da bu tarzın örnekleri olarak görülebilir.

Maliyet açısından ucuz, sosyal ve siyasal yönlerden denetimli veya örgütsüz işgücü; sermaye açısından çok istenilir olgudur ve taşeron sistemi bunu tartışmasız en iyi biçimde sunmaktadır.

Sonuçta büyük ölçekli işletmelerin, üretim sürecinde işleri bölerek alt taşeron şirketlere yaptırması, aynı zamanda da iş hukuku ve toplumsal ilişkiler çerçevesini yenileyerek üretme olgusunu da geliştirilmiştir.

Taşeron sisteminde, ana şirketin ihtiyaç duyduğu hammadde, hizmet alımı, bir sanayi parçası üretimi vb daha ucuza üretilir. Fakat ana şirketler, ihtiyaç duyduğu üretimi alt şirketlere çok daha ucuza ürettirirken yasal birçok yükümlülükten de kurtulmaktadır. Bu işçiler için yoksulluğun artması ve hak kayıpları anlamına gelmektedir.

Sadece özel sektör bağlamında değil, kamu işletmelerindeki temizlik, ulaştırma, yemek ve güvenlik hizmetleri işlerindeki uygulamalar da bu temelde geliştirilmektedir.

Sonuçta kamu veya özel sektörde uygulanan taşeron sistemi, özellikle esnek model diye de bilinen tarzın işlerlik kazanmasına çok uyumludur, besleyicidir. Bu nedenle taşeron sistemi giderek daha fazla ilgi görmektedir. Çalışma yaşamında da yetkinleştirilerek tercih edilmektedir.

Dolayısıyla taşeron sistemi, son dönem Emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerine azımsanmayacak bir yer tutan ve vazgeçilmez model oluşturan “esnek üretimin” pekişerek gelişmesine hizmet etmektedir.

… … …

Kapitalist üretim ilişkileri kapsamında, taşeron sisteminin değişik ekonomik ve sınıfsal boyutlarına biraz daha yakından bakalım.

İfade edeceğimiz birinci olgu şudur; taşeron sistemi kapitalist pazar ilişkileri çerçevesinde, sermaye grupları ve alt şirketler arası ilişkilerde, bir malın veya hizmetin üretim süreçlerinin bölünerek gerçekleştirilmesinde uygulanan bir modeldir.

Ancak taşeron sistemi alt bir model/tarz olmanın ötesinde, kapitalist sistemde gelişen “esnek üretim modeli” kapsamında çok işlevlidir. Artık günümüz ilişkilerinde “esnek üretimi” besleyen bir yerde durmaktadır.

İkinci olgu olarak şunu söyleyebiliriz; taşeron sistemi sermaye ve emek güçleri ilişkilerinde, burjuva sınıfın çıkarlarını koruyan bir yerdedir.  İşçi sınıfı için ise kazanılmış hak kayıpları, güvencesiz çalışma, hukuksuzluk ve adaletsizlik anlamındadır.

adimiz-taseron-soyadimiz-koleTaşeron sistemi bildik bir tanımlamayla, sermayedar gücün veya işverenin;  ihtiyaç duyulan bir üretimi, bir alt şirkete daha ucuza ürettirmesidir. İlk zamanların ‘fason’ veya ‘götürü usulü’ ile yapılan ‘müteahhit alt-şirket’ üretimleri tarz ve boyutu, güncel koşullarda artık geride kalmıştır.

Kamu işletmelerinde örneğin temizlik işleri, yemek servisi,  işçi taşımacılığı ve özel güvenlik hizmetleri işleri, hatta eğitim ve sağlık hizmetleri alanlarında, hemen hemen tüm ülkelerde ulusal pazar ( ve hatta uluslararası faaliyet konusu da olabilmektedir) ölçeğinde hizmet üretiminde kullanılmaktadır.

Büyük ve orta ölçekli ulusal veya uluslararası şirketlerin de; yemek, taşımacılık, temizlik işleri, güvenlik, hatta eğitim ve sağlık hizmetleri sahalarında, işlerini alt taşeron şirketlere yaptırdığı ve bunun bir yöntem, model olarak geliştirildiği bilinmektedir.

Bununla birlikte belirtilen hizmet sektörü işleri dışında kalan, ana- alt üretim faaliyetlerinin önemli bir kısmını da alt şirketlere yaptırdıkları bir gerçekliktir.

Fordist modelin yerini esnek modelin almaya başlamasından itibaren yoğun uygulanan taşeron/alt şirket üretim modeli, sistemin çözmeye ihtiyaç duyduğu birçok sorunu da gidermiştir. Üretimin kitlesel olmayışı,  depo/stok olayını kaldırması, hızlı üretim, ucuz maliyet vb. temel konu ve sorunlarda;  taşeron sistemi sermayeye çok olumlu katkılar sunan işleviyle kapitalist tarzların arasında yer almıştır.

Örneğin otomobil sanayinde TOYOTA, üretimin ortalama % 70 kadarını taşeron sistemiyle alt şirketlere yaptırmaktadır. Üretim ucuza gelmiş, üretim hızlanmış, depo/stok sorunu ortadan kalkmıştır. Yine Avrupa’da Ford otomobilleri üretiminde de aynı uygulama vardır.

Dahası buralarda işçilerin sınıf mücadelesi temelinde talep ve mücadeleleriyle kapitalistin karşısına çıkma olgusunun bir hayli törpülendiği ve baskılandığı gerçektir ve yaşamsal değerdedir. Bu hem sermaye sınıfı hem de işçi sınıfı için çok önemlidir. Dolayısıyla kapitalist-emperyalist ilişkilerin son 30-40 yıllık sürecinde egemen sınıfların çok arzu ettiği, “uyumlu sendika ve işçi profili” yaratılmıştır.

Taşeron sistemi, sadece dar anlamda büyük ölçekli şirketlerin kısmi üretim ihtiyaçlarının karşılanması yönüyle değil, işçi ve sendikalar karşısında da çok önemli işlevi bulunan bir modeldir. “ Sendikaların söndürülmesi” veya “sendikal hareketin sisteme uyumlu hale getirilmesi” diye ifade edebileceğimiz kapsamlarda taşeron sistemi çok etkilidir. Bu durum dar-lokal ölçekleri çok aşan, ulusal ve uluslar arası emperyalist-kapitalist pazar ilişkilerinde etkili bir yöntemdir.

İş yaşamı yasaları/hukuku bağlamında da elbette “endüstriyel ilişkilerde yaşanan sorunların” sermaye güçlerinin ihtiyaçlarına yanıt verecek ve destekleyecek tarzda düzenlendiği ve düzenlenmeye devam edeceği açıktır. Örneğin asıl işveren şirketin haklarının korunması kadar, alt işveren şirketlerin hakları da sorun alanıdır ve korunma konusudur. Serbest Bölge düzenlemeleri, Kiralık İşçi Büroları veya Özel İstihdam Büroları, Bölgesel Ücret uygulamaları vb. tümü de bu sisteme hizmet etmektedir.

Bu tabloda, asıl işveren konumundaki şirketlerin ve alt işveren şirketlerin; devletle ve sendikalarla yaşadıkları veya karşılaştıkları sosyal, hukuksal vb sorunlar konumuz dışındadır.

Ancak yine de belirtelim ki, ülkemizde taşeron sistemindeki sermaye güçleri/işveren açısından da dile getirilen sorun alanları, kesinlikle işveren yararına çözülmeye çalışılacaktır. Örneğin anlaşmalı/hileli (muvazaalı denilen) ilişkiyi artık yasal hale getireceklerdir. İşçilerin sendikalaşması kırılırken, asıl işverenin “sorumsuzluk halleri” güçlendirilerek konu yasalaştırılacaktır. Yasal hukuksal çerçeve pekiştirilerek bunu sendikaların mücadele konusu olmaktan çıkarmaları büyük olasılıktır. Örneğin son bir düzenlemeyle işçi sayısı 30’un altında kalan işyerlerinde işçilerin işe iade davası açılamamakta ve güvence olmadığından sendikalaşma engellenmekte ve sonuçta da taşeron işyerleri desteklenmektedir.

Ancak bu konular kapitalist pazar ilişkileri çerçevesinde incelenebilir. Çünkü birçok yönüyle işçi sınıfını ve emek mücadelesini, kazanılmış hakların eritilmesi bağlamında yakından ilgilendirmektedir.

Taşeron sisteminde sınıfların tarihsel-toplumsal konumlanışı

Büyük ölçekli şirketler yani “asıl işveren”, asıl işyeri olan işletmesinde yapabileceği üretimi, parçalayarak/bölerek başka alt- işverenlere – taşeronlara aktararak daha az maliyetle aynı sonucu elde edebilmektedir. Kamu sektöründen aktarılan işlerle birlikte sermaye güçlerine hem yeniden faaliyet/yatırım alanları, hem de yeni rant alanları sunulmuştur.

Geçerken temel bir eğilimi işaret edelim. Emperyalist-kapitalist üretim ilişkileri evrimi itibariyle, son dönemde yaşanılan “kar oranları eğilimsel düşüş” olayı, özellikle hizmet sektörünü de içeren rant ve yatırım sahalarını geliştirerek krizi atlatma kanalları bulunmuştur. Dikkat edilirse hizmet sektöründe giderek uluslararası sermayenin yoğunlaşan hareketliliği söz konusudur. Ucuz maliyetli ve “engelsiz- uyumlu sendika ve işçi sınıfıyla” geliştirilen yatırım ve üretim alanları, dolayısıyla da taşeron sisteminin sunduğu rant olanakları sermaye açısından çok daha caziptir.

Taşeron sistemin sınıfsal içeriğini, yukarıda açıkladıklarımızı ve bazı sosyal olgularla bağlantılarını da göz önünde bulundurarak kısaca şöyle özetleyebiliriz.

a- Taşeron sistemi sermaye güçlerine ekonomik, siyasi ve sosyal açılardan geniş olanaklar sunar.

Taşeron sisteminde işçilik maliyeti ucuzdur. Hammadde ucuzdur. Üretim hızlıdır. Buna bağlı olarak dolaşım ve ulaşımda hızlı ve stok-depolama vb. olguların işleyişlerinde yeni teknikler nedeniyle, eski Fordist tarzda yaşanan maliyetli sorunlar giderek ortadan kaldırılmaktadır.

Asıl-işveren, birçok toplumsal ve hukuki sorunla uğraşmaktan ve sorumluluklarından kurtulmuştur. Öte yandan sistemin beslediği ve geliştirdiği örgütsüz, dağınık işçi ve emekçi sınıfları, sermaye güçleri açısından tercih edilen bir husustur.

Sermaye güçlerinin ulusal ve uluslararası hegomonik siyasal iktidar yapısı, karşılarında örgütlenmiş ve birlik içerisinde davranan güçlü bir işçi sınıfı istemez. Esnek üretim modeli ve Taşeron sistemi birbirini tamamlayarak, bu bağlamda çok işlevli olarak hizmettedir.

b- Taşeron sistemi işçi sınıfı açısından hak yoksunluğu, sefalet ve yaşam boyu mobbing demektir.

– Taşeron sisteminde “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği” alanı çok sorunludur. Kural dışı çalışma nedeniyle meslek hastalıkları yaygındır. İş kazaları sonucu işçilerin bedenen ve psikolojik yönlerden darbeler aldığı, “iş cinayetleri” dediğimiz ölümlü veya değişik düzeylerde yaralanmalı iş kazaları her geçen gün daha fazla yaşanmaktadır. Ve bu olgularda, asıl işverenlerin sorumluluk payı giderek azaltılmaktadır. Taşeron sistemi bu sonuçların önemli nedenini oluşturmaktadır.

– İşçilerin, işveren ve sermaye sınıfı karşısında örgütlü güç olma ve mücadeleci hali çok zayıflatılmış, sendikalar “örgütlü ve mücadeleci”, “militan” nitelik ve işlevlerinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır. Taşeron işyeri ve işçilerinde sendikasızlık hali özellikle egemen kılınmak istenmektedir. Bu anlamda işverenlerin ve sermaye örgütlerinin yoğun baskıları, uygulamaları vardır.

– Ucuz yedek işgücü kitlesi çok fazladır. “İşsizlik korkusu” da, çok önemli bir sosyal-psikolojik etkiyle, emekçileri baskılayan belirleyici bir unsur olarak çalışma yaşamında yerleşik hale gelmiştir. Bu olgu, çalışma yaşamında emekçilerin örgütlü olarak varlık sürdürmesinin ve sendikalaşmasının önünde ciddi bir etmendir.

– Toplumsal yaşamda sosyal, ekonomik, psikolojik ve siyasal yönleriyle, işçilerin kendi çıkarlarına uygun sınıf kültürüyle bağlantılı davranışları sergilemesi anlamında önemli sorunlar yaşamaktadır. Artık bu durumun ve yaygınlık halinin tespiti zor değildir.

Emek Cephesi unsurları açısından bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz.

Özellikle son tespitlerimizde ifade edilen toplumsal-sınıfsal olgular; farklı sosyolojik, psikolojik açıdan toplumsal bilimler ışığında ve politik bağlamlarda tartışmak ve değerlendirilmek zorundadır.

Politik ve ekonomik-demokratik ayrımsız tüm emek örgütlerinin, partilerin, emek hareketlerinin, sendika ve derneklerin; bu somut verileri toplumsal bilimler ışığında ele alarak, alternatif strateji ve programlar düzeylerinde değerlendirmeleri ve emek çıkarlarına uygun alternatifleri üretmeleri kaçınılmazdır.

Taşeron sisteminin bazı yönleriyle toplumsal yaşamımıza etkileri

Taşeron sisteminde emekçilerin yaşam standartları, ücretler ve sahip oldukları sosyal haklarla bağlantılı olarak artık “açlık sınırı” kavramının işaret ettiği yoksulluk üzerine kuruludur.

Yani taşerondaki emekçiler bırakalım “toplumsal refahtan” yeterli payı almayı, çoğunluk olarak daha çok ilkel koşullarda yaşamaktadır.

Çalışma saatleri sürekli yukarı çekilmekte, işverenler 12-16 saatlik günlük çalışma süresinde ısrar etmektedir.

Diyebiliriz ki, “yaşayacak kadar değil, ayakta sürünecek” kadar kötü beslenebilmektedirler.

Taşeron işçilerinin yaşam standartları, asgari ücretle belirlenen ilkellikler ve gerilikler içindedir.

Maddi ve kültürel açılardan insanca yaşam koşullarına ve standartlarına çok uzaktırlar.

Sürekli işsizlik tehdidiyle yaşayan bu işçiler iş güvencesinden çok uzaktadır.

Onlar, olayın psikolojik ve kültürel boyutlarında ise “ezilmişlik ve sindirilmişlik” olgularının etkin olduğu aşağılanmalar içerisindedirler.

Taşeronda çalıştırılan işçilerin aldığı ücretler ve sosyal haklar konusunda sahip olduğu düzeyler, aslında bütünüyle patronların ne kadar çok kazandıklarını ve sahip oldukları egemenlik alanını gösterir. Taşeron uygulamasının olduğu tüm sektörlerde “asıl işveren” denilen büyük ve orta ölçekli şirket sahibi sermaye sınıfı, ucuza mal ettikleri üretimler ve sosyal sorunlardan uzak kalmaları nedeniyle de çok rahattırlar.

Türkiye kapsamında taşeron sisteminin bir sonucunu anımsatalım. Dikkat edilirse kamu ve özel sektör alanlarında taşeron şirketler giderek daha fazla yaygınlaşmaktadır. Bunlar küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. Yaygınlaştırılması sonucunda ekonomiye kazandırdıkları katma değer üzerinden de elde ettikleri zenginlikle, önemli bir küçük ve orta burjuva kesimi ifade etmektedir. Taşeronda çalışan işçiler ise en geri ekonomik ve sosyal haklar zeminindedir.

Sermaye güçlerinin, sistem işleyişi kapsamında stratejik olarak yöneldikleri birtakım hedefleri söz konusudur. Mevcut taşeron sistemi uygulamalarını yeni düzenlemelerle pekiştirmek gündemdedir. Bu düzenlemelerin amacı; işçi sınıfının ve emekçilerin kazanılmış sosyal haklarını da daha geri seviyelere çekerek, sermaye güçlerinin göz diktiği alanlarda örneğin ‘Kıdem Tazminatı Fonu’ ve ‘ Özel İstihdam Büroları’, ‘Kadın İstihdam Politikaları’ ve ‘Bölgesel Ücret Sistemi’ gibi önemli konuları içeren “ Ulusal İstihdam Stratejisini” hayata geçirmektir.

Uluslararası tekeller, onların hizmetindeki örgüt ve kurumlar; bu konularda Türkiyeli işbirlikçilerine destek vermiş ve yanlarında yer almıştır. Dünya Bankası, İMF, Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası Çalışma Örgütü- İLO gibi kurumlar; anlayış ve uygulanan politikalar ve talepler kapsamında sınıfsal yerlerini almışlardır.

Türkiye egemen burjuva sınıfları ve AKP hükümeti, bu koronun yerli işbirlikçi aktörlerindendir.

AKP hükümeti, bu konuda sermaye güçlerine hizmet anlamında yönelim ve çabalarını gizlemeden, açıktan oynamaktadır. AKP hükümeti; emek cephesinin tepkileri nedeniyle bazen geri adım atsa da, -2013 yılı itibariyle- hazırlıklarını ve çalışmalarını örneğin çalışma yaşamı gündemine ve TBMM gündemine getirerek; çarpık tartışma yöntemleriyle hatalı toplumsal algılar yaratmakta, yasal zeminler ve uygulamalar için de fırsat kollamaktadır. Sistemi pekiştirme amacıyla çalışmaların sürdürüldüğü ve fırsat bulunduğunda da yasal düzenlemelerin yapılacağı bilinmektedir

Taşeron sisteminde çalışan işçilerin ücretleri, sosyal hakları vb. kapsamındaki olanakların çok geri olduğunu ifade ettik. İşçilerin sendikal hakları ve örgütlü kurumsal yapıları, zemini ve çerçevesi de daraltılarak çok geriletilmiştir. AKP hükümeti, uygulamalarıyla bu yönde de ciddi hamleler gerçekleştirmektedir. Grev yasağı kapsamını genişletmiş ve mücadelenin sürdüğü sahalarda da açıktan grev kırıcılığı yapmaktan da geri durmamışlardır.

Taşeron sisteminde “örgütsüzlük olgusu” adeta dayatılmıştır ve bu durumun egemen kılınması yolunda gerçekten önemli mesafeler de alınmıştır. Örneğin 30 işçi altındaki işyerlerinde işe iade davası açılamamakta, dolayısıyla sendikal örgütlenmeler ve sendikalar işlevsizleştirilmektedir.

Bu koşullarda bazı sendikalarımızın taşeron sistemine karşı toplumsal pratikte verdiği mücadele ve örgütlenme, yetersiz olmasına rağmen çok önemli öncül adımlardır.  Sağlık, enerji ve eğitim alanlarında örnekleri yaşanmaktadır. Hukuksal kazanımlar boyutu ve hakların pratikte korunması bağlamında mücadele, örgütlenme ve bilinçlendirme yönleriyle bunlar çok değerli çalışmalardır. Taşeron karşısında kazanılan her hak ve olgunun pekiştirilerek büyütülmesi çok önemlidir.

Bununla birlikte, sorunların birikmiş gergin hali, işçilerin ağır sömürü ve baskı altında bulunuşunun yarattığı yönelim ve sunduğu olanaklar da söz konusudur.

Artık bıçak kemiktedir ve objektif olarak işçi sınıfı, taşeron sistemi cenderesindeki önemli bir kitle grubuyla örgütlenme ve mücadeleye yakındır. Taşeron sistemi, emekçilere dayattığı çalışma yaşamı koşulları dolayısıyla çok önemli örgütlenme ve mücadele olanakları sunmaktadır.

Elbette arzu edilen içerik ve düzeylerin gerisinde kalışı sorgulamalıyız. “Neden olmuyor?” sorusunu başka unsurların etkileriyle birlikte değerlendirmek ve tartışmak durumundayız.

Kültürel ve ideolojik kuşatma, 12 Eylül etkileri, sindirilme, politik yapıların “cılız çabaları” ve politik mücadelenin olması gereken hattın gerisinde seyretmesi, bir dinamik güç anlamında Kürt ulusal demokratik hareketinin bu konuya uzak kalması vb. olguların bütünlüklü bir çerçevede ve birlikte tartışılması gerekmektedir.

Taşeron sistemi ve uluslararası işçi mücadelesi

Uluslararası sendikal hareketin deneyimlerinden de burada kısa da olsa söz etmeliyiz.

Bu anlamda birçok ülkede işçi sınıfının ve sendikaların geliştirdiği mücadele birikiminin üzerinden gelişen konular bulunmaktadır. Örneğin; Küresel Sendikalar Birliği IndustriALL, yakın zamanda yayınladığı çağrısında taşeron sistemine karşı “Güvencesiz Çalışmaya Son! Şimdi Harekete Geçin” başlığı ile şu önerileri yapmıştır:

“- Taşeron uygulamasının işçilere ve topluma dayattığı bedeli hükümetinize anlatın

– Taşeron işçiliğini kısıtlayacak ve işçileri koruyacak yasalar çıkarılmasını isteyin

– Taşeron işçiliğine sınırlar getirecek toplu sözleşmeler bağıtlayın

– Taşeron işçilerini örgütleyin ve onların hakları için mücadele edin

– Şirketlerden taşeron işçilerini doğrudan istihdam etmelerini talep edin

– Taşeron istihdamına ve üçlü istihdamın diğer biçimlerine karşı harekete geçin

– IndustriALL’un küresel kampanyasına katılın”

Özellikle orta ve küçük ölçekli işletmelerde yoğunlaşan işçilerin karşılaştığı sorunlar bağlamında tespitler ve öneriler ön açıcıdır. Dikkat edilirse temelde talepler birbirine benzemektedir. İşçilerin işveren karşısındaki hakları, hukuki alandaki talepleri ülkemizde de yaşanmaktadır.

Ancak IndustriALL yapılanması ve kampanyası, kapitalist toplumsal yapının geliştirilmiş olduğu merkezi ülkeleri kapsayan çalışmalardır.  Taşeron sistemi konusunda birçok ülkede yerleşmiş bir sistem hatta kimi kapitalist ülkelerde daha ileri hukuki prosedürler de söz konusudur. Öyle ki taşeron işletmelerin hak ve hukukları yazılı hale gelmiş ve patronlar arasında bir üstünlük kurma mücadelesi sürmektedir. Sendikalar ise genellikle sistemin bir parçası durumundadır. Özellikle “uyumlu”, “reformist-uzlaşıcı”, ”bürokratik sendikalaşma” etkenleri altında mücadele ve konumlanma söz konusudur. Taşeron ve bağlantılı olarak kiralık işçi büroları örneğinde olduğu gibi baştan bu olgulara karşı sınıf sendikacılığı ve mücadelesi, ileri düzeyde değildir.

Elbette oralardaki deneyimler bize ışık tutacaktır. Enternasyonal dayanışma kanalları açacak ve işbirliğini, birlikte ortak tavırlar geliştirilmesini sağlayacak zeminlerden biridir.

 

Taşeron Sistemine Karşı Bütünlüklü Mücadele Kapsamında Neler Yapılabilir?

Taşeron sistemi emek dünyasının cehennemidir. İleri düzeylerdeki örgütlenme ve mücadeleyle yok edilmelidir!

Taşeron sisteminin etkilediği sınıf güçleri ve elimizden alınmak istenen sosyal haklarımız kapsamında, örgütlenme ve mücadele olanakları nedir? Bu anlamda neler önerebiliriz?

Türkiye’de taşeron sisteminin son dönemde sermaye güçleri yararına geliştirilerek pekiştirilmek istendiği, sermaye güçlerinin ısrarlı ve AKP hükümetinin de bu konuda çok istekli davrandığı biliniyor.

Tüm emek örgütlerinin ortak paydası olan taşerona karşı mücadele konusunda, örgütlülük, bilinç, dayanışma konularında ve özellikle “üretimden gelen gücü kullanmak” bağlamında yetersizliklerin ve zayıflıkların yaşandığı da açıktır.

Aşağıda başlıklarla belirteceğimiz sahalarda öncelikli çalışmaların, etkinlik ve kazanımların yaratılmasını gerekli görmekteyiz.

a-) Taşerona karşı yoğun bir eğitim, bilinçlendirme ve propaganda mücadelesi içinde olunmalıdır. İdeolojik-politik anlayış ve yaklaşımların işçi sınıfı çıkarları temel alınarak demokrasi ve sosyalizm mücadelesi ekseninde gözden geçirilmesi zorunludur.

İşçi sınıfı ve tüm emekçiler “kendisi için sınıf olma” noktasından bu anlamda uzaklaştırılmıştır. Önlemlerin alınması anlamında, konu birçok yönüyle düşünülmelidir. İdeolojik eğitim, bilinçlenme ve donanım konusunda hamlelerin yapılması kaçınılmazdır.

Sendikalar bu anlamda daha etkili çalışmalar üstlenebilir.

Dolayısıyla bilinçlenme, örgütlenme ve iletişim araçları bütünlüklü olarak gözden geçirilmeli, güncel nesnelliği kucaklamalıdır.

b-) Sendikal mücadele sahası ve işçi –emekçi örgütlenmesine yönelik, sistemin ve hükümetin saldırıları ortadadır. Yayılan korku ve hukuksuzluk ortamında, bu konunun üzerine gidilerek, sendikal mücadelenin diri tutulması gereklidir. Sendikalar güçlendirilmeli ve taşeronlarda örgütlenme olayı daha güçlü ele alınmalıdır. Örgütlenme konusunda sendikal çalışmaların tüm engellemelere rağmen geliştirilmesi, beslenmesi gerekmektedir. Bir tarz olarak kısmen gelişen “taşeron işçileri dernekleri” bir ihtiyacı karşılıyor olsa da, bu durum aslında sendikaların içinde bulunduğu güçsüzlüğün bir ifadesidir. Bunların sendikal formatla geliştirilmesi önemlidir. Sermaye ve hükümet,  dernekleri hızla ve kolaylıkla denetim altına alabilmektedir. “Böl-yönet” taktiğine çok hazır malzeme sunması nedeniyle, taşeron emekçi derneklerinin sendikal yapılarla birleşmesinde yarar vardır.

Sendikalar ve politik emek örgütleri, bu durumu tartışmalı ve güncel toplumsal yaşamda yeni taktikler üretmelidir. “Birleşik” olma olgusu daha fazla önemsenmelidir.

c-) Taşeron sistemine karşı emek güçlerini kapsayan ve birlik enerjisi üretebilecek “taşeron işçileri platformu” tartışılabilir, gündemleştirilebilir.

Taşeron sistemine karşı mücadelede işçi örgütleri ve devrimci politik yapılar, bu sahada bir sınıf hareketi birliği örgütleyebilir. Bugünkü süreç taşeron sistemine karşı ciddi bir dayanışma ve birlikte mücadele ihtiyacını göstermektedir. Bu konuda dayanışma ve mücadele birlikteliğini gerçekleştirmek zorundayız.

İşçi-memur sendika ve konfederasyonlarını, meslek örgütlerini, dernekleri, politik yapıları kucaklayarak;  taşeron sistemine karşı ilkeli ve demokratik işlev ve işleyişlere sahip mücadeleci ve dayanışmacı bir platform gücü üretilmesi gündeme alınabilir.

d-) Taşeron hukuku karşısında elde edilen kazanımlara sahip çıkılmalıdır. İşçi sınıfı zararına geliştirilmek istenen yeni taşeron sistemi hukuku kesinlikle reddedilmelidir.

Sermaye güçleri ve AKP hükümeti bu konuda çok hırslıdır. İstekli ve ısrarlıdır.

Emek güçleri de kararlı biçimde karşı koymalıdır. Dolayısıyla bunun engellenmesi gerekir. Bu konu, emek güçlerinin ortak paydası olmalıdır.

e-) Uluslararası işçi sınıfı dayanışması önemsenerek, mücadele birlikteliği ve dayanışması geliştirilmelidir. Türkiye işçi sınıfının mücadeleci, örgütlü ve dayanışmacı mücadelesiyle ulaşılabilecek tarihi kazanımlar; stratejik değerde görülmelidir.

f-) Sendikalarda ve işyerlerinde politik örgütlenme zayıftır. İşçi komiteleri tarzları ile işçinin örgütlenme ve mücadele yetenekleri geliştirilmelidir. Sendika, dernek, platform tarzlarıyla örgütlenmeler gerçekleştirilir, fiili-militan işçi mücadelesi esas alınırken; politik içerikler güçlü tutulmalıdır.

İşçilerin demokratik ve sosyalist bilinç ve kültürle, karar alma ve uygulamalarda bizzat katılımcılığının gerçekleştirilmesi; örgütlenmenin ve mücadelenin geleceğini de belirleyen vazgeçilmez bir özelliktir.

Güncel süreçte sermayenin ve AKP hükümetinin, taşeron sistemini reformize etme yoluyla emek güçleri zarar veren çalışmaları söz konusudur.

Bu konuda bilinçlendirme ve eylem birliktelikleri kapsamında tüm sendikal ve politik emek güçlerinin birlik ve dayanışma içerisinde olması kaçınılmazdır. Taşeron sisteminin hukuksuzluklarının meşrulaştırılması çabalarına, birlikle ve birlikte karşı koyulması gereklidir.

Sendikaların zayıflıkları ve zaafları ortadadır. Bu açıdan önemli eleştirilere konu olan olumsuzluklarını da özellikle mücadele ivmesinin yükseltilmesiyle mücadele içinde ve sürecinde eritecektir.

Politik emek örgütleri, özellikle devrimci sosyalist hareket bu konuda uyarıcı ve öncü olmalıdır.

Taşeron sistemine karşı güncel toplumsal koşullarda demokratik çerçevede mücadele sürdürülürken, bu mücadelenin toplumsal kurtuluş mücadelesinden ayrı düşünülmemesi de gerekmektedir. İşçi sınıfının ve ezilen halkların demokratik iktidarı koşullarında bu tür sömürü ve baskı sistemlerinden nihai olarak kurtulmak mümkündür. Bu da ancak ve ancak emperyalist-kapitalist sistemin ve iktidarda bulunan sermaye güçlerinin, ulusal ve uluslararası ölçeklerde toplumsal iktidarlardan uzaklaştırılmalarıyla gerçekleşebilecektir.

 

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar