İş cinayetleri devam ediyor: Ocak ayında 158 işçi yaşamını yitirdi!

İSİG Raporunda vurgulandı:

İSİG Meclisi Açıkladı: “Ocak ayında ilk dikkat çekilmesi gereken husus 18 yaş altında 7 çocuk işçinin hayatını kaybetmesidir. İkinci husus ise 18-29 yaş aralığında 32 işçiyi kaybetmemizdir.”

İş cinayetlerinde işlenmeye devam ediyor. 2024 Ocak ayında en az 158 işçi hayatını kaybetti

İSİG Raporunda vurgulandı:

“Ocak ayında ilk dikkat çekilmesi gereken husus 18 yaş altında 7 çocuk işçinin hayatını kaybetmesidir. İkinci husus ise 18-29 yaş aralığında 32 işçiyi kaybetmemizdir.”

6 Şubat 2023 günü depremde hayatını kaybeden onbinlerce insanımızı saygıyla anıyoruz. Halkımıza tekrar başsağlığı diliyoruz. Başımız sağolsun. Unutmadık, unutturmayacağız, yeni bir yaşamı hep birlikte kuracağız…

İSİG Meclisi raporunun ağırlıklı konuları MESEM’li çocuk işçiler, Akkuyu’da menenjit salgını, şantiyelerde yangınlar oldu. İş cinayetlerinde 158 işçi yaşamını yitirdi.

İş cinayetlerinin nedenleri şu tabloyla işaret edildi:

İş cinayetlerinde yaş grupları şöyle ifade edildi:

Ocak ayında yaşanan iş cinayetlerinin işkollarına dağılımı şöyle:

  • En çok ölüm inşaat işkolunda meydana geldi. Burada dikkat çekilmesi gereken husus şu: 11 deprem şehrimizdeki inşaatların başlaması ile işçi ölümleri haberleri gelmeye başladı. 17 inşaat işçisinin ölümü bu şehirlerde meydana geldi.
  • Devletin yaptığı inşaatlarda daha çok iş güvenliği önlemi alındığı belirtiliyor. Oysa inşaatlarda kamu, büyük özel şirket ya da müteahhitlerin yaptığı iş fark etmiyor. Bu ay TOKİ’nin (taşeronlara) yaptırdığı inşaatlarda en az 6 işçi hayatını kaybetti.
  • Türk inşaat şirketlerinin yurtdışında yaptıkları işlerde de can kayıpları sürüyor. Sadece bu inşaatlara çalışmak için giden 4 işçi arkadaşımızı kaybettik.
  • Şoförlerin ölümü ise trafik kazası olarak görülüyor. Oysa yoğun aşırı-fazla-yoğun çalıştırma, araçların bakımının yetersizliği ve yol sorunları birçok şoförün (tır, kamyon, servis minibüsü, taksi vd.) ölümüne yol açıyor.
  • Ocak ayında en az 5 moto kurye arkadaşımızı çalışma koşulları nedeniyle kaybettik. Gerek sektördeki örgütlenme faaliyetleri gerek “Moto Kurye Haber-Yorum” gibi çalışmalar da bu ölümlerin daha fazla gündem olmasını sağlıyor.
  • Gemi işçisi beş arkadaşımızı kaybettik. Moto kuryeler gibi aynı şekilde gerek sendikal hareketin mücadelesi gerek “Deniz İşçileri Platformu” gibi ağların çalışmaları deniz işçilerinin hak mücadelesini ve ölümlerini de görünür kılıyor.
  • Ocak ayındaki iş cinayetlerine sektörel açıdan bakarsak 59 sanayi sektörü işçisi, 45 inşaat sektörü işçisi, 38 hizmet sektörü işçisi ve 16 tarım sektörü işçisi hayatını kaybetti.

Ocak ayında 42 şehirde ve yurtdışında 7 ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti tespit etmiş durumdayız:

24 ölüm İstanbul’da; 17 ölüm İzmir’de; 11 ölüm Şanlıurfa’da; 10 ölüm Gaziantep’te; 8 ölüm Konya’da; 7 ölüm Mersin’de; 4’er ölüm Balıkesir, Bursa, Diyarbakır, Hatay, Kocaeli ve Tekirdağ’da; 3’er ölüm Adana, Afyon, Kahramanmaraş, Kayseri, Manisa, Mardin ve Sakarya’da; 2’şer ölüm Aksaray, Bartın, Bolu, Denizli, Elazığ ve Sinop’ta; 1’er ölüm Ağrı, Amasya, Ankara, Çorum, Eskişehir, Karabük, Karaman, Kars, Kastamonu, Kütahya, Malatya, Muğla, Niğde, Osmaniye, Rize, Sivas, Uşak, Azerbaycan, Bulgaristan, Gana, Rusya, Senegal, Sırbistan ve Yunanistan’da meydana geldi…

  • Raporlarımızda toplu bir iş cinayeti olmadığı sürece en çok ölümün olduğu şehir İstanbul oluyor. Gerek nüfus yoğunluğu gerek sanayi ve hizmet sektörünün merkezi olması ve güvencesiz çalıştırmanın bir sonucu bu.
  • İzmir ise ölümlerde her ay ilk sıralarda. Sanayi, hizmet sektörü ve ek olarak Aliağa bölgesi ve yine tarımsal üretimin yoğunluğu göze çarpıyor.
  • Şanlıurfa ve Gaziantep havzası ise emek yoğun üretime dayalı olması; tarım, inşaat, tekstil, metal sanayinin ağırlığı ve çocuk, kadın, göçmen gibi korunmasız emeğin ucuz işgücü olarak çalıştırılması sonucu ölümlerin yoğunlaştığı bir havza.
  • Ocak ayında ilk dikkat çekilmesi gereken husus 18 yaş altında 7 çocuk işçinin hayatını kaybetmesidir. İkinci husus ise 18-29 yaş aralığında 32 işçiyi kaybetmemizdir. Yani bu ay her dört iş cinayetinin birisinde genç ya da çocuk işçiler hayatlarını kaybetti.
  • Bir yandan emekli olamama, EYT ve emeklilikte adalet tartışmaları yapılırken diğer yandan 50 yaş ve üzeri yaş grubunda iş cinayetlerinde ölenlerin oranı neredeyse üçte bir düzeyindedir. Bu yaş grubu emeklilik hakkını alabilse de çalışmaya devam etmekte ve bu güvencesizlik kıskacı altında olmaktadır.
  • Çocuk işçi ölümleri her ay farklı işkollarında meydana gelmektedir. Ocak ayında; 17 yaşında olan iki işçi Muhammed Şahin ve Türkmenistanlı Vefa’yı (soyadını öğrenemedik) metal işyerinin sahasında kaldıkları konteynerde çıkan yangında; 12 yaşındaki Miraz Terazi ve 14 yaşındaki Faruk Alkan’ı okulların tatil olmasıyla birlikte iş öğrenmek için aileleriyle birlikte çıktıkları uzun yol tır yolculuğunda; 15 yaşındaki Erol Can Yavuz ve 14 yaşındaki Arda Tonbul’u MESEM kapsamında çalıştıkları ağaç ve metal fabrikalarında; 17 yaşındaki Mehmet Ali Nar’ı ise moto kuryelik yaparken kaybettik.
  • MESEM’i ise bu kadar ön plana çıkaran çocuk işçiliğini mesleki eğitim adıyla pazarlayarak “bir gün okulda dört gün işyerinde” diyerek “öğrenci” adıyla kitleselleştirmesi, eğitim ile sanayiyi içiçe geçirmesi (her işkoluna dönük MESEM faaliyetleri ve OSB’lerin içine taşınan meslek liseleri) ve böylece çocukların devlet eliyle ucuz işgücü olarak işgücü pazarına fırlatılmasıdır. Bu durum özellikle mevsimlik tarımda sıkça meydana gelen çocuk işçi ölümlerini şehir içine taşımakta ve görünür kılmaktadır. MESEM’li çocuklar 81 şehirde 922 ilçededir, her ailenin bir üyesidir ya da tanıdığımız bir çocuktur.

Ocak ayında iş cinayetleri nedenlerinde iki hususa dikkat çekmek istiyoruz. Birincisi, menenjit nedenli işçi ölümleri. İkincisi, işyerlerinde, şantiyelerde ve barınma alanlarında meydana gelen yangınlar…

Akkuyu Nükleer Santral İnşaatında menenjit nedenli işçi ölümleri

  • 11 Ocak’ta, 22 yaşındaki işçi Muhittin Oral menenjit tanısıyla tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Muhittin, Şırnak Güçlükonak Şıkeftêspî Köyü’nden çalışmaya gelmişti.
  • 14 Ocak’ta, hastanede tedavi gören 26 yaşındaki işçi Mustafa Avşar hayatını kaybetti. Mustafa, 2 yaşında bir kız çocuk babasıydı, 20 gün sonra da bir evladı olacaktı. Çalışmak için Şanlıurfa Harran’dan gelmişti. Mustafa’nın ölümü için ailesine kandaki enfeksiyon dendi. Ancak ailesi Mustafa’nın birkaç hafta “menenjit” tedavisi olduğunu, tam iyileşmeden işe başlatıldığını, yeniden rahatsızlanması sonucu şantiye revirinden hastaneye kaldırıldığını ve sekiz günlük yoğun bakım servisi süreci sonrası hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bu ölümler üzerine Akkuyu Nükleer A.Ş. yaptığı yazılı bir açıklamada “Sosyal medyadaki iddialar üzerine açıklama yapma gereği görüldüğünü, tüm önlemlerin alındığını ve denetimlerin yapıldığını” belirtti. Ancak daha evvelki açıklamalarımızda da değindiğimiz üzere Akkuyu’da sayısı belirsiz iş cinayeti ve hak ihlali yaşanmaktadır. Son ölümlerde de durum bellidir. Önlemler alınmamış, menenjit salgını yaşanmış ve en az iki işçi hayatını kaybetmiştir.

Bu noktada “menenjit nedir ve alınması gereken önlemler nelerdir?”

kısaca değinelim.

Meningokok olarak da bilinen “Neisseria Meningitidis” adlı bakterinin neden olduğu hastalıklara meningokok hastalığı denir. N. Menejitidis, geniz, üst yutak mukozal yüzeylerinde yerleşir, solunum yoluyla ve tükürük gibi boğaz salgılarıyla (örneğin aynı kapalı ortamda yaşama) hastalardan veya asemptomatik (belirti göstermeyen) taşıyıcılardan diğer kişilere bulaşır. Hastalık sıradan temasla veya basit nefes alıp vermekle bakteri bulaşmaz, yakın ve uzun süreli temas gerekir. Hastanın ağız sekresyonlarıyla (tükürük ve damlacıklar) doğrudan teması olan oda arkadaşlarının enfeksiyona yakalanma riskleri daha yüksektir. Hastayla yakın teması olan kişilerin hasta olmalarını önlemek için koruyucu antibiyotik tedavisi verilir. Tipik olarak bakteriye maruziyetten sonra 3-7 gün içinde gelişir.

Tedavi edilmeyen hastalarda ölüm oranı yüzde 50’ye kadar çıkabilir. Tedavi edilen hastaların ise rutin olarak takip edilmesi gereklidir. Zira yüzde 10-20 kişide kalıcı beyin hasarı, sağırlık, başka sinir sistemi hasarları, böbrek hasarı, uzuv kayıpları gibi sakatlıklar oluşabilir.

İşyerlerinde hastalıktan korunmak için meningokok aşısı, izolasyon ve temas önlemleri büyük önem taşımaktadır. Akkuyu Nükleer Santralı’nda hastalığın yayılmasının önlenmesi için hem işyeri bazında hem de tüm temaslıları kapsayacak biçimde şehir bazında önlem alınmalı (memleketine gidenlerin temaslıları dahil), kamuoyu hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hem de Sağlık Bakanlığı tarafından eksiksiz olarak bilgilendirilmelidir.

İnsanca barınma hakkı işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin bir parçasıdır!

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak yaklaşık 13 yıldır iş cinayetlerinin kaydını tutuyoruz. Bugüne kadar onlarca işçinin de işyerlerinde çalışırken ya da barınırken ısınmak isteyen ve bu durumdan kaynaklı yanarak/zehirlenerek ölen işçiler olduğunu belirtelim. Hatırlatalım, Esenyurt Marmara Park AVM inşaatında çadırda 11 işçinin yaşamını yitirmesi (11 Mart 2012), Ümraniye’de ise konteynerde 4 işçinin ölmesi (dar ve havasız konteynerde boğulma) gibi iş cinayetleri birbiri ardına gelmişti. Ocak ayında ise;

  • 15 Ocak’ta 23 yaşındaki Murat Çolak, 17 yaşındaki Muhammed Şahin ve 17 yaşındaki Türkmenistanlı Vefa isimli işçiler, İstanbul Sultanbeyli’de çalıştıkları çelik yapı malzemeleri üreten Tube Çelik Yapı Sanayi sahasında kaldıkları konteynerde soba kaynaklı çıkan yangında;
  • 6 Ocak’ta 40 yaşındaki işçi Serkan Yılmaz, İstanbul Çekmeköy’de çalıştığı metal işyerinde soba kaynaklı çıkan yangında;
  • 31 Ocak’ta 31 yaşındaki işçi Mehmet Arslan, Gaziantep Şahinbey’de inşaat şantiyesinde kaldığı konteynerde elektrikli ısıtıcıdan çıkan yangında;
  • 24 Ocak’ta 50 yaşındaki işçi Mehmet Sadık Beder, Kocaeli Körfez’de İlimtepe TOKİ konutları inşaatında kaldığı barakada çıkan yangında; hayatlarını kaybettiler…

Mevzuat yetersiz mi?

4 Aralık 1973 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile çıkan ve yürürlükten kaldırılmış olan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün “İşçilere ait yatıp kalkma yerlerinde ve diğer müştemilatında bulunması gereken sağlık şartları ve güvenlik tedbirleri” başlıklı ikinci bölümü işçilerin barınma koşullarının nasıl olması gerektiğini açıklar. Keza kötü barınma koşulları bulaşıcı hastalıklar ve meslek hastalıkları için de davetiye çıkarmaktadır.

Yürürlükten kaldırıldı denmesi bir anlam ifade etmemektedir. Zira norm haline gelmiş, son derece ayrıntılı hükümler içeren bu Tüzük tipi düzenlemeler işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından, bizzat insan yaşamını ilgilendiren maddelerdir. Yeni mevzuatta ayrıntılı bir şekilde tarif edilip edilmemesi, bu önlemlerin alınmaması için bir gerekçe değildir. İlgili Yargıtay kararları da bunu göstermektedir: Yargıtay HGK 08.11.2016, 10-696/704; Yargıtay 10 HD 14.04.2015, 4256/7249; Yargıtay 21 HD 12.09.2017, 3450/6122)

Bundan 46 yıl önce çıkmış olan ve bugüne kadar kullanılagelmiş, şu anda çok daha iyisinin uygulanması gereken tüzük ne diyor kısaca bir bakalım öncelikle:

Madde 47’de işçi konutlarının, bekâr işçiler için müşterek koğuşları bulunan binalar halinde, aileleri ile birlikte oturan işçiler için ise ayrı evler veya apartmanlar şeklinde olacağı ve bir konut için gerekli tesisat tertibat ve müştemilatı bulunması, güneş ve hava alacak ve dış etkilere karşı korunmuş, sağlık ve teknik şartlara uygun bir şekilde inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Madde 48 ise konutların niteliğini, havalandırmasını, büyüklüğünü sağlık koşulları açısından detaylandırıyor: Bekâr işçilerin koğuşlarının her gün kolaylıkla temizlenebilecek, badana yapılabilecek, penceresi açılabilecek şekilde olması, bu koğuşlarda havayı devamlı bir şekilde değiştirebilecek tertibat tesisat, baca, menfez veya elektrikli özel vantilasyon cihazları bulunması öngörülüyor. Koğuşlarda tavan yüksekliği 280 santimetre olarak belirlenirken, kişi başına düşen hava hacminin en az 12 metreküp olarak hesap edilmesi ortaya konuyor. Bu madde oldukça kapsamlı aslında. Bugün yaşadığımız iş cinayetleri aşağıdaki maddeler yerine getirilseydi kesinlikle gerçekleşmezdi demek abartı değil:

“Koğuşların, soğuk mevsimlerde sağlığa uygun bir şekilde ısıtılması gerekir. Isıtmak için soba kullanıldığında, duman, gaz ve yangın tehlikesine karşı, gerekli tedbirler alınacaktır. Mangal kömürü veya kok kömürü ile mangal veya maltız gibi vasıtalarla veya üstü açık ateşle veya borusuz petrol sobası veya havagazı sobası ile ısıtma yasaktır. Tutuşturucu olarak benzol ve petrol gibi parlayıcı maddeler kullanılamaz…

Koğuşlarda, havagazı ile aydınlatma yasaktır.

Koğuşlarda yemek pişirmek ve yemek yasaktır. Ancak yemek yerlerine gitmesinde tıbbi sakınca görülen hasta işçilere, doktorun göstereceği lüzuma göre, odalarında yemek yeme izni verilir.”

  1. maddede ise, “İşyerlerinde işçilerin, içinde çalıştıkları yerler ile depo ve ambar gibi yerlerin, aynı zamanda işçi konutu olarak kullanılması ve buralarda işçi yatırılması yasaktır. Ancak, bekçi ve nöbetçi gibi kimselerin, görevin gerektirdiği hallerde, işyerlerinde ayrılan özel bir yerde yatmalarına izin verilebilir” ibareleri yer alıyor.

Eğer inşaat şantiyelerine biraz daha odaklanırsak ise, bakacağımız ve halen yürürlükte olan Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği maddeleri de çok net:

Dinlenme ve barınma yerleri

59– Özellikle, çalışan sayısının fazla olması, işin niteliği veya çalışma yerinin uzak olması ve benzeri nedenlerin sağlık ve güvenlik yönünden gerektirmesi halinde, çalışanlara, kolay ulaşılabilen dinlenme veya barınma yerleri sağlanır. Bu tür imkânlar yoksa iş aralarında çalışanların dinlenebileceği uygun yerler sağlanır.

60– Dinlenme ve barınma yerleri, sağlık şartları ve dış etkilerden korunma bakımından yeterli nitelikte, mahfuz bir yere, zemini düzeltilerek kurulur ve drenaj için gerekli tedbirler alınır.

61– Dinlenme, barınma ve sosyal amaçlı kullanılan tesisler, yanıcı olmayan ve kolay tutuşmayan malzemeden inşa edilir. Barınma amacıyla çadır ve branda kullanılmaz. Meskûn mahal dışında, yol, demiryolu, köprü inşaatı gibi açık havada yapılan çalışmalarda, barınma ve benzeri ihtiyaçları gidermek amacıyla, sadece yanmaz malzemelerden yapılmış çadırlar kullanılabilir.

62– Barınma yerlerinde kullanılan ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemleri, elektrik tesisatları ile aydınlatmalar için gerekli güvenlik tedbirleri alınarak yeterli ve uygun araçlar sağlanır, yangına neden olmayacak şekilde tesis edilip, kullanıma alınır. Isıtma sistemlerinde yangın riski oluşturacak mangal, maltız ve benzeri açık ateş kullanılmaz…

Zaten ayrıntı versin veya vermesin 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası Madde 4’e göre işveren; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. İşverene ayrıca risk değerlendirme yapma, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını denetleme görevleri veriliyor; çalışanların kendi yükümlülüklerinin işverenin sorumluluklarını etkilemeyeceği, iş sağlığı tedbirlerinin maliyetinin çalışanlara yansıtılamayacağı hükme bağlanmıştır.

Tüm bunların yanı sıra yangına yönelik özel önlemler “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik”te de belirtilmiştir.

Özetle;

İşçilerin barınma sorunu vardır acilen çözülmelidir.

İşçilere barınma yeri dahi sağlanmamakta, on binlerce işçi işyerinde yatıp kalkmaktadır.

İşyerlerinin çoğu ruhsatsızdır, kaçaktır, Davutpaşa katliamı bunun en önemli örneklerinden birisidir.

İşyerleri acil durumlara hazır değildir.

İşyerleri yangına hazır değildir.

İşyerleri ısıtılmamakta, işçiler donmamak için yanarak ölmektedir!

İşyerlerinin elektrik tesisatı bırakın elektrikli ısıtıcıları, normal kullanımda bile sorun yaratacak kadar ilkel ve yetersizdir.

Mevzuatta yazan hiçbir maddeye uyulmamaktadır.”

(Kaynak 2024 Ocak ayı İş cinayetleri İSİG MECLİSİ Raporu).

Emek.org.tr

 

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar