Nor Zartonk’dan Ermeni soykırımı ile ilgili basın açıklaması

Nor Zartonk Ermeni soykırımının başlangıcının 99. yıldönümü nedeniyle bir basın açıklaması yayımladı. Nor Zartonk, Ermeni toplumunun taleplerini sıraladığı basın açıklamasında, son yıllarda yapılan soykırımı anma etkinliklerinin “vicdani arınma seansları”na dönüşmemesi gerektiğini vurgularken, Ermenilerin merhamet değil adalet istediklerine vurgu yaptı. 1915 ve öncesi “İki yüzü aşkın Ermeni aydının, evlerinden alınarak zorla sürgüne tabi tutulması ve bu […]

Nor Zartonk Ermeni soykırımının başlangıcının 99. yıldönümü nedeniyle bir basın açıklaması yayımladı.

Nor Zartonk, Ermeni toplumunun taleplerini sıraladığı basın açıklamasında, son yıllarda yapılan soykırımı anma etkinliklerinin “vicdani arınma seansları”na dönüşmemesi gerektiğini vurgularken, Ermenilerin merhamet değil adalet istediklerine vurgu yaptı.

1915 ve öncesi

“İki yüzü aşkın Ermeni aydının, evlerinden alınarak zorla sürgüne tabi tutulması ve bu aydınların yol üzerinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin illegal örgütü Teşkilat-ı Mahsusa tarafından planlı bir şekilde katledilmesi nedeniyle, 24 Nisan 1915, Ermeni Soykırımı’nın başlangıcını sembolize etmektedir.

“Fakat 24 Nisan 1915, bu topraklardaki Ermeni Halkına yönelik saldırıların ilki değildir. Sultan II. Abdülhamit’in emriyle kurulmuş olan Hamidiye Alayları eliyle gerçekleştirilen 1894-96 katliamları ve 1908 II. Meşrutiyet’in ilanının hemen ardından gerçekleşen 1909 Adana katliamı, kuşkusuz soykırımın öncülleridir.

“Hıristiyanlara soykırım uygulandı”

“24 Nisan 1915’i takip eden süreçte, Osmanlı coğrafyası devlet denetiminde gerçekleşen sistematik ve planlı katliamlar ve sürgünler ile Ermenisizleştirildi. Ermenilerin tüm birikimlerine el konurken, bütün kültürel mirası yok edildi.

“Şüphesiz ki, Ermeni Soykırımı ile yeni ulusal burjuvazi için sermaye birikiminin oluşturulması hedeflenmişti. Bu süreç zarfında Anadolu’nun diğer Hristiyan halkları da soykırım politikasından payına düşeni almıştır. Seyfo, yani Asuri-Süryani Soykırımı ile Pontus Soykırımı bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Soykırımın inkarı

“Bir soykırım suçunun son halkası ve suçun sürekliliğinin en önemli göstergesi, soykırımın inkarıdır. Nitekim varlığını ve sermayesini bu insanlık suçu üzerine kuran Türkiye Cumhuriyeti Devleti, imha, inkâr ve asimilasyon politikalarını sürdürmekte kararlı davranmaktadır.

“Kurulan yeni cumhuriyette her türlü etnik ve dinî farklılık yok sayıldı ve tektipleştirilmeye çalışıldı.

“Soykırımdan kaçarak kurtulan Ermeniler’in yurtlarına geri dönüşü, Cumhuriyet’in kurucu meclisi tarafından kanunlarla engellendi.

“Ermenisizleştirmenin yanı sıra bölge halkları inkar ve asimilasyon politikaları ile Türkleştirilmeye çalışıldı. Resmî ve gayrı resmi politikalarla anadiller yasaklandı. Bu yasaklar ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ gibi kampanyalarla desteklendi.

“Sermayenin Türkleştirilmesi”

“Soykırımın en önemli sebeplerinden biri olan ‘Sermayenin Türkleştirilmesi’ ise, doğal bir politika olarak Cumhuriyet tarihi boyunca 1936 Beyannamesi, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Pogromu ve ‘Vakıflar Kanunu’ gibi pratiklerle uygulana geldi.

“Bir diğer yandan Ermenice yer adları değiştirilip, mezarlıklar, kiliseler, okullar yok edildi. Ermeni Halkı’nın tarihsel varlığı bölge halklarına ve hatta Ermenilere dahi unutturulmak istendi.

“Asimilasyon politikaları sürüyor”

“Katliam, talan ve yıkımların ardından gelen ve ‘Beyaz Soykırım’ olarak adlandırılan bu asimilasyon politikaları günümüzde de sürdürülmektedir.

“Günümüzde, Ermenilerin devletçe gasp edilmiş kolektif mülklerinin oldukça sınırlı kısmının iadesi, AKP Hükümeti tarafından adeta bir lütufmuşçasına sunulurken Ermeni halkı üzerinde imha, inkar ve asimilasyon politikaları sürdürülmektedir.

“Bu politikanın en güncel, yakıcı ve somut örnekleri Hrant Dink, Maritsa Kücük ve Sevag Balıkçı cinayetleridir. Bu ülkede Ermenileri öldürmek, 1915’te olduğu gibi hala devlet nezdinde meşrudur.

“Soykırım’ın 100. yılı yaklaşırken Türk Tarih Kurumu’nun hala dezenformasyon amaçlı paneller düzenlemesi; AKP hükümeti ve bürokratlarının sert açıklamaları, inkar politikalarının sürdürülmek istendiğini göstermektedir.

“Anmalar vicdani arınma seanslarına dönüşmesin”

“Geçmiş yıllarda Türkiye’de düzenlenen Ermeni Soykırımı’nı anma etkinlikleri, Türkiye halkları arasında empati kurma ve birlikte mücadele etmeyi öğrenme açısından çok önemli adımlardır.

“Fakat bu anmalar ‘kişisel vicdani arınma seansları’na dönüşmemelidir. Biz Türkiye ve dünya Ermenileri olarak merhamet değil adalet istiyoruz! Bu bağlamda başta Ermeni Soykırımı olmak üzere devletin üzerine inşa edildiği tüm insanlık suçları ile yüzleşilmelidir.

“Ermeni Soykırımı bağlamında, sınırı tek taraflı olarak kapatan Türkiye’nin, ön koşulsuz olarak Türkiye-Ermenistan sınırını açması, kökeni bu topraklar olan Diaspora Ermenilerine koşulsuz yurttaşlık verilmesi, yaşananların bir soykırım olduğunun kabul edilip özür dilenmesi, soykırım faillerinin basında ve ders kitaplarında ifşa edilmesi ile inkarcılığı sürdürenlerin ifşası ve onlarla her türlü işbirliğinden kaçınılması, Türkiye burjuvazisinin 1915 sonrası sermaye birikiminin hesabını vermesi ve soykırım mağdurlarına verilen zararın tazmini, Ermeni halkına ait okul, hastane, kilise gibi tüm kamusal alanların restorasyonu ve iadesi bizlerin haklı talepleridir.

“Bu şartlar altında, 1915 Soykırımı’nın 100. yılı yaklaşırken, bu adaletsizliklerin aşılabilmesi için, halkların ortak ve kararlı bir mücadele yürütmesi gerektiği açıktır. Bu talepler ışığında yürütülecek bir mücadele, Türkiye halklarının arasında kurulacak bir barışın ve ortak yaşamın temelini de sağlayacaktır.”

Kaynak:  (EKN) Bianet

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar