Sağlık

Sağlık sektöründeki emek ve meslek örgütleri, koronavirüs salgınıyla mücadele için durum değerlendirmesi yaparak ortaklaştıkları 12 maddelik  öneri açıkladı.

4 hafta süreyle temel ihtiyaçları karşılama dışında tüm faaliyetlerin durdurulması istenirken, katılımcı yapı esas alınarak demokratik “sindemi kurulu” oluşturulması önerildi.

Dün yapılan açıklamada “Sindemi mücadelesi demokratikleşmelidir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıkların da içinde olduğu sağlık alanındaki emek meslek örgütleri temsilcileri ve siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu yeni ‘bağımsız’ bir sindemi kurulu oluşturulmalıdır.” Denildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Devrimci Sağlık-İş Sendikası (Dev Sağlık-İş), Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) ve Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) koronavirüs salgınına yönelik alınması gereken önlemlere dair açıklama yaptı.

“ADI KONULMADAN SÜRDÜRÜLEN SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI…”

Dünyanın büyük çoğunluğunda ve Türkiye’de sürü bağışıklığı stratejisi uygulandığı belirtilen açıklamada:

“Toplumun önemli bir bölümü özellikle de yoksullar-ezilenler, göçmenler “sürü bağışıklığı”na terk edilmiştir. Ancak doğal bağışıklığın çok kısa süreli olduğu anlaşılmıştır ve bu da sürü bağışıklığının bilimsel hiçbir karşılığının olmadığını göstermektedir. Yani yoksullar-ezilenler, göçmenler için sürü bağışıklığına terk edilme dolaylı ölüme terk edilme anlamını taşıyabilmektedir.”

“EMEKÇİLERİN KISA SÜREDE AŞIYA ULAŞMASI İMKANSIZ GÖRÜNMEKTEDİR”

“Pandemiyi bitireceği müjdelenen aşı haberleri ile toplum büyük bir beklenti içine sokulmuştur. Buna karşın dünya nüfusunun %14’ünü oluşturan merkez kapitalist ülkeler üretime başlandığı söylenen aşının çok büyük bir kısmını sipariş etmiş durumdadırlar. Dünya nüfusunun önemli bir kısmı ve emekçilerin kısa süre içinde aşıya ulaşması imkansız görünmektedir. Pandeminin etkisini sınıfsal göstermesi, beklentiye dönen aşı uygulamaları ile birlikte sınıfsal gerçekliği tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor, sağlığın sosyal belirleyicileri ile birlikte düşünüldüğünde 1+1’in 2’den büyük bir etkiye sahip olması nedeniyle bir sindemiden söz etme zorunluluğu ortaya çıkıyor.”

“PANDEMİ KONTROL ALTINA ALINSA BİLE PANDEMİYİ YARATAN KOŞULLAR DEĞİŞMEYECEK”

“Geliştirilmesi muhtemel bir aşıyla kontrol altına alınacak olan Covid-19 pandemisidir, aşı ile hedeflenen “toplum bağışıklığı” sadece bu enfeksiyon hastalığına özgüdür. Toplum bağışıklığı “toplumsal sağlık” değildir. Pandemiyi ortaya çıkartan koşullarda hiç bir iyileştirme yapılmaması nedeniyle yeni pandemilerle karşılaşacağımıza şüphe yoktur. Dahası pandemiyi ortaya çıkartan kök nedenler arasında sıralanan ekolojik tahribat, yaban hayatına müdahale, kontrolsüz kentleşme gibi sorunlar kapitalizmin kâr hırsının dizginsizliği ve çalışma rejimindeki derinleşen sömürü ilişkileri nedeniyle büyük bir hızla artarak devam etmektedir. Sağlıksızlığı yaratan bu koşulların yeni salgınlarla birlikte bulaşıcı olmayan hastalıklar (kalp-damar hastalıkları, kanserler, KOAH ve astım başta olmak üzere solunum sistemi hastalıkları, Alzheimer ve diğer sinir sistemi hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, genetik hastalıklar vb.) sindemilerine de (iki ya da daha fazla hastalığın veya durumun birbiriyle sinerji içinde etkileşip hastalık yükünün aşırı artması) davet çıkarttığı gerçeği emekçi sınıfların gündemi olmalıdır. Toplumsal sağlık için tıbbi çözümlerin yeterli olmadığı, antikapitalist bir hattın gerekliliği daha net anlaşılmaktadır. Bu nedenle küresel bir olay olan pandemilerle mücadele küresel düzeyde, antikapitalist perspektifte olmak zorundadır.”

Küresel düzeyde acil (kısa vadede) yapılması gerekenler şunlardır:

Tüm toplum kesimlerinin fiziksel mesafe, hijyen, beslenme, dinlenme, sağlıklı ortamlarda fiziksel aktivite vb.  bulaşı engelleyecek ve bağışıklığı güçlendirecek önlemleri almasına yönelik barınma, gıda temini, sağlıklı çevre, ulaşım, haberleşme, sağlıklı çalışma koşullarını önüne koyan sosyal adaleti öngören radikal düzenlemelere gidilmelidir.

Toplum bağışıklığı hedefli üretilecek aşılar tüm dünya vatandaşlarına eşit, ayrımsız ve ücretsiz sağlanmalıdır. Aşı dağıtımında riskli kişiler, topluluklar, ülkeler önceliklenmelidir. Aşı dağıtımı uluslararası sağlık emek ve meslek örgütlerinin katılımı ve DSÖ denetiminde gerçekleştirilmelidir.

Aşı üretimi ve yaygınlaştırılması gerçekleşinceye ve pandemi sonlanıncaya kadar uluslararası seyahatlerde uygulanması gereken standart tedbirler geliştirilmeli ve her ülkenin buna uyması zorunlu hale getirilmelidir.

Bütün ülkeler yeni pandemilerin ortaya çıkmaması için doğa ile uyumlu bir yaşamın oluşmasına katkı sunacak adımlar atmalıdır.

“ÇALIŞANLARIN ÖRGÜTLÜ OLDUĞU YAPILARA KULAK VERİLMELİ”

Türkiye açısından yapılması gerekenler:

“Ülkede birçok alanda yaşanan kriz karşı karşıya olduğumuz sindeminin tetiklediği sağlık kriziyle birlikte daha da derinleşmiştir. Bu krizi aşmanın temel yolu alanda çalışanların örgütlü olduğu yapıların sesine kulak vermekten geçmektedir. Sağlık özelinde koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği, sağlıktaki piyasalaşmanın son bulduğu toplumcu bir sağlık sistemi inşa edilmelidir. Bu gerçekleşinceye kadar sindemi ile mücadelede başarılı olmak için aşağıdaki tedbirler alınabilir.”

Sindemi mücadelesi demokratikleşmelidir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıkların da içinde olduğu sağlık alanındaki emek meslek örgütleri temsilcileri ve siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu yeni ‘bağımsız’ bir sindemi kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurulun alacağı kararlar toplum ile en kısa sürede tüm ayrıntıları ile paylaşılmalıdır.

Aynı kurulun izdüşümü olarak her ilde sindemi kurulları oluşturulmalıdır. Bu kurullarda o yerelde bulunan DKÖ’ler, STK’lar, muhtarlar, kanaat önderleri yer almalı ve bu şekilde toplumun karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalıdır. Yerele dair her türlü kararlaştırmalarda bu kurul etkili olmalıdır.”

12 maddelik öneri:

1-4 hafta boyunca ülkeye giriş çıkışlarda çok sıkı tedbirler uygulanmalıdır.

2-4 hafta boyunca sağlık, belediye temizlik ve gıda satışı dışındaki tüm faaliyetler durdurulmalıdır.

3-Güvenlik adına yürütülecek faaliyetler cezalandırıcı bir perspektifle değil sosyal hizmetler ve destek kapsamında yerel yönetimlerin de katılımıyla yürütülmeli, başta sindemide belirlenen kuralların denetimi, özellikle ev içinde başta kadın ve çocuklara yönelik olmak üzere şiddet, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumaya yönelik tedbirlerle sınırlı olmalıdır.

4-Kamuda çalışan işçi memur vb tüm çalışanların maaşı kesintisiz ödenmelidir. Gündelik işlerde ve özelde güvencesiz çalışan ve yoksulların tamamına 1 aylık ihtiyacını karşılayacak (en az 5000 TL) mali destek kamu bütçesinden karşılanmalı, esnafa bir aylık kira bedeli ve geçim giderleri desteği (en az 5000 TL) verilmelidir.

5-Sağlık personeline nitelikli kişisel koruyucu donanım eksiksiz sağlanmalıdır. Sindemi ile mücadelede sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri ile bakanlık kolektif çalışmalıdır. Sağlık alanındaki personel açığının güvenceli kadrolu istihdamı ile kapatılmasına yönelik planlama yapılmalı, 4C, 4B gibi güvencesiz kadrolarda çalışan personelin güvenceli kadroya geçmesi sağlanmalı, haklarında kesin yargı kararı bulunmayan ihraç tüm sağlık emekçileri göreve başlatılmalıdır.

6-Yüksek enfeksiyon riski ve aşırı iş yükü altında çalışan sağlık çalışanlarının sahada yaşadıkları şiddet, mobbing, adaletsiz ek ödemeler, belirti göstermelerine rağmen çalıştırılmaları, Covid-19 testi yaptırmalarının engellenmesi, hamile ve kronik hastalığı olmasına rağmen çalıştırılmaları vb. sorunların giderilmesine yönelik ivedilikle planlamalar yapıp girişimlerde bulunulmalıdır.

7-Belediye temizlik işçileri, gıda tedarikçileri, güvenlik güçleri gibi çalışması zorunlu olan kesimlere kamu ve çalıştırmaya devam eden firmalarca nitelikli koruyucu donanım sağlanmalıdır.

8-Vatandaşların zorunlu harcamalarının (su, elektrik, ısınma, vb.) faturaları devlet tarafından ödenmeli, kredi borçları vb. ertelenmelidir.

9-Farkındalık yaratmaya yönelik sosyal medya, TV, gazete vb gibi araçlarla bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır. Meclis’te bulunan tüm partiler ile hükümet koordineli çalışmalıdır. Yerellerde DKÖ, STK’lar, muhtarlar, mahalle meclisleri vb gibi toplumun örgütlü kurumları ile resmî kurumlar eşgüdüm içinde çalışmalıdır.

10-Kalabalık ve yoksul aileler içerisinde hastalığa yakalananların tedavilerinin ve izolasyon süresi boyunca konaklamalarının kamuya ait ya da kamunun finansmanını sağlayacağı ayrı mekanlarda gerçekleştirilmesi, izolasyonda kalmak zorunda olanlara bakım verilmesi sağlanmalıdır.

11-Covid-19 nedeniyle enfekte olan ve hayatını kaybeden insanlarımızın ve sağlık çalışanlarının sayısı dahil tüm veriler, yapılanlar, eksiklikler şeffaflıkla toplumla paylaşılmalıdır.

12-Bir aylık sürenin sonrasında sindeminin boyutu yeniden gözden geçirilerek hareket edilmelidir. Salgın tüm dünyada kontrol altına alınıncaya kadar yurtdışı giriş ve çıkışlarda tedbirler (test yapma, 14 gün izolasyon vb) sürdürülmelidir.

(Türk Tabipleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık-İş Sendikası, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği.)

emek.org.tr

 

TTB izleme kurulunda, ekonomik-sosyal destekli kısıtlamaların bir an önce kararlaştırılması gerektiğini söylenirken yaşa dayalı ayrımcılığın sağlık sorunlarına etkilerini vurgulandı.

COVID-19 un, sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanımlanması yönündeki talep bir kez daha dile getirildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) COVID-19 İzleme Kurulu, 8 aylık süreci kapsayan değerlendirme raporunu, 11 Kasım 2020 tarihinde çevrimiçi düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

TTB’nin Youtube ve Periscope kanallarından canlı yayımlanan basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. İbrahim Akkurt ile TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Kayıhan Pala, Prof. Dr. Özlem Kurt Azap, Doç. Dr. Cahit Işık Yavuz ve Aslı Odman katıldı.

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, bir yandan aşı çalışmaları ile ilgili olumlu gelişmeler yaşanırken diğer yandan bu aşının sadece mutlu bir azınlığa ulaşabileceğinin tartışıldığını belirtti. Yoğun bakım servislerinde yer kalmadığı ve salgınla mücadelenin tedavi edici hekimlikle sınırlandığı günlerden geçildiğini ifade eden Korur Fincancı, tedbir amaçlı hızla alınması gereken önlemlerin sosyal devlet ilkesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nun hazırladığı “8. Ay Değerlendirme Raporu”nu ise Prof. Dr. İbrahim Akkurt sundu. Dünyada ve Türkiye’de COVID-19’a ilişkin güncel vaka ve ölüm sayılarını aktararak sunumuna başlayan Akkurt, Türkiye’deki gerçek durumun resmi verilerle halen görülemediğine dikkat çekti. “Turkuvaz tablo ile saha ciddi biçimde çelişmekte” diyen Akkurt, test sayısının kaç kişiye test yapıldığı bilgisini barındırmadığını, sağlık çalışanları başta olmak üzere risk gruplarının öncelikli ele alınmadığını, hasta sayısının hastaneye yatan kişileri mi yoksa PCR testi pozitif olanları mı gösterdiğinin bilinemediğini, ortalama temas süresinin ve filyasyon oranının gerçekle bağdaşmadığını ifade etti.

23 ilden elde edilen verilere göre 20 binin üzerinde vaka sayısının tespit edildiği ve COVID-19’un özellikle emekçi kesim için dramatik sonuçlara yol açtığını dile getirilerek TTB’nin talepleri şöyle sıralandı:

  • COVID-19 sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanımlanmalıdır.
  • İşyerlerinde başta üretim alanları olmak üzere ulaşım, beslenme, barınma gibi tüm alanlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmalıdır.
  • Kronik hastalığı olan ve belli bir yaşın üzerindeki tüm işçiler bu süreçte idari-ücretli izne çıkarılmalıdır.
  • İşten atmalar yasaklanmalı ve 1168 TL değil tam ücret ödenmelidir.
  • Çalışma saatleri, ücretlerde kesintiye gitmeden azaltılmalıdır.
  • İşçilere ücretsiz-yaygın testler yapılmalı, vakaların arttığı işyerlerinde üretime ara verilmelidir.
  • Evden çalışan işçilerin çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş için yaptıkları harcamalar karşılanmalıdır.

Pandemi sürecinde 1 milyon 60 bin sağlık çalışanının mücadele içinde olduğunu, bakanın ise sağlık çalışanlarına ilişkin verileri paylaşmadığını kaydeden Akkurt, COVID-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılmasına dönük 7 maddelik yasa tasarısı önerisini sundu.

TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nun 8. Ay Değerlendirme Raporu için tıklayınız.

 

emek.org.tr

 

İSTANBUL TABİP ODASI-Yönetim Kurulu, dün yaptığı açıklamada Sağlık bakanlığı ve AKP iktidarının yürüttüğü Corona salgını mücadelesinde başarısız olduğunu, izlenen “salgın politikasının iflas ettiği” ve açıklanan verilerin de gerçeği yansıtmadığını belirtti.

“Türkiye’de COVİD-19 Pandemisi bütün şiddetiyle devam ediyor” ve bu durumda “Maske-Mesafe-Hijyen” tekerlemesiyle pandemiyle başa çıkılamayacağı” uyarısıyla yapılan açıklama, çok önemli konuları, eleştirileri ve önerileri içeriyor.

1-Sağlık bakanlığının açıkladığı salgın verileri gerçek değil.

İTO açıklamasında bu konuda şöyle deniliyor:

“Sağlık Bakanlığı’nın hangi kriterlere göre belirlendiği bile meçhul olan kriterlerine göre ölüm sayısı 9 Kasım 2020 itibarıyla 10.972’ye ulaştı. Oysa, Türk Tabipleri Birliği’nin Türkiye nüfusunun % 36,5’ini temsil eden 11 ilin 1 Ocak-31 Ağustos 2020 tarihleri arasındaki belediye e-devlet ölüm verileri, TÜİK’in aynı döneme ait 2015-2019 verileri ile karşılaştırarak yaptığı hesaplama son 5 yılın ortalamasına oranla 2020’nin ilk 8 ayında 10.950 fazladan ölüm olduğunu ortaya koydu. (https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=6f220482-190a-11eb-904e-d1ba31c64d30)

Keza, Sağlık Bakanlığı’nın son “COVID-19 Haftalık Durum Raporu”nda İstanbul’da 25.10.2020 günü dahil olmak üzere COVİD-19’a bağlı toplam ölüm sayısı 3.253 olarak gösteriliyor. Oysa Bilim Akademisi’nin platformu sarkac.org’ta 09.11.2020 tarihinde yayınlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verilerine dayanarak yapılan çalışmaya göre 12 Mart-4 Kasım 2020 tarihleri arasında İstanbul’da 2015-2019 ortalamasına kıyasla toplam 8.456 ek ölüm gerçekleşti. (https://sarkac.org/2020/11/istanbulda-haftalik-vefat-sayilari/)

COVİD-19 pandemisi sürecinde gerçek vefat sayılarının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının yaklaşık üç katı olduğunu biliyoruz. En ağır bedeli ise Sağlık Bakanı’nın daha salgının başlangıcında “Türkiye’nin Wuhan’ı” olarak tanımladığı, bugün ise Wuhan’ı geride bırakmış olan İstanbul ödüyor.”

2-İstanbul’da hastaneler çok yetersiz, özel hastaneler ek ücretlerle hasta kabul ediyor ve diğer hastalar sağlık hizmeti alamaz noktasında.

İTO yönetim Kurulu “İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızdan topladığımız bilgiler ve sahadaki gözlemlerimiz durumun nasıl bir vahamet kesbettiğini gösterdiğini” vurguluyor.

“İstanbul’un sağlık kurumları S. O. S. veriyor ve durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor.” Diyerek olayın ulaştığı boyutu işaret eden İTO, hastanelerin durumunu da şöyle açıklıyor:

“Ambulanslar COVİD-19 hastalarını taşımaya yetişemiyor, hastalar saatlerce sedyelerde bekletiliyor. Hastanelerde mevcut servisler yetmiyor, her gün yeni yeni COVİD-19 servisleri açılıyor. Servise yatması gereken birçok hasta yeterli yatak olmadığı için acillerde tutuluyor. Yoğun bakımda yatması gereken birçok hasta acillerde ya da servislerde bekletilip yoğun bakım yataklarının “boşalması” bekleniyor. Sadece COVİD-19 hastaları değil, diğer hastalar da servis, yatak, yoğun bakım sıkıntısı yüzünden sağlık hizmeti alamıyor. Kamu hastaneleri ihtiyaca cevap veremediği için devreye sokulan özel hastaneler COVİD-19 hastalarını ancak ek ücretler karşılığında kabul ediyor. Bütünüyle İlçe Sağlık Müdürlükleri’nin üzerine yıkılmış olan filyasyon çalışmaları vakaların ancak çok az bir bölümüne yetişebiliyor.”

“AKP rejiminin salgın politikası bütünüyle iflas etti* sözleriyle de izlenen politikanın çöktüğü belirtilen açıklamada İstanbul için acil önlemler alınması istendi. Önerilen önlemler ise şöyle sıralandı:

3- İSTANBUL İÇİN ACİL “KAPANMA” ZAMANI!

Salgının kontrol altına alınabilmesi, ölümlerin durdurulabilmesi için derhal alınması gereken

7 ACİL TEDBİR:

  • İstanbul’un sağlık altyapısının bu gidişe dayanabilmesi mümkün görünmemektedir. Başta şehre giriş-çıkış kısıtlaması, en az SARS-CoV-2’nin kuluçka süresi olan 14 güne kadar toplumsal hareketliliğin azaltılması/sokağa çıkma kısıtlaması, temel/zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması olmak üzere virüsün yayılmasını azaltacak/durduracak önlemler hızla hayata geçirilmelidir.
  • Salgınla mücadele hastanelerde değil, sahada kazanılır. Etkin bir filyasyon çalışması için birinci basamak sağlık hizmetlerindeki Aile Hekimliği-İlçe Sağlık Müdürlüğü ikiliği kaldırılmalı, Aile Sağlığı Merkezleri hızla bölge tabanlı olarak organize edilmelidir.
  • Salgının kontrol altına alınamamasının sorumluluğunu vatandaşlara yıkıp sadece “Maske-Mesafe-Hijyen” tekerlemesiyle pandemiyle başa çıkılamaz. Yapılması gereken, Dünya Sağlık Örgütü’nün başından beri önerdiği gibi çok sayıda test yaparak hastalık tanısı konanlara katı bir izolasyon uygulamak, evde izolasyon koşullarının sağlanamadığı durumlarda yerel yönetimlerle de işbirliği yaparak barınma olanakları sağlamaktır.
  • Pandeminin bütün insanlığı tehdit ettiği koşullarda sağlık piyasanın vahşi koşullarına terk edilemez, özel hastanelerin COVİD-19 hastalarından para talep etmesine hiçbir şekilde göz yumulamaz. Kamu sağlık kurumlarının ihtiyaca cevap veremediği her durumda özel hastaneler Sağlık Bakanlığı’nın kontrolüne geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.
  • COVİD-19 dışı hastaların aylardır ertelemek zorunda kaldıkları sağlık hizmeti ihtiyacı daha fazla bekletilemez. Bölge ve nüfus özellikleri dikkate alınarak “pandemi dışı hastaneler” belirlenmeli ve ilan edilmelidir.
  • Salgın mücadelesi ancak yüksek motivasyonlu ve yeterli sayıda sağlık çalışanlarıyla kazanılabilir. COVİD-19 pandemisinin oluşturduğu istihdam ihtiyacı göz önüne alınarak KHK ile ihraç edilmiş ve ataması yapılmayan hekimler/sağlık çalışanları acilen göreve başlatılmalı; aylardır pandemi mücadelesi nedeniyle yorgun düşmüş sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları hızla düzeltilmelidir.
  • Türkiye’de salgının sekiz aydır kontrol altına alınamamasının sorumluluğu kuşkusuz onbinlerce yurttaşımızın hayatına malolan pandemi sürecinden başarı hikayesi çıkarmaya çalışan AKP zihniyeti Eksik, yanlış, tutarsız uygulamalara son verilmeli, acilen aklın ve bilimin ışığında açık, şeffaf, güvenilir, toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık yeni bir salgın politikası oluşturulmalıdır.

Gelinen vahim durum göstermektedir ki; Türkiye’de salgınla mücadelenin ön koşulu bu zihniyetle mücadeleden geçmektedir.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.   İSTANBUL TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

emek.org.tr

 

 

Corona salgını artarken AKP iktidarı hastalığa yönelik önlemler alma yerine, sağlık emekçilerinin haklarına yönelik yasaklar getirdi.

Sağlık Bakanlığını “ pandemiyi kontrol altına almayı dahi beceremeyen” şeklinde niteleyen İTO, yaptığı açıklamada yasakları protesto ederek “sağlık personelinin göstermiş olduğu özverili çalışmaya karşılık çalışma koşullarını düzeltme, özlük ve ekonomik haklarını gözetme, teşvik ve ödüllendirme yerine adeta cezalandırma tarzında bu yasaklamaları kabul etmek mümkün değildir. Her türlü risk altında, özveriyle çalışan, bu süreçte hastalanan ve ölerek tükenen hekim ve sağlık çalışanlarına karşı gerekli hürmeti ve saygıyı göstermeden dayatılan bu önlemler kabul edilemez.” Dedi.

İstanbul Tabip Odasının yasaklara ilişkin yaptığı açıklama şöyle:

İZİN, İSTİFA, EMEKLİLİK HAKLARIMIZI YASAKLAYACAĞINIZA

HEKİM/SAĞLIKÇI KIYIMINI DURDURUN

COVİD-19 pandemisi başta İstanbul olmak üzere tüm yurtta toplum sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Bu mücadelede başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanları gerek salgını önlemede gerekse tedavici edici hizmetlerde en önemli güçtür.

Salgının başlangıcından bu yana verileri gizleyen, topluma yanlış bilgiler veren, salgın yokmuş gibi hayatı doğal akışına bırakan, pandemiyi kontrol altına almayı dahi beceremeyen Sağlık Bakanlığı dün “çare”yi buldu: Yayınladığı genelgeyle sağlık çalışanlarının izin, istifa ve emeklilik haklarını yasakladı.

Tedavi hizmetlerinde artan talebi karşılamak için sağlık personelinin göstermiş olduğu özverili çalışmaya karşılık çalışma koşullarını düzeltme, özlük ve ekonomik haklarını gözetme, teşvik ve ödüllendirme yerine adeta cezalandırma tarzında bu yasaklamaları kabul etmek mümkün değildir. Her türlü risk altında, özveriyle çalışan, bu süreçte hastalanan ve ölerek tükenen hekim ve sağlık çalışanlarına karşı gerekli hürmeti ve saygıyı göstermeden dayatılan bu önlemler kabul edilemez.

Salgının etkisini ve hastanelere binen yükü azaltmak, bulaşı engellemek amacıyla bir an önce toplumsal hareketliliği kısıtlayacak önlemler alınmalıdır. İl pandemi/hıffızsıhha kurullarında  sağlık çalışanlarının temsilcisi olan sağlık meslek örgütleri ve sendikalar, yerel yönetim temsilcileri yer almalıdır. Salgına ilişkin tüm veriler kamuoyu ile açıklıkla paylaşılmalıdır. Süreci bilimsel bir kurul yönetmeli ve sorumluluğu üstlenmelidir. Hekimler ve sağlık çalışanlarına eşitsizliğe, adaletsizliğe yol açmadan tüm özlük/ekonomik hakları verilmeli, teşvikler açıklanmalıdır. Bulaş riskini azaltacak önlemler hızla alınmalıdır.

Biz hekimler, sağlık çalışanları salgının başladığı günden bu yana olağanüstü koşullarda, fedakarca çalışıyoruz. On binlercemiz bu nedenle hastalandı; on yedisi İstanbul’dan olmak üzere elli iki hekim, toplam yüz yirmi beş sağlık çalışanı kötü yönetim ve kötü çalışma koşulları yüzünden hayatını kaybetti.

İzin istifa emeklilik haklarımızı yasaklayacağınıza hekim/sağlıkçı kıyımını durdurun!

İSTANBUL TABİP ODASI –  YÖNETİM KURULU

 

Emek.org.tr

 

 

Doktorlar sokakta… İstanbul Tabip Odası (İTO), bugün yapacağı yürüyüş ve basın açıklamasıyla, COVID-19 Salgınında AKP iktidarının politikasındaki yanlışlara dikkat çekerek kurumsal değerlendirmelerini paylaşıyor. “Yönetemiyorsunuz! Ölüyor, Tükeniyoruz!” vurgusuyla düzenlenecek olan eylemin daha sonra devam edeceği açıklandı.

Bugün 12.30’da İstanbul Tıp Fakültesi önünden başlayıp Haseki EAH Poliklinikler binası yönündeki eylem açıklaması şöyledir.

Değerli Meslektaşlarımız,

Sadece hekimler ve sağlık çalışanları değil, babalarımız, annelerimiz, kardeşlerimiz ölüyor. Daha çok olduğunu bildiğimiz ama resmi olarak açıklanan rakamlarla dahi her gün 50 yurttaşımız, önlenebilir bir hastalık olan COVID-19’dan hayatını kaybediyor.

COVID-19 Salgın sürecinin bilimsel yöntem, şeffaf veri ve ilgili tüm kesimlerin katılımı ile etkin ve koordineli bir anlayışla yönetilmesini istiyoruz. COVID-19 salgın sürecinin bugüne kadar olan yönetiliş biçimini yetersiz ve kaygı verici buluyoruz.

COVID-19 salgınında gelinen durumu, kaygı, talep ve beklentilerimizi ifade etmek, hekimler ve sağlık çalışanlarının bu süreçte tükenme noktasına geldiğini bir kez daha dile getirmek üzere bir dizi etkinlik gerçekleştireceğiz. Türk Tabipleri Birliği’nin çağrısıyla tüm ülkede yapılacak etkinliklerle ilgili İstanbul programı kapsamında aşağıdaki eylem programı tasarlanmıştır.

Siyah Kurdele takıyoruz

Covid-19 kaynaklı ölümlere ve artan hasta sayısına dikkat çekmek, yitirdiğimiz yurttaşlarımızın ve sağlık çalışanlarının anısına saygı amacıyla 14-18 Eylül 2020 haftasında tüm sağlık kurumlarında siyah kurdele takarak çalışacağız.

“Yönetemiyorsunuz! Ölüyor Tükeniyoruz!” çağrısıyla temsili yürüyüş

15 Eylül 2020, Salı, 12.30’da İstanbul Tıp Fakültesi önünden başlayıp Haseki EAH Poliklinikler binası önünde son bulacak temsili yürüyüşte maske, siperlik, koruyucu tulumlarımızı giyerek hekimler ve sağlık çalışanlarının omuzlarındaki ağır yükü, tükenmişliği vurgulayacağız.

Hastanelerde saygı duruşu, anma etkinlikleri

Başta sağlıkçı ölümleri olmak üzere COVID-19 kaynaklı ölümlere ve artan hasta sayısına dikkat çekmek ve yitirdiğimiz meslektaşlarımızın, sağlık çalışanlarının ve yurttaşlarımızın anısına saygı gereği; 17 Eylül 2020, Perşembe günü 12.30-13.30 arasında 1 dakikalık saygı duruşu ve anma etkinlikleri gerçekleştireceğiz.

Suçu vatandaşa, yükü hekimlere ve sağlık çalışanlarına yıkanlara tarihsel sorumluluklarını yılmadan, her gün hatırlatmaya devam edeceğiz.

Saygılarımızla,

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu

emek.org.tr.

Corona salgınında kitlesel hareketlilik kısıtlanması ve denetlenmesi yapılmadığı için vakalar ve can kayıpları artmaya başladı.

Alınması gereken önlemler sürekli gündemde. Aşağıda izleyicilerimiz için yararlı olacağına inandığımız, Prof. Dr. Ahmet SALTIK tarafından yayınlanan Dr. Mahmut Yaman yazısının yayınlıyoruz.

GENEL DURUMA BİR BAKIŞ – Dr. Mahmut YAMAN

Gördük ki, bizimki de içinde olmak üzere ülkeler böyle bir salgın için hazırlıklı değilmiş. Her ülke kendisine uygun gördüğü uygulamalarla salgına karşı mücadele etmeye çalışıyor. Ülkelerarası işbirliğine yönelik adımlar tam anlamıyla atılamadı. Oysa bunun derece zorunlu olduğunu düşünüyorum. Şu anda her ülke salgın sürecinde farklı noktalara geldi. Ama salgın dünya genelinde bütün hızıyla sürmekte ve daha ne denli süreceği de belirsiz.

Sürecin ülkemizde doğru yönetilemediğini düşünüyorum ve üzülüyorum.

Kısa süre sonra okullar açılacak, tatilciler dönecek. Kim hasta, kim taşıyıcı bilmiyoruz. Şu ana dek açıklanan tablonun daha da kötüleşeceğini söylemek falcılık sayılmaz. Sürekli gizlilik politikası uygulandı ve uygulanıyor. Oysa tam saydamlık gerekir. Çünkü sağlık herkesin hakkı.

Hastalığın herkese bulaştığını hayal edelim ve %2 dolayında öldürücü olduğu gerçeğinden yola çıkarak bir hesap yapalım. Kaç kişi yaşamını yitirmeye aday, hesabını siz yapın.

Bu virüse karşı etkili bir ilaç yok! Tedavi amaçlı kullanılan ….ovir/….avir ve benzeri şekilde son heceyle biten adlı ilaçların ne derece etkili olduğu tartışmaya çok açık. Uygulanan tedaviler, yalnızca hastalığın belirtilerine yönelik genel destek tedavisinden öteye gitmemekte.

Etkili bir aşısı yok! Aşı ve ilaç çalışmaları da değişik ülkelerde sürüyor. Gözardı edilmemesi gereken en temel nokta gerek aşı gerek ilaç bulma çalışmalarının kendine özgü süreçleri vardır. Bu süreçlere uymadan geliştirilen aşıların/ilaçların uygulanması sonucunda ilerde hangi sorunlara yol açacağı ciddi biçimde dikkate alınmalıdır. 1957-61 arasında yaşanan “thalidomid faciasının” bir benzerini, hatta daha kötüsünü yaşayıp yaşamayacağımızın bir güvencesi yok.

Konunun uzmanı olmayan kişiler sürekli TV ekranlarında boy göstererek yalan – yanlış bilgilerle karşımıza çıkıyor ve halkın bilinçlenmesinin önünde engel olacak biçimde umut pompalamaya çalışıyorlar. Sonu; sokaklar, toplu bulunulan yerler ve gerçekte her yer korunmasız insan kalabalıklarıyla dolup taşıyor.

Kimi kendini bilmezler/fırsatçılar reyting ve çıkar amaçlı olarak medya araçlarından uluorta paylaşımlar yaparak sürece olumsuz etki ediyorlar. Bu konuda örnekler daha da çoğaltılabilir. Çözüm önerilerine geçmeden, maske konusuna değinmek istiyorum.

Salgın sürecinde kullanılması önerilen maskeleri 2 kümeye ayırmalıyız;

1-Salgın mücadelesinde rolü olan kişilerin kullanması gerekenler.

2-Vatandaşların kullanması gerekenler.

  1. Küme maskeler belirli standartlara uygun olmalıdır. Bu standartlar yetkili birimlerce belirlenmiştir ve bu maskelerin ilgili standartlara uygunluğunu test eden laboratuvarlar kurulmuştur. Bu maskelerden ABD standartlarına uygun olanlar; N95 veya N100 maskelerdir. Avrupa standartlarına uygun olanlar ise FFP3 tipi maskelerdir. Bu maskeler virüslere karşı da koruma sağlarlar.
  2. Küme maskeler ise virüslere karşı koruma sağlamaz. Peki, koruma sağlamıyorsa neden takmalıyız diye sorabilirsiniz. Virüs ağzımızdan çıkan damlacıklarla çevreye yayılır. Nefes alırken de ağzımızdan ve burnumuzdan vücudumuza girer. Bu maskeler, ağızdan yayılan damlacıkların çevreye saçılmasını engeller. Süreçte herkes kendisini potansiyel bulaştırıcı olarak düşünmelidir. Ağzımızı ve burnumuzu örtecek biçimde maske takarsak hem kendimizi hem de başkalarını korumuş oluruz.

Maske konusunda kafa karıştıran yalanlar:

Karbondioksit birikimine neden olur… Bu doğru değil. Nasıl nefes alırken maskeden hava giriyorsa, nefes verdiğimizde de dışarı çıkar ve karbondioksit birikmesi olmaz. Bütün ameliyatlarda ameliyat ekibi bu maskeleri kullanıyor. Bazı ameliyatlar 15 saat sürebiliyor.

Baş ağrısı, nefes darlığı yapıyor… Bunlar da doğru değil.

Lütfen maskesiz dışarı çıkmayın!

Bu, karşımızdaki insanlara da saygımızın bir gereğidir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİM

Bu salgını en kısa sürede denetim altına alarak bundan sonra yaşanacak can yitimleri başta olmak üzere her türlü yitiği en az düzeye indirmek hala olanaklıdır.

Bugün geldiğimiz noktadan başlayarak yapılabilecekler:

Şu ana dek izlenen yolun yarar sağlamadığı dikkate alınarak;

Süreci sonuna dek tek merkezden yönetmek gerekir. Bir acil durum yönetim merkezi kurulmalı. Bu merkezde yalnızca otorite konumunda olan kişiler görev almalı. Siyasiler kesinlikle bu merkeze karışmamalı, yalnızca merkezin istemlerini yerine getirmelidir. Aşağıda önerilenlerin hepsi de aynı anda başlatılmalıdır. Katı önlemlerle çözüme yaklaşmadığımız sürece yitiklerimiz giderek artabilir ve denetlenemez duruma gelebilir. Bu da ülkemiz güvenliği açısından bir tehdit demektir.

1- “Yaşam 30 günlüğüne ülkemiz genelinde ertelenmelidir”

Kesinlikle 30 günlük genel sokağa çıkma yasağı sıkı bir biçimde uygulanmalıdır. Bu süre içinde filyasyon (hastalığın kaynağına yönelik geriye doğru araştırma) çalışması yapılmalıdır. Saptanan hastaların hastalıktan temizleninceye dek yalıtılması (izole edilmesi) sağlanmalıdır.

2-Ülke sınırlarında giriş çıkışlar katı olarak denetlenmelidir.

Transit geçen araçların ülkeyi denetimli olarak terk etmesi sağlanmalıdır.

Ülkeye girenler en az 14 günlük karantinaya alınmalıdır.

3-Şehirlerarası ulaşım kısıtlanmalı ve denetim altına alınmalıdır.

4- Zorunlu tüketim gereksinimlerimizi karşılayan sektörler ve bir ölçüde veya tümüyle durması olanaksız olan sektörler (cam, döküm vb.) dışında kalan işyerleri kapatılmalıdır.

5-Okulların açılması 2 ay ertelenmelidir.

6-Tıbbi uygulama süreci kurulacak geçici sahra hastaneleriyle ve/veya salt salgın mücadelesi veren hastanelerle tamamlanmalıdır.

7- Ekonomik ve sosyal uygulama süreci

Halkı bilgilendirmek ve bilinçlendirmek amacıyla genel ağ ve uydu üzerinden yalnızca bir TV kanalından 24 saat yayın yapılmalıdır. Bu kanal dışında hiçbir medya aracına salgınla ilgili yayın izni verilmemelidir. Bu kanal da politik değil, tümüyle bilimsel temelde yayın yapmalıdır. Hastalığın yayıldığı yerler, mücadele yöntemleri vb. hastalıkla ilgili her türlü bilgi buradan verilmelidir. Hiçbir siyasetçi bu kanalda konuşmamalıdır.

Bu süreçte;

  • İletişim en az 2 ay süreyle ücretsiz / indirimli olmalıdır.
  • Elektrik, su, doğal gaz en az 2 ay ücretsiz olmalıdır.
  • Evlere temel gereksinim servisleri hizmete girmelidir.
  • Zorunlu olarak çalışılması gereken sektör çalışanlarının işyerinde konaklaması sağlanmalıdır.
  • Kapalı kalması gereken küçük esnafa ve çalışanlarına devlet maddi destek sağlamalıdır.

Bütün bu uygulamalar için maddi kaynak nereden sağlanacak?

Maddi çözüm konusunda öneri yapabilecek uzmanlık bilgim yok. Sizler belki daha güzel öneri sunabilirsiniz. Uygulanabilir mi bilemem ama benim aklımdan geçenleri yazıyorum;

Saydam bir havuz oluşturulabilir ve bu havuza;

Milyarderlerimiz, bankalarımız ve devlet nakit akışı sağlayabilir. Salgın denetim altına alınıp boğulduktan sonra da kişi ve kurumların paraları ileride ödeyecekleri vergilerden düşülebilir.

Sevgi ve saygılarımla.”

Dr. Mahmut YAMAN

Işık Üniv. Öğr. Gör. İşyeri Hekimi, Tıp Bilişimcisi

Emek.org.tr

İTO uyardı: “Hekimler ve sağlık çalışanlarının enerjisi ve sabrı tükeniyor”

İstanbul Tabip Odası (İTO) yeni yönetim kurulu ilk basın açıklamasını yaptı. COVID-19 pandemisi hakkında eleştiri ve önerilerin yer aldığı açıklamalarda pandemi yönetimi, bu dönemdeki özlük hakları, çalışma koşulları ve ücretler konularına ilişkin sorunlarını dile getirildi.

İstanbul-Cağaloğlu’ndaki İTO binasında dün gerçekleşen basın toplantısına, İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu ile İTO Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu katıldı.

İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu konuşmasında şunları ifade etti:

“TTB ve tabip odaları olarak, meslektaşlarımızı görevlerinden uzaklaşmamaya, Sağlık Bakanlığı’nı ve ülkeyi yönetenleri ise yasaklama, kısıtlama ya da cezalandırmayı akıllarına bile getirmeden hekimlerdeki bu sıkışmışlığın ve tükenmişliğin farkına varmaya davet ediyoruz.

“Koşulların pandemiye uygun olarak iyileştirilmediği; eşitlik, adalet anlayışından uzak görevlendirmelerle mağduriyetlerin yaratıldığı; hekimlerin yakın geleceğe dair kaygılarının arttığı bugünlerde, sesini duyuramayan, umudunu yitiren hekimlerin emeklilik ya da istifa sayısındaki artış ciddiye alınmalıdır. Kötü yönetim ve her şeyi ben bilirim anlayışının ürünü olan bu tablonun sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır” ifadesiyle de idari açıdan bakanlığın sorumluluğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Küçükosmanoğlu “COVID-19 pandemisinin yükselişte olduğu, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının yükünün ağırlaştığı bugünlerde gerek çalışma koşullarımız, hak ve ücret kayıplarımız, gerekse pandemiyle mücadelede yaşadığımız sıkıntıları dile getirmek üzere bir aradayız” derken, ardından Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu İTO Yönetim Kurulu adına açıklamayı okudu.

“Birileri başarı hikâyeleri anlatırken bizler ölüyoruz”

Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu’nun açıklamasından satırbaşları şöyle:

“TTB ve tabip odaları olarak COVID-19 pandemisinin zayıflatılamadığı ve yaygınlaşma eğiliminin arttığı bu dönemde öncelikli ve ısrarlı talebimiz; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu boğucu ortamın görülmesi ve artık nefes alamayacak hale gelip tükendiklerinin farkına varılmasıdır.

COVID-19 pandemisi ile mücadele her şeyin normal, olağan kabul edildiği ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ülkeyi yönetenlerin hekimleri ve sağlık çalışanlarını görmezden geldiği bir anlayışla sürdürülemez. Hekimler için alkışların yerini uzun süredir hüzün almıştır. Hemen her gün onlarca meslektaşımızın hastalık haberini alıyoruz, birileri televizyonlardan, Twitter mesajlarından başarı hikâyeleri anlatırken bizler ölüyoruz!

“Bu tablonun sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır”

“Koşulların pandemiye uygun olarak iyileştirilmediği; eşitlik, adalet anlayışından uzak görevlendirmelerle mağduriyetlerin yaratıldığı; hekimlerin yakın geleceğe dair kaygılarının arttığı bugünlerde, sesini duyuramayan, umudunu yitiren hekimlerin emeklilik ya da istifa sayısındaki artış ciddiye alınmalıdır. Kötü yönetim ve her şeyi ben bilirim anlayışının ürünü olan bu tablonun sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır. Aylardır özveri ile çalışan hekimleri emeklilik ya da istifa noktasına getiren etmen yöneticilerin beceri ve empatiden yoksun, çözüm üretmeyen dayatmaları ve vurdumduymazlıklarıdır.

TTB ve tabip odaları olarak, meslektaşlarımızı görevlerinden uzaklaşmamaya, Sağlık Bakanlığı’nı ve ülkeyi yönetenleri ise yasaklama, kısıtlama ya da cezalandırmayı akıllarına bile getirmeden hekimlerdeki bu sıkışmışlığın ve tükenmişliğin farkına varmaya davet ediyoruz.

“Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının haykırışına kulak verin”

“Öncelikle bilinmelidir ki, her dönemde ama özellikle COVID-19 pandemisi döneminde sağlık hizmeti için sunulan emeğin maddi karşılığı yoktur. Evde çocuğunu bırakarak ya da hastalığı anne babasına bulaştırma endişesini her gün taşıyarak günlerce COVID-19 polikliniklerinde hasta bakmanın maddi bedeli ölçülemez.

Pandemi ile mücadele sürecinin toplumsal ayağını iyi yönetemeyen, toplumda günlük hayata yansıyan bir pandemi bilinci oluşturamayan, ‘başarı hikâyesi’ yaratma çabasından kaynaklı, gerçekler yerine sanal rakam ve beklentiler ile pandemide kontrolü kaybettiği anlaşılan yöneticilerin; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sesine, haykırışına kulak vermesini istiyoruz.

Hekimler ve sağlık çalışanlarında manevi olarak yaşanmakta olan çöküş ve tükenmişliğin, düşük temel maaşlar, komik düzeydeki performans ödemeleri ile iç içe geçerek pandemi sürecinde yaratabileceği moralsizlik ve zaaflar konusunda yetkilileri uyarıyoruz.”

Saip: “Sağlık çalışanlarının moral ve motivasyona ihtiyacı var”

Açıklamanın okunmasının ardından söz alan Prof. Dr. Pınar Saip ise COVID-19 pandemisinin yaygınlığı arttığı için bütün hekimlerin virüse maruz kaldığını belirterek “Bu yüzden bütün hekimlerin, bütün sağlık çalışanlarının ciddi bir desteğe, moral ve motivasyona ihtiyacı var. Sağlık Bakanlığı’nın bu durumu görmesini istiyoruz” dedi

Prof. Dr. Saip, COVID-19 pandemi sürecinin birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemini ortaya çıkardığını kaydetti ve birinci basamağın yarı özelleşmiş halden çıkartılarak kamu sorumluluğu altında düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aile Sağlığı Merkezlerinin bina güvenliğinden ekipman tedarikine, bahçeli-havadar mekanlar sağlanmasından yardımcı personel desteğinin artırılmasına dek bir dizi çalışma yürütülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Saip, “Birinci basamakta nüfus değil bölge tabanlı çalışma planlaması yapılmalı” dedi.

Küçükosmanoğlu: “Veriler şeffaf değil; hasta yatış kriterleri sık sık değişiyor”

Prof. Dr. Pınar Saip’in ardından söz alan Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu ise şunları söyledi:

“COVID-19 pandemisine karşı nasıl bir yaklaşım izleneceği konusunda farklı tutumlar izlendi. İlk zamanlar pandemi tanısı konan bütün hastalara yatış verilirken şu an sadece ağır zatürresi olan hastalar yatırılıyor. Birçok COVID-19 tanısı almış kişi ‘Kendinizi izole edin’ denilerek evine gönderiliyor. Aslında bir kişinin hasta olması, bütün ailesinin de risk altında olması demek. Veriler şeffaf değil. İl bazında yapılan değerlendirmeler, hastanelerin hasta yatış kriterleri sık sık değişiyor. Bu konuda yapılan çalışmalar da maalesef işbirliğine son derece uzak yürütülüyor.”

Basın metni için tıklayınız.

 

Emek.org.tr

Koronavirüs salgınına ilişkin dernek, “üyelerinden gelen bilgilere göre koronavirüs vakalarında ciddi artış oluğu ifade edilerek, “Pandeminin kontrolünün kaybedildiği kaygısı taşınmakta ve birinci dalganın ikinci zirvesine doğru hızla yaklaşıldığını düşünmektedir” diye uyardı.

Dernek açıklamasında Alanya, Batman, Manisa başta olmak üzere çok sayıda göğüs hastalıkları hekiminin istifalarını verdiğini belirterek, “Sağlık çalışanlarında tükenmişlik izlenmektedir” ifadelerini kullandı.

Resmi rakamlara yansıyan hastalık ve ölüm sayılarının var olanın yarısından azı olduğu, “normalleşme adımları” ile düğün, sınav, toplu taşıma, toplu ibadet, turistik seyahat olayların fiziksel mesafeyi ortadan kaldırdığı ve bulaşı riskinin arttığı belirtildi. Açıklamada:

“Hastanelerdeki pandemi servisleri azaltılmış, bazı hastaneler pandemi hastanesi olmaktan çıkarılmıştır. Bilimsel olarak PCR testinin hastaların sadece yüzde 40’ını saptayabildiği bilindiğinden, resmi rakamlara yansıyan hastalık ve ölüm sayılarının var olanın yarısından azı olduğu düşünülmektedir. Bu testin bile uygulanma şartları daraltılmış, hastalığı yayma olasılığı olan bireylere bile belirtisi yoksa test yapılmama kararı alınmıştır. Bu uygulama ile yakınması olmayan, teması nedeniyle enfeksiyon riski yüksek olan kişiler arasından yeni hasta bulma şansı yitirilmiştir.”

‘BAKANLIĞIN PANOSUNA YANSIMADI’

“Haziran ve temmuz aylarında hasta sayıları artmış, ancak hasta yatırma kriterleri değiştirilince koronavirüsle ilgili sayıların Sağlık Bakanlığınca günlük olarak paylaşıldığı ‘turkuaz panoya’ yansımamıştır. Artan hasta sayısı konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmeyen vatandaşlar, pandeminin ciddiyetini kavrayamamış ve bir kısmı ise sürecin bu denli uzamasını neden gösterip süreci inkâr mekanizmaları geliştirmişlerdir.”

Dernek hastanelerdeki yatılı hasta ve yoğun bakım hastasının kapasitenin üstünde olduğunu ifade ederek, şunları sıraladı:

– Artan hastalık yükü konusunda kamu yöneticileri kamuoyuna yeterli bilgilendirme yapmamaktadırlar.

– Tedavideki ilaç protokollerinde hâlâ hidrosiklorokin bulunması güncel litaratür ile uyumlu değildir. Son dönemde bazı illerimizde güncel tedavi rehberinde önerilen favipiravir dâhil ilaç bulmakta sıkıntı yaşandığı bilgileri tarafımıza ulaşmaktadır.

– Koronavirüs çoklu organ hastalığı iken birçok hastanede sadece göğüs hastalığı uzmanları tek sorumlu hekim olarak kabul edilmektedir. Bu da ilgili hekimlerin insanüstü iş yüküne maruz kalmasına yol açmaktadır.

‘HEKİMLER İSTİFASINI İSTİYOR’

– Sağlık çalışanlarında tükenmişlik izlenmektedir. Son 1 haftada çok sayıda Göğüs Hastalıkları hekimi Alanya, Batman, Manisa başta olmak üzere, istifaları vermekte, emekliliklerini istemektedir.

– Sağlık çalışanları Covid-19 olmaya ve yaşamlarını kaybetmeğe devam etmektedirler. Covid-19, sağlık çalışanları için, halen meslek hastalığı olarak kabul edilmemiştir.

– Hekimler, canlarını hiçe sayarak pandemi mücadelesini sürdürürken, ‘Tıbbi hizmetlerin kötü uygulanmasından doğan sorumluluk’ kanun teklifi verilmiştir. Teklif hekimler için ağır para ve hapis cezası içermektedir. Pandemi nedeniyle canı pahasına çalışan hekimlere böyle bir yasanın reva görülmesi ayrıca umutsuzluk ve haksızlığa uğrama duygusuna yol açmaktadır.

YAPILMASI GEREKENLER

Dernek, Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, yapılması gerekenleri şöyle açıkladı:

  1. Test sayısı artırılmalıdır.
  2. Pandemi ile mücadele bireylere bırakılmamalıdır.
  3. Pandemi hastane planlaması tüm paydaşları içermelidir.
  4. Favipravir gibi tedavide önemi olan ilaçlara ulaşım problemi çözülmelidir.
  5. Koronavirüs sağlık çalışanı için meslek hastalığı kabul edilmelidir. Hastalık ve ölüm durumlarına özgü hak artırıcı düzenlemeler yapılmalıdır.
  6. Kamu pandemi yönetimi şeffaf ve gerçekçi veriler sunmalıdır. Hayatını bu mücadeleye adamış hekimlerin görüşleri alınmalıdır.
  7. ‘Tıbbi hizmetlerin kötü uygulanmasından doğan sorumluluk’ kanun teklifi geri çekilmelidir. Hekimlerin çalışma koşullarını iyileştirme çalışmalarına ağırlık verilmelidir.
  8. Bütün epidemiyolojik veriler sağlık çalışanları ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

emek.org.tr

“Halk sağlığından kaygılıyız” uyarısı yapılan Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin COVID-19 Süreci ile İlgili değerlendirmeleri, eleştiri ve önerileri içeren açıklanması dün yayınlandı.

Salgın sürecinde yaşananlara yönelik değerlendirme, tespit ve önerilerin yer aldığı açıklamada dikkati çeken konular on maddede toplandı.

Resmi salgın verileri açıklamalarının güven vermediğine dikkat çekilen açıklamada “Salgın yönetiminde en önemli konulardan biri güven duygusunu korumaktır. Halk yönetime güven duymalıdır. Çalışanlar kurumlarına güven duymalıdır. İnsanlar bilim insanlarına güven duymalıdır. Bu yapıların söyledikleri tartışılmaya başlanırsa onlardan gelen öneriler de dikkate alınmayacaktır. Son dönemde illerde vali ve sağlık müdürlerinin açıkladıkları sayılar ile bakanlık verileri arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır.” denildi.

Kitlesel hareketliliğin kısıtlanmasının en önemli müdahale olduğu kanıtlandığı “bu nedenle, açılışlar, düğünler, dini törenler, taziye ziyaretleri, partiler, kısaca her türlü kamusal ya da özel kalabalık kitlesel hareketlilik engellenmeli ya da sıklığı azaltılmaya çalışılmalıdır. Olgu sayılarının yüksek olduğu yerlerde toplumda davranış değişikliği geliştirilinceye kadar bu tip toplantılarda sayı sınırlamaları getirilmelidir.” Uyarısı yapıldı.

65 yaş üstü vatandaşlarımız ile ilgili kısıtlamaların şu an itibari ile bilimsel bir dayanağı kalmadığının vurgulandığı ve “virüsü eve taşıyabilecek herkes evin dışındadır, evin dışı da virüs yaygın olarak bulunmaktadır.” Gerçeği anımsatılarak kısıtlamalarda realitenin temel alınması istendi.

Teste ücretsiz erişimi kolaylaştıran ve ulusal bir test stratejisi geliştirmek zorundayız vurgusunun yapıldığı açıklamada, sağlık çalışanlarına yönelik ilgi ve desteğin artırılmasının, çalışma ve yaşama koşullarının adil bir biçimde iyileştirilmesi talep edildi.

Açıklamada açıklama yöntem ve biçimi eleştirilerek, yoğun bakım ve entübe verilerinin, salgın ile ilgili verilerin aydınlatıcı işlevsel özelliği ile il ve hatta ilçe bazında düzenli olarak açıklanması gerektiği belirtildi.

Açıklama metni tamamı şöyledir:

 

HALK SAĞLIĞI UZMANLARI DERNEĞİNİN (HASUDER)

YENİ KORONAVİRÜS (COVID-19) HASTALIĞI SÜRECİ İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ-6

Çok zor günlerden geçiyoruz.

Halkın sağlığından kaygılıyız.

Oysa, Mayıs ayının sonunda olgularımızın ikili basamaklara inmesini ve sonra da rahat bir yaz dönemi geçirmeyi umuyorduk. Öyle olmadı. 11 Mayıs’ta başlayan ve 1 Haziran itibari ile her sektörde yaşanan açılımlar ile yeniden normalleşme süreci iyi yürütülemedi. Minik adımlarla ilerlenilemedi. Epidemiyolojik kanıtlara bakıp gerekirse bir adım geri atıp, sonra tekrar ilerleme gerçekleştirilemedi. Halkımıza bu dönemin eskisi gibi olamayacağını iyi anlatılamadı.

Sağlık Bakanlığı, ülkemizin sağlık hizmetlerinin sorumlusu olarak Ocak ayından itibaren süreci yürütmeye çalıştı. 2019 yılında güncellenen influenza ile ilgili hazırlıklar ve kurulmuş kurullar sürece iyi başlamamızı sağladı. Bilimsel Danışma Kurulu kurularak bilimin rehberliğinde yol alındı. İl pandemi kurullarının bazı illerde sürece önemli katkısı oldu. Topluma sınırlılıkları olsa da düzenli bilgi verildi. Gereksinimlere göre yeni kurullar, yeni yazılımlar, yeni araçlar geliştirilmeye çalışıldı. Hep beraber, dünyayı da izledik. Bazen özendik. Bilimsel enstitülerin varlığı, verilerin şeffaf paylaşımı, aşı çalışmalarında alınan yollar için. Bazen de “çok şükür” dedik. Kamusal sağlık hizmetinin varlığı, herkesin tedaviye ulaşımının sağlandığı için. Göğsümüz kabardı. Yurtdışından getirilen uçak dolusu yurttaşlardaki mutluluk, kavuşmalar ya da geliştirilen yerli malı ventilatörlerle.

Yaşananlarda çok emek vardı.

Başta sağlık çalışanlarının, güvenlik görevlilerinin, polislerin, basın emekçilerinin… Aylarca evde kalan yaşlılarımızın. Okullarından ayrı kalan çocukların. Evde hem ebeveyn hem de öğretmen olan anne babalarımızın. Dükkanı kapanan kahvecinin, bakkalın, mahallelinin. Herkesin az/çok olsa emeğinin olduğu bir süreçti. İnanmıştık, karşımızda ortak bir düşman vardı ve ancak birlikte var olabilirdik.

Kayıplarımız oldu. Turkuaz ekranda onlar birer sayı olsa da birer can olduğunu biliyorduk. Ama işler iyi gidiyordu. Salgını kontrol almaya başladığımızı düşünüyorduk. Sağlık Bakanımız çıkınca bize iyi geliyordu. Babacan tavrı güven veriyordu. Yaz da geliyordu. Dış ortamlarda daha rahat günler bekliyordu bizi.

Ama olmadı.

Şimdi olan bitene bakarken içimiz acıyor.

İçimiz acısa da nerede yanlış yaptık, neyi daha iyi yapabilirdik sorularını yanıtlamalıyız. Halk sağlıkçılar ve HASUDER olarak, bu konularda raporlar yazdık, görüşler bildirdik. Ne yazık ki yeterli karşılık bulamadık. Oysa ancak bu yanıtlar sonrası ileriye bakabiliriz.

İşte tam da bu nedenle, HASUDER olarak bir kez daha uzmanlık alanımızın bizlere yüklediği sorumluluk doğrultusunda COVID-19’nun ülkemizde yönetim süreci ile ilgili görüşlerimizi paylaşıyoruz.

Bu kapsamda en önemli 10 tespit ve bu konulardaki önerilerimiz aşağıda verilmiştir:

  1. Tespitimiz: Salgın yönetiminde en önemli konulardan biri güven duygusunu korumaktır. Halk yönetime güven duymalıdır. Çalışanlar kurumlarına güven duymalıdır. İnsanlar bilim insanlarına güven duymalıdır. Bu yapıların söyledikleri tartışılmaya başlanırsa onlardan gelen öneriler de dikkate alınmayacaktır. Son dönemde illerde vali ve sağlık müdürlerinin açıkladıkları sayılar ile bakanlık verileri arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır.
  • Önerimiz: Bu çok ciddiye alınması gereken bir durumdur. Toplumdaki farklı kurumsal yapıların sürece dahil edilmesi gerekmektedir. Bu salgın nedeniyle en farklı grupların birlikte çalıştığını görmek topluma salgının kontrolü konusunda güvence verecektir.
  1. Tespitimiz: Bu noktaya gelişte en önemli sorun verilerin paylaşılması ile ilgili sorunlar olduğu görünmektedir. Her görüşümüzde bunun öneminin altı ısrarla çizilmiştir. 1 Temmuz itibari ile bizlerin de istediği gibi haftalık raporlamalar başlamıştır. Günlük olarak daha fazla veri paylaşılmaktadır. Bu paylaşımın salgının en başından beri yapılmasının önünde hiçbir engel olmadığı görülmüştür. Bu paylaşımlar, bir panik ya da başkaca bir soruna yol açmamıştır. Halk sağlıkçılar olarak bu gösterim şeklinin ne kadar değerli bir kazanım olduğunu hemen belirtilmiştir. Ancak bu haliyle yeterli olamadığı, epidemiyolojik değerlendirme yapılmasına olanak verecek veri bütünlüğünün paylaşılması ve bölgesel verilen verilerin il düzeyinde verilmesinin öneminin de altı çizilmiştir. İllerdeki veriler, bir şekilde, basında-doğru ya da yanlış-her gün yer almaktadır. Vatandaşımızın bu verileri doğru şekilde sorumlu otoriteden alması hakkıdır.
  • Önerimiz: Salgın ile ilgili veriler il ve hatta ilçe bazında düzenli olarak açıklanmalıdır.
  1. Tespitimiz: Son dönemde verilerin sunumu değiştirilmiştir. Bu değişikliğin gerekçesi anlaşılamamıştır. Bilimsel Danışma Kurulu üyelerinden de konuyla ilgili bilgileri olmadığına dair açıklamalar gelmiştir. Yeni sınıflamada hastaneler arası uygulama farklılığı olduğu izlenmektedir.
  • Önerimiz: Bu tanımlar bir kez daha dikkatlice elden geçirilmeli ve yayımlanmalıdır. bu pandemiden kimseyi geride bırakmadan çıkabilmenin anahtarı sağlık çalışanlarıdır. Yeni eklenen tanımların standartı sağlanmalıdır.    Yoksa bu sunulan veriler belli bir standartta toplanmamış, basında yer alan haberlerdeki sayılarla farklılıkları anlaşılamamış olarak kalacak ve pandemi yönetim sürecine yeterli katkıyı sağlayamayacaktır. Yapılan her değişikliğin gerekçesi açıklanmalı, müdahalenin etkisi izlenmeli ve gerekirse değiştirilmeli ya da geliştirilmelidir.
  1. Tespitimiz: Daha önce de belirttiğimiz üzere, bu pandemiden kimseyi geride bırakmadan çıkabilmenin anahtarı sağlık çalışanlarıdır. Sağlık çalışanları yorgundur. Sağlık çalışanları umudunu kaybetmek üzeredir. Önemsendiğini hissetmeye gereksinimi vardır. Desteklendiğini bilmelidir. Bu kadar yoğun bir iş yükü taşınamaz. İlk üç aylık dönemdeki maddi destek dağıtımında yaşanan sorunlar nedeni ile birçoğunda haksızlığa uğrama duygusu oluşturulmuştur. Ayrıca, sağlık personelinin görev tanımı ve görevlendirilme biçimleri üzerinde de karışıklık olduğu gözlenmektedir.İçişleri Bakanlığı tarafından halk sağlığı uzmanlarına AVM’ler ve turizm işletme belgeli olan konaklama tesisleri, lokanta ve restoranlar dışındaki işletmelerin faaliyetlerinin en az on beş günde bir korona virüs önlemleri açısından denetlenmesi hakkında görevlendirme yapılması buna bir örnektir.1Konuyla ilgili olarak resmi görüşümüzü, “Halk Sağlığı asıl olarak süreci analiz etme ve veriler ışığında koordinasyonda aktif rol alması gerektiği,  turizm işletme belgesi olmayan ( belediye belgeli ) konaklama tesis sayısı 8.081, lokanta sayısı 39.078, AVM sayısının ise 454 olup, söz konusu görevlendirmelerin, sahada yönetici pozisyonda çalışanlar da dahil olmak üzere toplamda 425 olan halk sağlığı uzmanı tarafından yerine getirilmesinin iş gücü bakımından da mümkün olmayacağı” şeklinde Halk Sağlığı Genel Müdürlüğüne iletmiştik.
  • Önerimiz: Maddi olanaklar arttırılarak geniş bir sağlık personeli kesimine sağlanmalıdır. Ancak, maddi katkı en önemli destek değildir ve tek başına asla yeterli olamaz. Daha da önemlisi sağlık çalışanımızın bu süreçte korunması, onlara yönelik bir tarama stratejisinin geliştirilmesi ve desteklenmesidir. Çocukları için kreş ya da burs destekleri, yurt olanakları gibi uygulamalar hayata geçirilmelidir. Sağlık çalışanları korunduklarını, önemsendiklerimi ve her zaman arkalarında olunduğunu bilmeli, hissetmelidir.  Sağlıkta Şiddet Yasasının hayata geçirilmesi nedeni ile mutluyuz. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ancak, COVID-19’nun sağlık çalışanları için hala “meslek hastalığı” olarak kabul edilmemesini anlayamıyoruz. Ölen bir hekim ya da hemşirenin, çocuklarına haklarının verilmesinin önündeki engel nedir? Ne olursa olsun, o engel kaldırılmalıdır.
  • Sağlık Bakanlığı personel verimliliği ve sayı ve dağılımına göre pandemi sürecinde alınacak sağlık personeli yönetimi ile ilgili her kararın çıktığı asıl merci olmalıdır.
  1. Tespitimiz: Sağlık Bakanlığının yazıları ile ülke çapında ya da İl Müdürlükleri yazıları ile de yerelde yeni uygulamalarının olduğunu meslektaşlarımızdan ya da basından öğreniyoruz. Oysa bir önceki uygulamanın sonuçlarını bilmiyoruz. Örneğin, temaslılardaki test alınma ile ilgili son değişikliklerin sonucu ne oldu? Benzer değişikliklerin sonuçları, bir önceki uygulamayla karşılaştırılmalı ve paylaşılmalıdır.  Hepsi bundan sonraki müdahalelerin etkinliği için yanıtlanmalıdır.  Çok önemli bir seroprevalans çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları en temel veri olarak sunulmuştur. İl bazlı, özel gruplar, yaş, cinsiyet, temaslı gibi değerlendirmeler öğrenilememiştir.
  • Önerimiz: Sağlık Bakanlığı, seroprevalans çalışmasının bir an önce raporlanması için gereken her türlü destek sağlanmalıdır. Bu çalışmadan salgın sürecimize sağlanacak katkılar tespit edilmelidir. Ülkemizin verilerine dayalı araştırmaların bir an önce literatürde yer alması teşvik edilmelidir. Bilimsel araştırma izin süreci Etik Kurul süreçlerinde tanımlanmış yollarla gerçekleştirilmelidir.
  1. Tespitimiz: Ulusal ve yerel düzeyde testlerin uygulanması ile ilgili bir standart eksikliği gözlenmektedir. Bu konudaki algoritmalar yeterli olamamaktadır.
  • Önerimiz:  Teste ücretsiz erişimi kolaylaştıran ve ulusal bir test stratejisi geliştirmek zorundayız. Bu standartizasyonun sonbahar gelmeden önce yapılması okulların açılmasının da güvence altına alınmasına katkı verecektir. Bu nedenle de, sonbahar ve kış döneminde olası bir sorun yaşamamak için test gruplarımızı tanımlamalıyız. Sağlık personeli öncelikli grup olmalıdır. Ayrıca virüsü yayma ihtimali yüksek olanlar gişe memurları, garsonlar, şoförler gibi gruplara da testler yapmayı planlamalıyız. Buna yönelik test politikası geliştirilmelidir. Bu gruplarda yapılan test sonuçlarını ayrı ayrı yayınlamalıyız. Böylece gerçekten de o grupta test yapmayı sürdürüp sürdürmeyeceğimize karar verebiliriz. Gerekirse başka bir risk grubunu tarama içine alabiliriz. Her gün verilen testlerin kime, hangi gruplara yapıldığını gösterir bir veri sunumu geliştirmeliyiz. Testleri maliyet etkin kullanmak için dünyada örnekleri bulunan bazı stratejileri kullanabiliriz. Örneğin; bazı gruplarda gruplama şeklinde test yapmayı planlayabiliriz. Bir okuldaki 10 öğretmenin sürüntü örnekleri birleştirilerek çalışılabilir, böylece test negatif çıkarsa 10 kişide de sorunun olmadığını var sayabiliriz.
  1. Tespitimiz:  Salgın yönetimi yurdumuzu bir an önce güvenle dolaşılacak, çalışılacak, yaşanacak bir duruma getirmenin sorumlusudur. Halen, COVID-19 toplumda yaygın bir dolaşım halinde ise de, 65 yaş üstü vatandaşlarımız ile ilgili kısıtlamaların şu an itibari ile bilimsel bir dayanağı kalmamıştır. Çünkü virüsü eve taşıyabilecek herkes evin dışındadır, evin dışı da virüs yaygın olarak bulunmaktadır.
  • Önerimiz: Bir an önce bu yaş grubu ile ilgili kısıtlamaya son vermeliyiz. Bu grup önlemlere en yüksek uyum gösteren grup olarak izlenmektedir. Onlardan bu tutumlarını korumalarını ve gençlere örnek olmaya devam etmelerini konusundaki desteklerini talep etmeliyiz.
  1. Tespitimiz: Hastalığın tedavisinde bilim dışı uygulamaların varlığı ile ilgili duyumlar alıyoruz.
  • Önerimiz: Bu duyumların üzerine gidilmelidir. Hastalarımıza herhangi bir şekilde hekimlik evrensel değerler ve bunların güvence altına alındığı etik bildirgeler ile çelişen bir tedavi yapılması durumunda hem ilgili tabip odasının hem de sağlık bakanlığı yetkililerinin yapanlar ile ilgili gereken uyarı ve ceza ile önlenmesi için gerekli olanları sağlamalıdırlar.
  1. Tespitimiz: Büyük gösteriler, açılmalar, konserler, kitle hareketlerinin çok yoğun olarak gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bunların virüsün yayılımında en önemli ortamlar olduğu bilinmektedir.
  • Önerimiz: Kitlesel haraketliliğin kısıtlanmasının en önemli müdahale olduğu kanıtlanmıştır. Kültürel olarak bu tip toplantılarda önlemleri korumamız zordur. Bu nedenle, açılışlar, düğünler, dini törenler, taziye ziyaretleri, partiler, kısaca her türlü kamusal ya da özel kalabalık kitlesel hareketlilik engellenmeli ya da sıklığı azaltılmaya çalışılmalıdır. Olgu sayılarının yüksek olduğu yerlerde toplumda davranış değişikliği geliştirilinceye kadar bu tip toplantılarda sayı sınırlamaları getirilmelidir.
  1. Tespitimiz: Yine İçişleri Bakanlığı tarafından2resmi yazı ile; “Hastalığın ağır seyrettiği vakalar hariç olmak üzere; Hastalık belirtisi gösteren kişiler ile temaslı oldukları kişilerin numunelerinin evlerinde alınmasına,  İzolasyon süreçlerinin evlerinde izlenmesine, Tedavilerinin evlerinde yapılmasına” karar verildiğini görmekteyiz. Birinci basamakta filyasyon çalışmalarının arttırılması, temaslılara test yapılması ile ilgili gelişmeleri memnuniyetle izliyoruz. Salgının birinci basamakta kazanılacağını en başından beri söylüyoruz. Bu yöndeki çalışmaları destekliyoruz. Ancak, birinci basamakta aralarında kimi zaman hekimin de bulunamadığı filyasyon ekiplerince ilaç verilmesi ile ilgili süreçten kaygılıyız.
  • Önerimiz: Sağlık Bakanlığı pandemi sürecinde -başta tedavi ve izlem şekilleri olmak üzere- alınacak her kararın çıktığı asıl merci olmalıdır. Tedavilerin evde yapılması ile ilgili uygulamanın birinci basamağın koşulları açısından bir kez daha değerlendirilmesini talep ediyoruz.

Burada yer vermediğimiz çok önemli bir konuda okulların açılmasıdır. Bu üzerinde Çocuk Sağlığı Çalışma Grubumuz bir hazırlık içerisindedir. En kısa zamanda önerileri kamuoyu ile paylaşılacaktır. Bu aşamada, her türlü iş kolundaki önlemler çocuklarımızın okula gitmesinin sağlanması amacıyla hayata geçirilmelidir. Bunun için verilere bakarak hangi iş kolu en riskli bulunuyorsa, önemler alınmalı ve gerekiyorsa o işkolu bir süreliğine askıya alınmalıdır. Okullara fiziksel alt yapı, araç ve malzeme sağlanması için gereken kamusal bütçe sağlanmalıdır. Sağlık Bakanlığımızın bu konuda özel bir çalışmayı Milli Eğitim Bakanlığı ile sürdürmekte olduğunu biliyoruz ve çok önemsiyoruz. Ayrıca yine bu yıl için influenza ile ilgili aşı talebinin geçen yıllara göre çok daha fazla miktarda yapıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu çok stratejik ve değerli bir müdahaledir. Bu aşının öğretmenlere özellikle uygulanmasını önemli buluyoruz.

Artık şunu biliyoruz, uzun süre yüksek olgu sayılarını ne sağlık altyapısı, ne sağlık personeli, ne ekonomi ve ne de toplum hayatının farklı dinamikleri kaldırabilir. Bir an önce olgu sayıları düşürülmelidir.

Dış ortamlar kapalı ortamlardan çok daha güvenli olduğunu biliyoruz. Sonbahar ve sonrasındaki kış için açık ortamlarla ilgili son şansı kullanıyoruz. Halkımızın farkındalığının arttırılması çok önemlidir. Hepimizi birbirimizin yol arkadaşıyız. Bu nedenle, halkımıza pandeminin önemi bir kez daha ve bir kez daha anlatılmalıdır. Gençlere, çocuklara başta olmak üzere tüm yaş gruplarına, farklı kültürel yapılara ulaşmanın bir yolunu bulmalıyız. Bu konuda yaratıcı fikirleri hayata geçirmeliyiz. Devletimizin elindeki her insan gücü, hekimlerimiz, hemşirelerimiz, öğretmenlerimiz, imamlarımız ve elbet niceleri bu seferberlikte yer almalıdır. Yerelde, her ilin ilçenin koşullarına göre bu insan gücü ve süreçler ulusal rehberler yol göstericiliğinde yönetilmelidir.

Hepimize, en çok da yöneticilerimize sorumluluk düşüyor.  Salgının yıkımını önlemek, halkın salgın yönetiminin önerilerine güvenmesini sağlamak devleti yönetenlerin sorumluluğudur.Salgın yönetiminin birçok yönü olduğunu anlıyoruz. Sağlık, ekonomik, sosyal boyutlarının çok farklı dinamikleri bulunmaktadır. Elbette, yöneticilerin hepsini düşünme sorumluluğu vardır. Onların değerlendirmeler yapmaları, önceliklendirmeleri, açılma ya da yeniden kapanma kararları almaları gerekecektir. Bu süreçte bilim en önemli güçleridir. Bu zorlu görevlerinde ancak işbirliği ve danışma içinde, karşılıklı güvenle ilerlenebilir ve istenilen sonuçlar alınabilir.

Biz Halk Sağlıkçıyız. Devletimiz bizi yıllarca bugünler için eğitti. Salgın yönetimini bilimsel anlamda eğitimimiz sırasında alırız. Sonra da bu bilgileri öğrencilerimize aktarırız.  Şimdi söyleyeceklerimiz her zamankinden de önem taşıyor. Yöneticilerimizden bize bu sefer kulak vermelerini istiyoruz.

Hepimiz aynı gemideyiz. Ancak hep birlikte başarabiliriz. Umudumuz tek tek her birimizin vereceğin katkı ve bunun sağlanması güvence altına alan bir yönetsel erktir.

Kamuoyuna saygıyla arz ederiz. 06.08.2020

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER)

 

1 İçişleri Bakanlığının 11/05/2020 tarih E.7809 sayılı ve 02/06/2020 tarih E.153 sayılı yazıları

2 İçişleri Bakanlığı 30/07/2020 tarih ve 12682 sayılı  Covid-19 Ek Tedbirler konulu genelgesi

Pdf Formatında indirmek için tıklayınızİndir

emek.org.tr

65 yaş üstü insanlarımıza yönelik eşitsiz ve ticari kaygılarla sürdürülen önlem ve kısıtlamalar,  TTB Merkez konsey tarafından Sağlık bakanlığına  dün gönderilen mektupta eleştirildi. Nufusun 7.5 milyonunu oluşturan 65 yaş üstü insanlarımıza yönelik tüm kısıtlamalara son verilmesini istedi.

COVİD19 hastalığı sürecinde yaşlılara yönelik kısıtlamaların bilimsel olmadığı, adaletsizlikler içerdiğini, açıklamaya muhtaç duyduğuna da işaret eden TTB Merkez Konseyi, gönderdiği mektupla Sağlık Bakanlığını uyararak yaşlılarla ilgili tüm kısıtlamaların kaldırılmasın istedi.

“65 yaş üzeri yurttaşların beden ve ruh sağlıkları yerine önceliğin turizm vb ekonomik gerekçeler olduğu anlaşılmaktadır.” İfadesiyle, kısıtlamaların gevşetilmesinde ticari amaçların ön planda tutulduğunu ve uygulamanın yaşlılar içerisinde de eşitsiz-tutarsız olduğunu tespit eden ve izlenen politikayı eleştiren konsey, özellikle sağlık olgusunun esas alınmadığı eleştirisini yöneltti.

“Uygulamanın sonuçlarını gösteren epidemiyolojik bir rapor yayınlanmamıştır.” Denilerek bütüncül çalışmanın gerçekleştirilemediğini de işaret eden mektupta:

“65 yaş ve üzeri yurttaşlarımızın sağlıklarının daha fazla olumsuz etkilenmesini önlemek için, bu gruba yönelik bütün kısıtlamalar ivedi olarak kaldırılmalıdır.” denilerek pandemi önlemlerinde yaş ayrımcılığına son verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

TTB Merkez Konseyi tarafından bakanlığa gönderilen mektubun tamamı şöyledir:

Sayın Bakan,

Bilindiği gibi, COVID-19 hastalığında risk grubunda yer aldıkları için 65 yaş ve üzerindeki yurttaşlarımıza pandemi sırasında bazı kısıtlamalar getirilmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2019 yılı verilerine göre ülkemizde 7 milyon 550 bin 727 kişi 65 yaşın üstündedir ve toplam nüfus içindeki oranları yüzde 9 civarında olup kısıtlamalar tarih sırasıyla aşağıdadır:

65 yaş ve üzeri yurttaşlarımız 22 Mart-10 Haziran arasında 71 gün evde tutulmuştur.

22 Mart 2020 tarih ve 5762 sayılı T.C. İçişleri Bakanlığı Genelgesi ile 65 yaş ve üzerindeki bireylere sokağa çıkma ve ikametten ayrılma kısıtlaması getirilmiştir.

20 Mayıs 2020 tarih ve 8206 sayılı Bakanlık Genelgesi ile 65 yaş ve üzeri bireylere 21 Mayıs 2020 tarihinden itibaren en az bir ay boyunca dönmemek kaydıyla, tek yön olarak istedikleri yerleşim yerlerine gidiş izninin verildiği belirtilmiştir.

29 Mayıs 2020 tarih ve 8483 sayılı Bakanlık Genelgesiyle 65 yaş ve üzerindeki bireyler arasında işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile çalışanlardan durumlarını (aktif sigortalılıklarını gösteren SGK hizmet belgesi, vergi kaydı, şirket yetki belgesi, oda ve birlik kimliğinden biriyle) belgeleyenlerin, sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulacağı açıklanmıştır.

10 Haziran 2020 tarih ve 9138 sayılı Genelge ile 22 Mart 2020’de yürürlüğe giren sokağa çıkma ve ikametten ayrılma kısıtlaması esnetilerek 65 yaş ve üzerindeki bireylere her gün 10.00 ile 20.00 arasında sokağa çıkabilme izni verilmiştir.

24 Haziran 2020’de ise 89780865-153-E.10134 sayılı Genelge ile; turizm sezonunun açılması sebebiyle 65 yaş ve üzeri bireylerin turizm amaçlı seyahatlerine izin verilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvuru formunda otel tatili, yazlık/devremülk, kiralık ev/villa ya da karavan tatili gerekçelerinden biri seçilecek olup, otel tatili için rezervasyon belgelerini, yazlık/devremülk için tapu örneklerini, kiralık ev/villa tatili için ise kira sözleşmelerini, karavan tatili için karavan sahiplik belgeleri ya da kira sözleşmelerini başvuru sırasında sisteme yüklemeleri zorunlu tutulmuştur.

65 yaş ve üzerine getirilen kısıtlamalar ölçüsüz, grup içerisinde de eşitsiz ve tutarsız olmuştur. Uygulamanın sonuçlarını gösteren epidemiyolojik bir rapor yayınlanmamıştır.

Savaş ya da salgın gibi olağan dışı durumlarda devletlerin önlem alabilecekleri, bireylerin de buna uymak zorunda oldukları bilinmektedir. Ancak bu uygulamalarda ön koşul ölçülülük olmasıdır.

COVID-19 pandemisinin başlangıcında, risk grubunda yer aldıkları için 65 yaş ve üzerindeki yurttaşlarımıza sokağa çıkma ve ikametten ayrılma kısıtlaması getirilmesi anlaşılır olmakla birlikte; bu kısıtlamanın çok uzun sürmemesi ve bu grupta yer alan yurttaşlarımızın beden ve ruh sağlıklarının da gözetilmesi gerektiği daha önce birkaç kez TTB tarafından ifade edilmiş ve Sağlık Bakanlığı bu kısıtlamanın olgu ve ölüm sayılarındaki yansımalarını açıklamaya davet edilmişti.

Ne yazık ki Sağlık Bakanlığı bugüne kadar 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımıza getirilen kısıtlamanın, düzenlemelerin yürürlüğe girdiği tarihler itibarıyla ve illere göre sonuçlarını karşılaştırmalı olarak gösteren herhangi bir epidemiyolojik rapor yayınlamamıştır.

Kısıtlamaların esnetilmesinde 65 yaş üzeri yurttaşların beden ve ruh sağlıkları yerine önceliğin turizm vb ekonomik gerekçeler olduğu anlaşılmaktadır.

Yaklaşık iki buçuk ay boyunca süren sokağa çıkma ve ikametten ayrılma kısıtlaması, 65 yaş ve üzerindeki yurttaşlarımız açısından bir ayrımcılığa dönüşmüş, pek çok yurttaşımız hareketsiz kalmış olmak nedeniyle hem beden ve ruh sağlığı sorunları yaşamaya başlamış hem de gündelik işlerini (Bankadan para çekmek, alışveriş yapmak vb.) yapabilmekten ve yakınları/arkadaşları ile zaman geçirebilmekten alıkonmuştur.

Üstelik yapılan düzenlemeler içerisinde de 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımız arasında ayrıcalık oluşturan yaklaşımlar söz konusudur. Örneğin işletme sahibi olması ya da çalışması halinde aynı yaş grubundakilerin sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulması, tıbbi gerekçelerle açıklanması mümkün olmayan bir durumdur ve aynı yaş grubundaki yurttaşlarımızın bir bölümü açısından eşitsizliği daha da arttırmıştır. Benzer biçimde turizm amaçlı seyahatlere izin verilmesiyle ilgili olarak getirilen düzenleme ile65 yaş ve üzeri yurttaşların ücret ödemeksizin yakınlarının ya da arkadaşlarının yazlıklarında tatil yapmak için kısa süreli turistik seyahatlerini olanaksız kılmıştır.

Sağlık, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik durumu” olarak tanımlanmaktadır. 65 yaş üzeri yurttaşlarımıza getirilen ve uzun süren kısıtlamalar ikametten ayrılma ve sokağa çıkma sınırlamasıyla bedensel, yakınları ve arkadaşlarıyla bir araya gelememek nedeniyle ruhsal ve sosyal olarak tam iyilik hallerinin olumsuz etkilenmesine yol açmıştır. Bu dönemdeki gözlemlerimiz başta kas iskelet sistemi ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları olmak üzere, 65 yaş ve üzeri yaştaki hastalarımızın yakınmalarında artış yaşandığını göstermektedir.

Her gün yalnızca 10.00 ile 20.00 saatleri arasında sokağa çıkabilme izni verilmesi tıbben doğru değildir, bilimsel bir temeli yoktur: 20.01-09.59 arası sokağa çıkmanın olumsuz etkileri kanıta dayalı olarak açıklanmalıdır.

Sokağa çıkma ve ikametten ayrılma kısıtlamasının esnetilerek 65 yaş ve üzerindeki yurttaşlarımıza her gün yalnızca 10.00 ile 20.00 saatleri arasında sokağa çıkabilme izni verilmesi de tıbben doğru bir yaklaşım değildir, bilimsel bir temeli yoktur. Söz konusu saatler mevsim ve iklim koşullarıyla da uyuşmamaktadır. Güneş sabahları 6’ya doğru doğmakta, akşam 8’den sonra batmaktadır. 65 yaş üstü bireylere güneşin ve sıcağın etkisinin yoğun olmadığı saatlerde yürüyüş yapmaları önerilmektedir. Kaldı ki 20.01-09.59 saatleri arasında 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımızın sokağa çıkmasının nasıl bir olumsuz etki yaratabileceği konusunda da Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu tarafından yapılmış herhangi bir açıklama yoktur.

Yaşamları her bir insanımız gibi çok değerli olan 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımızın sağlıklarının daha fazla olumsuz etkilenmesini önlemek için, bu gruba yönelik bütün kısıtlamalar ivedi olarak kaldırılmalıdır.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Konu ile ilgili Sağlık Bakanı’na gönderilen yazı için tıklayınız

emek.org.tr