Sağlık

“Şişli Etfal yenilensin, yerinde kalsın” talebiyle etkinlik ve eylemler düzenleyen platform üyeleri,  toplamış oldukları 30.000 halk imzasını bugün Ankara’da Sağlık bakanlığına teslim etti. Şişli Etfal hastanesinin yerinde kalmasını istediklerini açıklayarak ve  kitlesel kamu sağlığı hakkı taleplerinden vazgeçmediklerini vurguladılar.

Dayanışma üyeleri, CHP yetkilileri ve Kılıçdaroğlu, HDP milletvekilleri, TİP başkanı, İyi Parti ve AKP temsilcileriyle görüşerek sorunu dile getirdiler.

Bakanlıklar bölgesinde herhangi bir engellemeyle karşılaşmayan Şişli Etfal Dayanışması üyeleri tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasında,

“Halkın sesine kulak versinler. Hastanemizi elimizden almaya çalışmasınlar. Bu kez bakanlığın önünden sesleniyoruz; görmedik, duymadık, bilmiyoruz demesinler. Hastanenin tekrar yerinde inşa edileceğinin güvencesini versinler” denilirken, Milletvekilleri ve kurum temsilcisi konuşmacılar da Şişli Etfal hastanesinin taşınmasının özel hastanelere açıktan destek olduğunu, Şişli Etfal Dayanışmasının mücadelesinin yanında olduklarını ifade ettiler.

Basın açıklamasının ardından TBMM’ne geçen Şişli Etfal Dayanışması Heyeti, mecliste temsil edilen partilerle bir dizi görüşme yaptı. Konuya ilişkin ayrıntılı bilgiler içeren birer dosya bırakan heyet, Etfal’i yaşatmak, nitelikli, parasız sağlık hakkına kolay erişim imkanını yitirmemek için sürdürdükleri mücadeleye destek istediler.

Şişli Etfal Dayanışması’nın Sağlık Bakanlığı önünde gerçekleştirdiği basın açıklaması, grup üyelerinden Şişlili yurttaşlardan Betül Adatepe ile Tüm Bel-Sen İstanbul 2 Nolu Şube Başkanı ve Şişli Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Nazmi Öztürk tarafından birlikte okundu.

“Bizler bir hak mücadelesi için buradayız. Yaşam hakkımız için buradayız. Sağlığa erişim hakkımız için buradayız. Nitelikli, parasız sağlık hakkımız için buradayız. Devlete anayasal yükümlülüklerini hatırlatmak üzere buradayız. 122 yıldır kuşaktan kuşağa, nesilden nesile yurttaşlara sağlık hizmeti sunan, bölge halkının en büyük sağlık güvencesi olan hastanemize sahip çıkmak için buradayız” sözleriyle amaçlarını vurgulayan platform sözcüleri, şu açıklamada bulundu:

“2. Abdülhamid’in difteriden kaybettiği yedi aylık kızı Hatice Sultan’ın hatırası için vakfettiği, 1899 yılında faaliyete geçen hastanemiz, binalarının depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle ikiye bölünerek, Şişli’den 10-15 kilometre uzaklıktaki iki farklı lokasyona taşındı. Yani, pek çok yurttaşın yürüyerek ya da en fazla tek toplu taşıma aracına binerek kolaylıkla ulaşabildiği hastanemiz artık fiilen yok. Taşınma işlemleri tamamlanmak üzere.

Hastanenin taşındığı yeni lokasyonlara en az iki toplu taşıma aracı kullanarak gidebiliyoruz. Acil durumlarda pek çok insan uzak mesafeler ve yoğun trafik nedeniyle yollarda hayatını kaybedecek. Aktarmalı toplu ulaşımla birlikte, yaşlılar ve engelliler için durum çok daha vahim hale geldi.

Şişli Etfal, sadece köklü tarihiyle değil, üstün tıbbi nitelikleriyle de özellikli, seçkin bir kamu hastanesidir. Tüm branşlarda faaliyet gösteren, tam teşekküllü bir hastanedir. Sağlık alanında kendi ekolünü ve kültürünü yaratmış, uzman doktor, ebe, hemşire, sağlık teknisyeni ve personeli yetiştiren bir okuldur aynı zamanda. Türkiye’nin her yerinden hasta kabul eden bir hastanedir. Şişli Etfal, yaşatılması gereken bir mirastır.

Bu mirasa sahip çıkmak için Şişli Etfal Dayanışması’nı oluşturduk. Yanı başımızdaki hastanemize sahip çıkmak istedik. Sağlığa kolay erişim hakkımıza sahip çıkmak istedik. Hastanemiz yerinde kalsın istedik.

Hastanemizin depreme karşı güçlendirilmesini veya yeniden yapılmasını elbette ki, hepimiz arzu ediyoruz. Ancak, taşınma sonrası hastanenin yeniden aynı yerinde inşa edilip faaliyete devam edeceğine dair herhangi bir açıklama yapılmadı, hâlâ da yapılmıyor. Hastane

Başhekimi, Şişli İlçe Sağlık Müdürü ve İstanbul İl Sağlık Müdürüyle yaptığımız yüz yüze görüşmelerde de Etfal’in geleceğine dair olumlu sözler duyamadık.

600 yataklı Etfal’in butik bir hastaneye dönüştürüleceği veya bir özel hastane zincirine verilmesinin düşünüldüğü veya zengin hastalara hizmet vermek üzere sağlık turizmine yönelik bir hastane yapılacağı gibi farklı proje duyumları geliyor kulağımıza. Elbette bunlar bölge halkı için kabul edilebilir seçenekler değiller. Etfal’in 36.525 metrekarelik iştah kabartan arazisinin farklı amaçlarla, farklı projelerde kullanılma riski de kaygılarımızı artırıyor.

Şişli halkının talebi çok açık ve net. Devletin erişilebilir sağlık hizmeti imkanından mahrum bırakılmak, özel hastanelere mahkum edilmek istemiyoruz. Şişli Etfal yeniden inşa edilsin istiyoruz. Hastalar, sağlık çalışanları ve hasta yakınları için çok daha modern, konforlu ve donanımlı bir hastane haline getirilsin istiyoruz.

Hastanenin, yine tam teşekküllü bir eğitim ve araştırma hastanesi olarak Şişli’de kalacağı açıklansın diyoruz. Yapılacak projenin mahiyetine ve yeniden inşa sürecine ilişkin kamuoyunun bilgilendirilmesini istiyoruz.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya bu kez uzaktan değil hemen yakınından sesleniyoruz.

Halkın elinden hastanesini almaya kalkmayın. Bunun vebali ve sonuçları ağır olur. Ne butik hastane, ne özel hastane, ne sağlık turizmi ne de sağlık dışı bir proje! Hepsini reddediyoruz. Biz 122 yıllık hastanemizin yenilenerek yaşamasını istiyoruz. Lütfen halkın sesine kulak verin. Halkı tatmin edecek bir açıklama yapın. İsterseniz çok sık yaptığınız gibi bir twit de bunun için atın.”

Dayanışma tarafından açıklanan bültende basın açıklamasına katılanlarla ilgili olarak şu bilgi verildi.

Basın açıklamasının ardından sözü alan CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu Şişli Etfal’in İstanbul’un dört büyük ilçesine ve ötesine hizmet ettiğini, toplumun her kesiminden, her siyasi görüşten Şişli Etfal’in yerinde kalması için destek olduğunu hatırlatırken, II. Abdülhamit’in hatırasına gerçek saygının Şişli Etfal’i koruyarak gösterileceğini de vurguladı.

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Şişli Etfal’in deprem odaklı olarak yenilenmesi gerektiğinin bir rant projesine dönüşmemesinin altını çizerken yetkilileri açıklama yapmaya davet etti.

HDP Milletvekili Züleyha Gülüm erişilebilir sağlık hakkını vurgularken, İstanbul’un deprem sorununu hatırlattı, deprem bahanesi ile değerli arazilerin rant alanlarına dönüştürülmeye çalışıldığını, yeniden yapmanın, deprem güvenliğini sağlamanın tasfiye etmek anlamına gelmemesi gerektiğine dikkat çekti.

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi adına konuşan Do. Dr. Deniz Erdoğdu, sağlık alanındaki yıkımın devam ettiğini, kamu yararı olmayan projelere karşı çıktıklarını, amaçlarının herkesin nitelikli sağlık hizmetlerine ücretsiz, katkı payı ödemesi olmadan kolaylıkla erişilebilmesinin sağlanması olduğunu ifade etti.

Sol Parti Başkanlar Kurulu üyesi İlknur Başer sağlık hakkının doğuştan kazanılmış, parasız, eşit, ulaşılabilir bir hizmet olması gerektiğini, sağlık hizmetleri konusunda söz ve karar hakkının halka ve sağlık emekçilerine ait olduğunu hatırlattı.

Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası Eş Genel Başkanı Selma Atabey, COVID mücadelesinde sağlık hakkının öneminin bir kez daha ortaya çıktığını, eşit, ulaşılabilir, nitelikli, anadilde sağlık talebini her zaman dile getirdiklerini hatırlattı.

Devrimci Sağlık İş Sendikası Bölge temsilcisi Özgür Bozkurt, basın açıklamasının Ankara Şehir Hastanesi’nin yakınında yapıldığını, Ankaralılar olarak şehir hastanelerinin tüm olumsuzluklarını yaşamakta olduklarını, şehir hastanelerinin sağlık hakkını sermayeye teslim etmek anlamına geldiğini, sağlık hizmetlerini taşeron şirketlere devredildiğini vurguladı.

Halkevleri İç Anadolu Bölge Temsilcisi Serdar Kibar, konuşmasında halk sağlığının özelleştirilmesine karşı sokak, sokak, kent, kent mücadele etmekte olduklarını ifade etti.

Şişli Etfal Dayanışma grubu sabahleyin geldikleri Ankara’da akşam saatlerine kadar siyasi çevrelerle, emek ve meslek öğütleri temsilcileriyle yoğun görüşmelerden sonra İstanbul’a döndü.

emek.org.tr

 

Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK) ve TTB: “Toplumsal bağışıklığın elde edilmesi, nüfusun çok önemli bir bölümünün aşılanmasını gerektirmektedir.” açıklamasını yaptı.

Düşme eğiliminin sürdüğü ancak korona salgının önemli ölçüde devam ettiği güncel süreçte, önlemlerin gevşetilmesi tartışmaları ve iktidardan gelen bu temeldeki eğilimler kuşku yaratırken, sağlık örgütleri aşılamanın büyük ölçüde gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’de sağlık meslek örgütleri ve tıbbi uzmanlık dernekleri çatı kuruluşu, Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK) ve TTB ortak bir açıklama yayınladı. “Pandeminin ortaya çıkışı yayılımı ve yönetimi ile ilgili uygulanan tutarsız politikaların toplumda güvensizliği tetiklediği gözlemlenmektedir” şeklinde uyarıları da içeren açıklama yaptı.

Yapılan açıklama metni şöyledir:

TTB-UDEK VE UZMANLIK DERNEKLERİ OLARAK ÇAĞRIMIZDIR:

COVID-19 pandemisini yenmenin en etkili yolu dünya çapında yapılacak toplu aşılamadır. COVID-19 için aşıların hızla geliştirilmiş olması son derece önemlidir. Bununla birlikte, aşıların onaylanması ve kullanıma sunulması, içerisinde bulunduğumuz sağlık krizinin hemen sona ereceğinin habercisi değildir. Toplumsal bağışıklığın elde edilmesi, nüfusun çok önemli bir bölümünün aşılanmasını gerektirmektedir.

Milyonlarca insanı mümkün olduğunca hızlı bir şekilde aşılamaya yönelik çabada ülke çapında başarılı olmak için, hem aşılara hem de aşılama çabasından sorumlu kurumlara duyulan güven konusu öncelikli olarak ele alınmalıdır. Aşıların etkinliği ve güvenliği ile ülkede lojistik zorlukların yetkin bir şekilde yönetilme kapasitesi konusunda halk arasında güven kurulmalıdır.

Pandeminin ortaya çıkışı yayılımı ve yönetimi ile ilgili uygulanan tutarsız politikaların toplumda güvensizliği tetiklediği gözlemlenmektedir. Bu durum, pandeminin, bilimin ve kamu politikasının hem anlaşılmasını hem de kabul edilmesini zayıflatan yaygın dezenformasyonu tetiklemiş halk sağlığı önlemlerine uyumun azalmasından aşılanma konusunda tereddütün artmasına ve reddine kadar uzanan sonuçlara yol açmıştır. COVID-19`un dünyanın her yerindeki insanlar için kritik bir halk sağlığı sorunu olduğunu bilinmesine rağmen, aşı olmak konusunda tereddütler devam etmektedir

Aşılara olan güven, aşıdan sorumlu kurumlara duyulan güven ile de tamamlanmalıdır.

Bu nedenle, aşıya ve Sağlık Bakanlığı’nın iletişim kurma ve bir aşı programını başarılı bir şekilde sunma becerisine duyulan güveni arttırmak için;

  • Sağlık bakanlığı; aşıların etkinliği ve güvenliği, bunları sunan kurumların yetkinliği ve güvenilirliği; aşı tedariki, dağıtımı, öncelik verme ve idaresinde hükümet kararlarına ve eylemlerine rehberlik eden ilke ve süreçlerini açık bir biçimde beyan ederek “Aşı Kampanyası (seferberliği)” başlatmalıdır.
  • Bu kampanyada halka ve basına yönelik özel bir iletişim çalışması yapılması aşı kararsızlığı ve dezenformasyonun önlenmesi için özel bir öneme sahip olacaktır. Kullanıcı dostu ve açık kaynak formatlarında aşılama stratejileri, modaliteleri ve başarıları hakkında proaktif olarak zamanında bilgi yayınlamak şeffaf ve tutarlı kamu iletişimini sağlayacaktır.
  • Aşılamanın sağlık sonuçları ilgili veriler ivedilikle, bilimsel standartlara uygun bir şekilde paylaşılmalıdır.
  • Adalet, sosyal uyum ve güveni destekleyen insan davranışının bir özelliğidir. Yaş ve meslek önceliği kalkmalı, öncelikli grup 18-45 yaş arası herkes olmalıdır. Bu sağlanana kadar Sağlık Bakanlığı, halkın beklentilerini yönetmeli ve ülkedeki belirli nüfus gruplarına aşılama için öncelik verilmesinin neden adil olduğunu açıklamalıdır.
  • 450-500 bin olarak görülen Mevcut aşılama kapasitesi Aile Sağlığı Merkezleri’nin ihtiyaçları karşılanarak ve özel hastanelerin katılımıyla 1 milyon seviyesine çıkarılmalı, sağlık merkezlerine erişimi güç vatandaşlarımız için aşılanma olanakları yaratılmalıdır.
  • Bu süreçte görev alacak tüm sağlık çalışanlarının emek ve özverilerinin görünür kılınması ve motivasyonlarını yüksek tutacak çalışmalar yapılmalıdır

Türkiye’de tıp alanında uzmanlık eğitimi veren ve tıbbi alanların uzmanlık derneklerinin çatı kuruluşu Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK) ve üye dernekler, COVİD-19 pandemisinden korunmada yararlı ve etkili olduğu bilinen aşılar ile bağışıklama hizmetlerini kuvvetle desteklemektedir.

Adli Tıp Uzmanları Derneği

Çocuk Romatoloji Derneği

Çocuk Nefroloji Derneği

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği

İşyeri Hekimleri Derneği

Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği

Türk Biyokimya Derneği 

Türk Cerrahi Derneği

Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği

Türk El ve Üst Ekstremite Cerrahisi Derneği

Türk Fizyolojik Bilimler Derneği

Türk İmmunoloji Derneği

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği

Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti

Türk Nöroloji Derneği

Türk Oftalmoloji Derneği

Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği

Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği

Türk Radyoloji Derneği

Türk Toraks Derneği

Türkiye Biyoetik Derneği

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği

Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği

Türkiye Psikiyatri Derneği

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği

 

Emek.org.tr

 

TTB twitter hesabından yaptığı açıklamada, etkili olmayan klorokin ilacının endişe yaratmasına rağmen neden COVİD-19 pozitif vakalarında kullanıldığını sordu.

Dün yapılan açıklama şöyle:

TürkTabipleriBirliği  @ttborgtr

“Sağlık Bakanlığına soruyoruz: COVİD-19’a karşı etkili olmadığı ve güvenliği ile ilgili endişe uyandıran verilerin ortaya çıktığı klorokin ilacını neden halen pozitif ve şüpheli vakalara veriyorsunuz? Pandemi ile mücadele akılcı bilimsel yöntemlerle olmalıdır.”

Bakanlıktan ise henüz bir açıklama yok!

emek.org.tr

SAĞLIK EMEKÇİLERİ, ÖLÜMÜN ÖNÜNDE YAŞAMLARINI HİÇE SAYARAK HALK SAĞLIĞI İÇİN MÜCADELE VERİYORLAR. TÜM SAĞLIK EMEKÇİLERİMİZİ VE BU MÜCADELEDE KAYBETTİKLERİMİZİ SAYGIYLA ANIYORUZ.

 

EMEK.ORG.TR

Sağlık sektöründeki emek ve meslek örgütleri, koronavirüs salgınıyla mücadele için durum değerlendirmesi yaparak ortaklaştıkları 12 maddelik  öneri açıkladı.

4 hafta süreyle temel ihtiyaçları karşılama dışında tüm faaliyetlerin durdurulması istenirken, katılımcı yapı esas alınarak demokratik “sindemi kurulu” oluşturulması önerildi.

Dün yapılan açıklamada “Sindemi mücadelesi demokratikleşmelidir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıkların da içinde olduğu sağlık alanındaki emek meslek örgütleri temsilcileri ve siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu yeni ‘bağımsız’ bir sindemi kurulu oluşturulmalıdır.” Denildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Devrimci Sağlık-İş Sendikası (Dev Sağlık-İş), Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) ve Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) koronavirüs salgınına yönelik alınması gereken önlemlere dair açıklama yaptı.

“ADI KONULMADAN SÜRDÜRÜLEN SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI…”

Dünyanın büyük çoğunluğunda ve Türkiye’de sürü bağışıklığı stratejisi uygulandığı belirtilen açıklamada:

“Toplumun önemli bir bölümü özellikle de yoksullar-ezilenler, göçmenler “sürü bağışıklığı”na terk edilmiştir. Ancak doğal bağışıklığın çok kısa süreli olduğu anlaşılmıştır ve bu da sürü bağışıklığının bilimsel hiçbir karşılığının olmadığını göstermektedir. Yani yoksullar-ezilenler, göçmenler için sürü bağışıklığına terk edilme dolaylı ölüme terk edilme anlamını taşıyabilmektedir.”

“EMEKÇİLERİN KISA SÜREDE AŞIYA ULAŞMASI İMKANSIZ GÖRÜNMEKTEDİR”

“Pandemiyi bitireceği müjdelenen aşı haberleri ile toplum büyük bir beklenti içine sokulmuştur. Buna karşın dünya nüfusunun %14’ünü oluşturan merkez kapitalist ülkeler üretime başlandığı söylenen aşının çok büyük bir kısmını sipariş etmiş durumdadırlar. Dünya nüfusunun önemli bir kısmı ve emekçilerin kısa süre içinde aşıya ulaşması imkansız görünmektedir. Pandeminin etkisini sınıfsal göstermesi, beklentiye dönen aşı uygulamaları ile birlikte sınıfsal gerçekliği tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor, sağlığın sosyal belirleyicileri ile birlikte düşünüldüğünde 1+1’in 2’den büyük bir etkiye sahip olması nedeniyle bir sindemiden söz etme zorunluluğu ortaya çıkıyor.”

“PANDEMİ KONTROL ALTINA ALINSA BİLE PANDEMİYİ YARATAN KOŞULLAR DEĞİŞMEYECEK”

“Geliştirilmesi muhtemel bir aşıyla kontrol altına alınacak olan Covid-19 pandemisidir, aşı ile hedeflenen “toplum bağışıklığı” sadece bu enfeksiyon hastalığına özgüdür. Toplum bağışıklığı “toplumsal sağlık” değildir. Pandemiyi ortaya çıkartan koşullarda hiç bir iyileştirme yapılmaması nedeniyle yeni pandemilerle karşılaşacağımıza şüphe yoktur. Dahası pandemiyi ortaya çıkartan kök nedenler arasında sıralanan ekolojik tahribat, yaban hayatına müdahale, kontrolsüz kentleşme gibi sorunlar kapitalizmin kâr hırsının dizginsizliği ve çalışma rejimindeki derinleşen sömürü ilişkileri nedeniyle büyük bir hızla artarak devam etmektedir. Sağlıksızlığı yaratan bu koşulların yeni salgınlarla birlikte bulaşıcı olmayan hastalıklar (kalp-damar hastalıkları, kanserler, KOAH ve astım başta olmak üzere solunum sistemi hastalıkları, Alzheimer ve diğer sinir sistemi hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, genetik hastalıklar vb.) sindemilerine de (iki ya da daha fazla hastalığın veya durumun birbiriyle sinerji içinde etkileşip hastalık yükünün aşırı artması) davet çıkarttığı gerçeği emekçi sınıfların gündemi olmalıdır. Toplumsal sağlık için tıbbi çözümlerin yeterli olmadığı, antikapitalist bir hattın gerekliliği daha net anlaşılmaktadır. Bu nedenle küresel bir olay olan pandemilerle mücadele küresel düzeyde, antikapitalist perspektifte olmak zorundadır.”

Küresel düzeyde acil (kısa vadede) yapılması gerekenler şunlardır:

Tüm toplum kesimlerinin fiziksel mesafe, hijyen, beslenme, dinlenme, sağlıklı ortamlarda fiziksel aktivite vb.  bulaşı engelleyecek ve bağışıklığı güçlendirecek önlemleri almasına yönelik barınma, gıda temini, sağlıklı çevre, ulaşım, haberleşme, sağlıklı çalışma koşullarını önüne koyan sosyal adaleti öngören radikal düzenlemelere gidilmelidir.

Toplum bağışıklığı hedefli üretilecek aşılar tüm dünya vatandaşlarına eşit, ayrımsız ve ücretsiz sağlanmalıdır. Aşı dağıtımında riskli kişiler, topluluklar, ülkeler önceliklenmelidir. Aşı dağıtımı uluslararası sağlık emek ve meslek örgütlerinin katılımı ve DSÖ denetiminde gerçekleştirilmelidir.

Aşı üretimi ve yaygınlaştırılması gerçekleşinceye ve pandemi sonlanıncaya kadar uluslararası seyahatlerde uygulanması gereken standart tedbirler geliştirilmeli ve her ülkenin buna uyması zorunlu hale getirilmelidir.

Bütün ülkeler yeni pandemilerin ortaya çıkmaması için doğa ile uyumlu bir yaşamın oluşmasına katkı sunacak adımlar atmalıdır.

“ÇALIŞANLARIN ÖRGÜTLÜ OLDUĞU YAPILARA KULAK VERİLMELİ”

Türkiye açısından yapılması gerekenler:

“Ülkede birçok alanda yaşanan kriz karşı karşıya olduğumuz sindeminin tetiklediği sağlık kriziyle birlikte daha da derinleşmiştir. Bu krizi aşmanın temel yolu alanda çalışanların örgütlü olduğu yapıların sesine kulak vermekten geçmektedir. Sağlık özelinde koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği, sağlıktaki piyasalaşmanın son bulduğu toplumcu bir sağlık sistemi inşa edilmelidir. Bu gerçekleşinceye kadar sindemi ile mücadelede başarılı olmak için aşağıdaki tedbirler alınabilir.”

Sindemi mücadelesi demokratikleşmelidir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıkların da içinde olduğu sağlık alanındaki emek meslek örgütleri temsilcileri ve siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu yeni ‘bağımsız’ bir sindemi kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurulun alacağı kararlar toplum ile en kısa sürede tüm ayrıntıları ile paylaşılmalıdır.

Aynı kurulun izdüşümü olarak her ilde sindemi kurulları oluşturulmalıdır. Bu kurullarda o yerelde bulunan DKÖ’ler, STK’lar, muhtarlar, kanaat önderleri yer almalı ve bu şekilde toplumun karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalıdır. Yerele dair her türlü kararlaştırmalarda bu kurul etkili olmalıdır.”

12 maddelik öneri:

1-4 hafta boyunca ülkeye giriş çıkışlarda çok sıkı tedbirler uygulanmalıdır.

2-4 hafta boyunca sağlık, belediye temizlik ve gıda satışı dışındaki tüm faaliyetler durdurulmalıdır.

3-Güvenlik adına yürütülecek faaliyetler cezalandırıcı bir perspektifle değil sosyal hizmetler ve destek kapsamında yerel yönetimlerin de katılımıyla yürütülmeli, başta sindemide belirlenen kuralların denetimi, özellikle ev içinde başta kadın ve çocuklara yönelik olmak üzere şiddet, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumaya yönelik tedbirlerle sınırlı olmalıdır.

4-Kamuda çalışan işçi memur vb tüm çalışanların maaşı kesintisiz ödenmelidir. Gündelik işlerde ve özelde güvencesiz çalışan ve yoksulların tamamına 1 aylık ihtiyacını karşılayacak (en az 5000 TL) mali destek kamu bütçesinden karşılanmalı, esnafa bir aylık kira bedeli ve geçim giderleri desteği (en az 5000 TL) verilmelidir.

5-Sağlık personeline nitelikli kişisel koruyucu donanım eksiksiz sağlanmalıdır. Sindemi ile mücadelede sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri ile bakanlık kolektif çalışmalıdır. Sağlık alanındaki personel açığının güvenceli kadrolu istihdamı ile kapatılmasına yönelik planlama yapılmalı, 4C, 4B gibi güvencesiz kadrolarda çalışan personelin güvenceli kadroya geçmesi sağlanmalı, haklarında kesin yargı kararı bulunmayan ihraç tüm sağlık emekçileri göreve başlatılmalıdır.

6-Yüksek enfeksiyon riski ve aşırı iş yükü altında çalışan sağlık çalışanlarının sahada yaşadıkları şiddet, mobbing, adaletsiz ek ödemeler, belirti göstermelerine rağmen çalıştırılmaları, Covid-19 testi yaptırmalarının engellenmesi, hamile ve kronik hastalığı olmasına rağmen çalıştırılmaları vb. sorunların giderilmesine yönelik ivedilikle planlamalar yapıp girişimlerde bulunulmalıdır.

7-Belediye temizlik işçileri, gıda tedarikçileri, güvenlik güçleri gibi çalışması zorunlu olan kesimlere kamu ve çalıştırmaya devam eden firmalarca nitelikli koruyucu donanım sağlanmalıdır.

8-Vatandaşların zorunlu harcamalarının (su, elektrik, ısınma, vb.) faturaları devlet tarafından ödenmeli, kredi borçları vb. ertelenmelidir.

9-Farkındalık yaratmaya yönelik sosyal medya, TV, gazete vb gibi araçlarla bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır. Meclis’te bulunan tüm partiler ile hükümet koordineli çalışmalıdır. Yerellerde DKÖ, STK’lar, muhtarlar, mahalle meclisleri vb gibi toplumun örgütlü kurumları ile resmî kurumlar eşgüdüm içinde çalışmalıdır.

10-Kalabalık ve yoksul aileler içerisinde hastalığa yakalananların tedavilerinin ve izolasyon süresi boyunca konaklamalarının kamuya ait ya da kamunun finansmanını sağlayacağı ayrı mekanlarda gerçekleştirilmesi, izolasyonda kalmak zorunda olanlara bakım verilmesi sağlanmalıdır.

11-Covid-19 nedeniyle enfekte olan ve hayatını kaybeden insanlarımızın ve sağlık çalışanlarının sayısı dahil tüm veriler, yapılanlar, eksiklikler şeffaflıkla toplumla paylaşılmalıdır.

12-Bir aylık sürenin sonrasında sindeminin boyutu yeniden gözden geçirilerek hareket edilmelidir. Salgın tüm dünyada kontrol altına alınıncaya kadar yurtdışı giriş ve çıkışlarda tedbirler (test yapma, 14 gün izolasyon vb) sürdürülmelidir.

(Türk Tabipleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık-İş Sendikası, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği.)

emek.org.tr

 

TTB izleme kurulunda, ekonomik-sosyal destekli kısıtlamaların bir an önce kararlaştırılması gerektiğini söylenirken yaşa dayalı ayrımcılığın sağlık sorunlarına etkilerini vurgulandı.

COVID-19 un, sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanımlanması yönündeki talep bir kez daha dile getirildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) COVID-19 İzleme Kurulu, 8 aylık süreci kapsayan değerlendirme raporunu, 11 Kasım 2020 tarihinde çevrimiçi düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

TTB’nin Youtube ve Periscope kanallarından canlı yayımlanan basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. İbrahim Akkurt ile TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Kayıhan Pala, Prof. Dr. Özlem Kurt Azap, Doç. Dr. Cahit Işık Yavuz ve Aslı Odman katıldı.

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, bir yandan aşı çalışmaları ile ilgili olumlu gelişmeler yaşanırken diğer yandan bu aşının sadece mutlu bir azınlığa ulaşabileceğinin tartışıldığını belirtti. Yoğun bakım servislerinde yer kalmadığı ve salgınla mücadelenin tedavi edici hekimlikle sınırlandığı günlerden geçildiğini ifade eden Korur Fincancı, tedbir amaçlı hızla alınması gereken önlemlerin sosyal devlet ilkesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nun hazırladığı “8. Ay Değerlendirme Raporu”nu ise Prof. Dr. İbrahim Akkurt sundu. Dünyada ve Türkiye’de COVID-19’a ilişkin güncel vaka ve ölüm sayılarını aktararak sunumuna başlayan Akkurt, Türkiye’deki gerçek durumun resmi verilerle halen görülemediğine dikkat çekti. “Turkuvaz tablo ile saha ciddi biçimde çelişmekte” diyen Akkurt, test sayısının kaç kişiye test yapıldığı bilgisini barındırmadığını, sağlık çalışanları başta olmak üzere risk gruplarının öncelikli ele alınmadığını, hasta sayısının hastaneye yatan kişileri mi yoksa PCR testi pozitif olanları mı gösterdiğinin bilinemediğini, ortalama temas süresinin ve filyasyon oranının gerçekle bağdaşmadığını ifade etti.

23 ilden elde edilen verilere göre 20 binin üzerinde vaka sayısının tespit edildiği ve COVID-19’un özellikle emekçi kesim için dramatik sonuçlara yol açtığını dile getirilerek TTB’nin talepleri şöyle sıralandı:

  • COVID-19 sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanımlanmalıdır.
  • İşyerlerinde başta üretim alanları olmak üzere ulaşım, beslenme, barınma gibi tüm alanlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmalıdır.
  • Kronik hastalığı olan ve belli bir yaşın üzerindeki tüm işçiler bu süreçte idari-ücretli izne çıkarılmalıdır.
  • İşten atmalar yasaklanmalı ve 1168 TL değil tam ücret ödenmelidir.
  • Çalışma saatleri, ücretlerde kesintiye gitmeden azaltılmalıdır.
  • İşçilere ücretsiz-yaygın testler yapılmalı, vakaların arttığı işyerlerinde üretime ara verilmelidir.
  • Evden çalışan işçilerin çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş için yaptıkları harcamalar karşılanmalıdır.

Pandemi sürecinde 1 milyon 60 bin sağlık çalışanının mücadele içinde olduğunu, bakanın ise sağlık çalışanlarına ilişkin verileri paylaşmadığını kaydeden Akkurt, COVID-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılmasına dönük 7 maddelik yasa tasarısı önerisini sundu.

TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nun 8. Ay Değerlendirme Raporu için tıklayınız.

 

emek.org.tr

 

İSTANBUL TABİP ODASI-Yönetim Kurulu, dün yaptığı açıklamada Sağlık bakanlığı ve AKP iktidarının yürüttüğü Corona salgını mücadelesinde başarısız olduğunu, izlenen “salgın politikasının iflas ettiği” ve açıklanan verilerin de gerçeği yansıtmadığını belirtti.

“Türkiye’de COVİD-19 Pandemisi bütün şiddetiyle devam ediyor” ve bu durumda “Maske-Mesafe-Hijyen” tekerlemesiyle pandemiyle başa çıkılamayacağı” uyarısıyla yapılan açıklama, çok önemli konuları, eleştirileri ve önerileri içeriyor.

1-Sağlık bakanlığının açıkladığı salgın verileri gerçek değil.

İTO açıklamasında bu konuda şöyle deniliyor:

“Sağlık Bakanlığı’nın hangi kriterlere göre belirlendiği bile meçhul olan kriterlerine göre ölüm sayısı 9 Kasım 2020 itibarıyla 10.972’ye ulaştı. Oysa, Türk Tabipleri Birliği’nin Türkiye nüfusunun % 36,5’ini temsil eden 11 ilin 1 Ocak-31 Ağustos 2020 tarihleri arasındaki belediye e-devlet ölüm verileri, TÜİK’in aynı döneme ait 2015-2019 verileri ile karşılaştırarak yaptığı hesaplama son 5 yılın ortalamasına oranla 2020’nin ilk 8 ayında 10.950 fazladan ölüm olduğunu ortaya koydu. (https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=6f220482-190a-11eb-904e-d1ba31c64d30)

Keza, Sağlık Bakanlığı’nın son “COVID-19 Haftalık Durum Raporu”nda İstanbul’da 25.10.2020 günü dahil olmak üzere COVİD-19’a bağlı toplam ölüm sayısı 3.253 olarak gösteriliyor. Oysa Bilim Akademisi’nin platformu sarkac.org’ta 09.11.2020 tarihinde yayınlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verilerine dayanarak yapılan çalışmaya göre 12 Mart-4 Kasım 2020 tarihleri arasında İstanbul’da 2015-2019 ortalamasına kıyasla toplam 8.456 ek ölüm gerçekleşti. (https://sarkac.org/2020/11/istanbulda-haftalik-vefat-sayilari/)

COVİD-19 pandemisi sürecinde gerçek vefat sayılarının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının yaklaşık üç katı olduğunu biliyoruz. En ağır bedeli ise Sağlık Bakanı’nın daha salgının başlangıcında “Türkiye’nin Wuhan’ı” olarak tanımladığı, bugün ise Wuhan’ı geride bırakmış olan İstanbul ödüyor.”

2-İstanbul’da hastaneler çok yetersiz, özel hastaneler ek ücretlerle hasta kabul ediyor ve diğer hastalar sağlık hizmeti alamaz noktasında.

İTO yönetim Kurulu “İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızdan topladığımız bilgiler ve sahadaki gözlemlerimiz durumun nasıl bir vahamet kesbettiğini gösterdiğini” vurguluyor.

“İstanbul’un sağlık kurumları S. O. S. veriyor ve durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor.” Diyerek olayın ulaştığı boyutu işaret eden İTO, hastanelerin durumunu da şöyle açıklıyor:

“Ambulanslar COVİD-19 hastalarını taşımaya yetişemiyor, hastalar saatlerce sedyelerde bekletiliyor. Hastanelerde mevcut servisler yetmiyor, her gün yeni yeni COVİD-19 servisleri açılıyor. Servise yatması gereken birçok hasta yeterli yatak olmadığı için acillerde tutuluyor. Yoğun bakımda yatması gereken birçok hasta acillerde ya da servislerde bekletilip yoğun bakım yataklarının “boşalması” bekleniyor. Sadece COVİD-19 hastaları değil, diğer hastalar da servis, yatak, yoğun bakım sıkıntısı yüzünden sağlık hizmeti alamıyor. Kamu hastaneleri ihtiyaca cevap veremediği için devreye sokulan özel hastaneler COVİD-19 hastalarını ancak ek ücretler karşılığında kabul ediyor. Bütünüyle İlçe Sağlık Müdürlükleri’nin üzerine yıkılmış olan filyasyon çalışmaları vakaların ancak çok az bir bölümüne yetişebiliyor.”

“AKP rejiminin salgın politikası bütünüyle iflas etti* sözleriyle de izlenen politikanın çöktüğü belirtilen açıklamada İstanbul için acil önlemler alınması istendi. Önerilen önlemler ise şöyle sıralandı:

3- İSTANBUL İÇİN ACİL “KAPANMA” ZAMANI!

Salgının kontrol altına alınabilmesi, ölümlerin durdurulabilmesi için derhal alınması gereken

7 ACİL TEDBİR:

  • İstanbul’un sağlık altyapısının bu gidişe dayanabilmesi mümkün görünmemektedir. Başta şehre giriş-çıkış kısıtlaması, en az SARS-CoV-2’nin kuluçka süresi olan 14 güne kadar toplumsal hareketliliğin azaltılması/sokağa çıkma kısıtlaması, temel/zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması olmak üzere virüsün yayılmasını azaltacak/durduracak önlemler hızla hayata geçirilmelidir.
  • Salgınla mücadele hastanelerde değil, sahada kazanılır. Etkin bir filyasyon çalışması için birinci basamak sağlık hizmetlerindeki Aile Hekimliği-İlçe Sağlık Müdürlüğü ikiliği kaldırılmalı, Aile Sağlığı Merkezleri hızla bölge tabanlı olarak organize edilmelidir.
  • Salgının kontrol altına alınamamasının sorumluluğunu vatandaşlara yıkıp sadece “Maske-Mesafe-Hijyen” tekerlemesiyle pandemiyle başa çıkılamaz. Yapılması gereken, Dünya Sağlık Örgütü’nün başından beri önerdiği gibi çok sayıda test yaparak hastalık tanısı konanlara katı bir izolasyon uygulamak, evde izolasyon koşullarının sağlanamadığı durumlarda yerel yönetimlerle de işbirliği yaparak barınma olanakları sağlamaktır.
  • Pandeminin bütün insanlığı tehdit ettiği koşullarda sağlık piyasanın vahşi koşullarına terk edilemez, özel hastanelerin COVİD-19 hastalarından para talep etmesine hiçbir şekilde göz yumulamaz. Kamu sağlık kurumlarının ihtiyaca cevap veremediği her durumda özel hastaneler Sağlık Bakanlığı’nın kontrolüne geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.
  • COVİD-19 dışı hastaların aylardır ertelemek zorunda kaldıkları sağlık hizmeti ihtiyacı daha fazla bekletilemez. Bölge ve nüfus özellikleri dikkate alınarak “pandemi dışı hastaneler” belirlenmeli ve ilan edilmelidir.
  • Salgın mücadelesi ancak yüksek motivasyonlu ve yeterli sayıda sağlık çalışanlarıyla kazanılabilir. COVİD-19 pandemisinin oluşturduğu istihdam ihtiyacı göz önüne alınarak KHK ile ihraç edilmiş ve ataması yapılmayan hekimler/sağlık çalışanları acilen göreve başlatılmalı; aylardır pandemi mücadelesi nedeniyle yorgun düşmüş sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları hızla düzeltilmelidir.
  • Türkiye’de salgının sekiz aydır kontrol altına alınamamasının sorumluluğu kuşkusuz onbinlerce yurttaşımızın hayatına malolan pandemi sürecinden başarı hikayesi çıkarmaya çalışan AKP zihniyeti Eksik, yanlış, tutarsız uygulamalara son verilmeli, acilen aklın ve bilimin ışığında açık, şeffaf, güvenilir, toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık yeni bir salgın politikası oluşturulmalıdır.

Gelinen vahim durum göstermektedir ki; Türkiye’de salgınla mücadelenin ön koşulu bu zihniyetle mücadeleden geçmektedir.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.   İSTANBUL TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

emek.org.tr

 

 

Corona salgını artarken AKP iktidarı hastalığa yönelik önlemler alma yerine, sağlık emekçilerinin haklarına yönelik yasaklar getirdi.

Sağlık Bakanlığını “ pandemiyi kontrol altına almayı dahi beceremeyen” şeklinde niteleyen İTO, yaptığı açıklamada yasakları protesto ederek “sağlık personelinin göstermiş olduğu özverili çalışmaya karşılık çalışma koşullarını düzeltme, özlük ve ekonomik haklarını gözetme, teşvik ve ödüllendirme yerine adeta cezalandırma tarzında bu yasaklamaları kabul etmek mümkün değildir. Her türlü risk altında, özveriyle çalışan, bu süreçte hastalanan ve ölerek tükenen hekim ve sağlık çalışanlarına karşı gerekli hürmeti ve saygıyı göstermeden dayatılan bu önlemler kabul edilemez.” Dedi.

İstanbul Tabip Odasının yasaklara ilişkin yaptığı açıklama şöyle:

İZİN, İSTİFA, EMEKLİLİK HAKLARIMIZI YASAKLAYACAĞINIZA

HEKİM/SAĞLIKÇI KIYIMINI DURDURUN

COVİD-19 pandemisi başta İstanbul olmak üzere tüm yurtta toplum sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Bu mücadelede başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanları gerek salgını önlemede gerekse tedavici edici hizmetlerde en önemli güçtür.

Salgının başlangıcından bu yana verileri gizleyen, topluma yanlış bilgiler veren, salgın yokmuş gibi hayatı doğal akışına bırakan, pandemiyi kontrol altına almayı dahi beceremeyen Sağlık Bakanlığı dün “çare”yi buldu: Yayınladığı genelgeyle sağlık çalışanlarının izin, istifa ve emeklilik haklarını yasakladı.

Tedavi hizmetlerinde artan talebi karşılamak için sağlık personelinin göstermiş olduğu özverili çalışmaya karşılık çalışma koşullarını düzeltme, özlük ve ekonomik haklarını gözetme, teşvik ve ödüllendirme yerine adeta cezalandırma tarzında bu yasaklamaları kabul etmek mümkün değildir. Her türlü risk altında, özveriyle çalışan, bu süreçte hastalanan ve ölerek tükenen hekim ve sağlık çalışanlarına karşı gerekli hürmeti ve saygıyı göstermeden dayatılan bu önlemler kabul edilemez.

Salgının etkisini ve hastanelere binen yükü azaltmak, bulaşı engellemek amacıyla bir an önce toplumsal hareketliliği kısıtlayacak önlemler alınmalıdır. İl pandemi/hıffızsıhha kurullarında  sağlık çalışanlarının temsilcisi olan sağlık meslek örgütleri ve sendikalar, yerel yönetim temsilcileri yer almalıdır. Salgına ilişkin tüm veriler kamuoyu ile açıklıkla paylaşılmalıdır. Süreci bilimsel bir kurul yönetmeli ve sorumluluğu üstlenmelidir. Hekimler ve sağlık çalışanlarına eşitsizliğe, adaletsizliğe yol açmadan tüm özlük/ekonomik hakları verilmeli, teşvikler açıklanmalıdır. Bulaş riskini azaltacak önlemler hızla alınmalıdır.

Biz hekimler, sağlık çalışanları salgının başladığı günden bu yana olağanüstü koşullarda, fedakarca çalışıyoruz. On binlercemiz bu nedenle hastalandı; on yedisi İstanbul’dan olmak üzere elli iki hekim, toplam yüz yirmi beş sağlık çalışanı kötü yönetim ve kötü çalışma koşulları yüzünden hayatını kaybetti.

İzin istifa emeklilik haklarımızı yasaklayacağınıza hekim/sağlıkçı kıyımını durdurun!

İSTANBUL TABİP ODASI –  YÖNETİM KURULU

 

Emek.org.tr

 

 

Doktorlar sokakta… İstanbul Tabip Odası (İTO), bugün yapacağı yürüyüş ve basın açıklamasıyla, COVID-19 Salgınında AKP iktidarının politikasındaki yanlışlara dikkat çekerek kurumsal değerlendirmelerini paylaşıyor. “Yönetemiyorsunuz! Ölüyor, Tükeniyoruz!” vurgusuyla düzenlenecek olan eylemin daha sonra devam edeceği açıklandı.

Bugün 12.30’da İstanbul Tıp Fakültesi önünden başlayıp Haseki EAH Poliklinikler binası yönündeki eylem açıklaması şöyledir.

Değerli Meslektaşlarımız,

Sadece hekimler ve sağlık çalışanları değil, babalarımız, annelerimiz, kardeşlerimiz ölüyor. Daha çok olduğunu bildiğimiz ama resmi olarak açıklanan rakamlarla dahi her gün 50 yurttaşımız, önlenebilir bir hastalık olan COVID-19’dan hayatını kaybediyor.

COVID-19 Salgın sürecinin bilimsel yöntem, şeffaf veri ve ilgili tüm kesimlerin katılımı ile etkin ve koordineli bir anlayışla yönetilmesini istiyoruz. COVID-19 salgın sürecinin bugüne kadar olan yönetiliş biçimini yetersiz ve kaygı verici buluyoruz.

COVID-19 salgınında gelinen durumu, kaygı, talep ve beklentilerimizi ifade etmek, hekimler ve sağlık çalışanlarının bu süreçte tükenme noktasına geldiğini bir kez daha dile getirmek üzere bir dizi etkinlik gerçekleştireceğiz. Türk Tabipleri Birliği’nin çağrısıyla tüm ülkede yapılacak etkinliklerle ilgili İstanbul programı kapsamında aşağıdaki eylem programı tasarlanmıştır.

Siyah Kurdele takıyoruz

Covid-19 kaynaklı ölümlere ve artan hasta sayısına dikkat çekmek, yitirdiğimiz yurttaşlarımızın ve sağlık çalışanlarının anısına saygı amacıyla 14-18 Eylül 2020 haftasında tüm sağlık kurumlarında siyah kurdele takarak çalışacağız.

“Yönetemiyorsunuz! Ölüyor Tükeniyoruz!” çağrısıyla temsili yürüyüş

15 Eylül 2020, Salı, 12.30’da İstanbul Tıp Fakültesi önünden başlayıp Haseki EAH Poliklinikler binası önünde son bulacak temsili yürüyüşte maske, siperlik, koruyucu tulumlarımızı giyerek hekimler ve sağlık çalışanlarının omuzlarındaki ağır yükü, tükenmişliği vurgulayacağız.

Hastanelerde saygı duruşu, anma etkinlikleri

Başta sağlıkçı ölümleri olmak üzere COVID-19 kaynaklı ölümlere ve artan hasta sayısına dikkat çekmek ve yitirdiğimiz meslektaşlarımızın, sağlık çalışanlarının ve yurttaşlarımızın anısına saygı gereği; 17 Eylül 2020, Perşembe günü 12.30-13.30 arasında 1 dakikalık saygı duruşu ve anma etkinlikleri gerçekleştireceğiz.

Suçu vatandaşa, yükü hekimlere ve sağlık çalışanlarına yıkanlara tarihsel sorumluluklarını yılmadan, her gün hatırlatmaya devam edeceğiz.

Saygılarımızla,

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu

emek.org.tr.

Corona salgınında kitlesel hareketlilik kısıtlanması ve denetlenmesi yapılmadığı için vakalar ve can kayıpları artmaya başladı.

Alınması gereken önlemler sürekli gündemde. Aşağıda izleyicilerimiz için yararlı olacağına inandığımız, Prof. Dr. Ahmet SALTIK tarafından yayınlanan Dr. Mahmut Yaman yazısının yayınlıyoruz.

GENEL DURUMA BİR BAKIŞ – Dr. Mahmut YAMAN

Gördük ki, bizimki de içinde olmak üzere ülkeler böyle bir salgın için hazırlıklı değilmiş. Her ülke kendisine uygun gördüğü uygulamalarla salgına karşı mücadele etmeye çalışıyor. Ülkelerarası işbirliğine yönelik adımlar tam anlamıyla atılamadı. Oysa bunun derece zorunlu olduğunu düşünüyorum. Şu anda her ülke salgın sürecinde farklı noktalara geldi. Ama salgın dünya genelinde bütün hızıyla sürmekte ve daha ne denli süreceği de belirsiz.

Sürecin ülkemizde doğru yönetilemediğini düşünüyorum ve üzülüyorum.

Kısa süre sonra okullar açılacak, tatilciler dönecek. Kim hasta, kim taşıyıcı bilmiyoruz. Şu ana dek açıklanan tablonun daha da kötüleşeceğini söylemek falcılık sayılmaz. Sürekli gizlilik politikası uygulandı ve uygulanıyor. Oysa tam saydamlık gerekir. Çünkü sağlık herkesin hakkı.

Hastalığın herkese bulaştığını hayal edelim ve %2 dolayında öldürücü olduğu gerçeğinden yola çıkarak bir hesap yapalım. Kaç kişi yaşamını yitirmeye aday, hesabını siz yapın.

Bu virüse karşı etkili bir ilaç yok! Tedavi amaçlı kullanılan ….ovir/….avir ve benzeri şekilde son heceyle biten adlı ilaçların ne derece etkili olduğu tartışmaya çok açık. Uygulanan tedaviler, yalnızca hastalığın belirtilerine yönelik genel destek tedavisinden öteye gitmemekte.

Etkili bir aşısı yok! Aşı ve ilaç çalışmaları da değişik ülkelerde sürüyor. Gözardı edilmemesi gereken en temel nokta gerek aşı gerek ilaç bulma çalışmalarının kendine özgü süreçleri vardır. Bu süreçlere uymadan geliştirilen aşıların/ilaçların uygulanması sonucunda ilerde hangi sorunlara yol açacağı ciddi biçimde dikkate alınmalıdır. 1957-61 arasında yaşanan “thalidomid faciasının” bir benzerini, hatta daha kötüsünü yaşayıp yaşamayacağımızın bir güvencesi yok.

Konunun uzmanı olmayan kişiler sürekli TV ekranlarında boy göstererek yalan – yanlış bilgilerle karşımıza çıkıyor ve halkın bilinçlenmesinin önünde engel olacak biçimde umut pompalamaya çalışıyorlar. Sonu; sokaklar, toplu bulunulan yerler ve gerçekte her yer korunmasız insan kalabalıklarıyla dolup taşıyor.

Kimi kendini bilmezler/fırsatçılar reyting ve çıkar amaçlı olarak medya araçlarından uluorta paylaşımlar yaparak sürece olumsuz etki ediyorlar. Bu konuda örnekler daha da çoğaltılabilir. Çözüm önerilerine geçmeden, maske konusuna değinmek istiyorum.

Salgın sürecinde kullanılması önerilen maskeleri 2 kümeye ayırmalıyız;

1-Salgın mücadelesinde rolü olan kişilerin kullanması gerekenler.

2-Vatandaşların kullanması gerekenler.

  1. Küme maskeler belirli standartlara uygun olmalıdır. Bu standartlar yetkili birimlerce belirlenmiştir ve bu maskelerin ilgili standartlara uygunluğunu test eden laboratuvarlar kurulmuştur. Bu maskelerden ABD standartlarına uygun olanlar; N95 veya N100 maskelerdir. Avrupa standartlarına uygun olanlar ise FFP3 tipi maskelerdir. Bu maskeler virüslere karşı da koruma sağlarlar.
  2. Küme maskeler ise virüslere karşı koruma sağlamaz. Peki, koruma sağlamıyorsa neden takmalıyız diye sorabilirsiniz. Virüs ağzımızdan çıkan damlacıklarla çevreye yayılır. Nefes alırken de ağzımızdan ve burnumuzdan vücudumuza girer. Bu maskeler, ağızdan yayılan damlacıkların çevreye saçılmasını engeller. Süreçte herkes kendisini potansiyel bulaştırıcı olarak düşünmelidir. Ağzımızı ve burnumuzu örtecek biçimde maske takarsak hem kendimizi hem de başkalarını korumuş oluruz.

Maske konusunda kafa karıştıran yalanlar:

Karbondioksit birikimine neden olur… Bu doğru değil. Nasıl nefes alırken maskeden hava giriyorsa, nefes verdiğimizde de dışarı çıkar ve karbondioksit birikmesi olmaz. Bütün ameliyatlarda ameliyat ekibi bu maskeleri kullanıyor. Bazı ameliyatlar 15 saat sürebiliyor.

Baş ağrısı, nefes darlığı yapıyor… Bunlar da doğru değil.

Lütfen maskesiz dışarı çıkmayın!

Bu, karşımızdaki insanlara da saygımızın bir gereğidir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİM

Bu salgını en kısa sürede denetim altına alarak bundan sonra yaşanacak can yitimleri başta olmak üzere her türlü yitiği en az düzeye indirmek hala olanaklıdır.

Bugün geldiğimiz noktadan başlayarak yapılabilecekler:

Şu ana dek izlenen yolun yarar sağlamadığı dikkate alınarak;

Süreci sonuna dek tek merkezden yönetmek gerekir. Bir acil durum yönetim merkezi kurulmalı. Bu merkezde yalnızca otorite konumunda olan kişiler görev almalı. Siyasiler kesinlikle bu merkeze karışmamalı, yalnızca merkezin istemlerini yerine getirmelidir. Aşağıda önerilenlerin hepsi de aynı anda başlatılmalıdır. Katı önlemlerle çözüme yaklaşmadığımız sürece yitiklerimiz giderek artabilir ve denetlenemez duruma gelebilir. Bu da ülkemiz güvenliği açısından bir tehdit demektir.

1- “Yaşam 30 günlüğüne ülkemiz genelinde ertelenmelidir”

Kesinlikle 30 günlük genel sokağa çıkma yasağı sıkı bir biçimde uygulanmalıdır. Bu süre içinde filyasyon (hastalığın kaynağına yönelik geriye doğru araştırma) çalışması yapılmalıdır. Saptanan hastaların hastalıktan temizleninceye dek yalıtılması (izole edilmesi) sağlanmalıdır.

2-Ülke sınırlarında giriş çıkışlar katı olarak denetlenmelidir.

Transit geçen araçların ülkeyi denetimli olarak terk etmesi sağlanmalıdır.

Ülkeye girenler en az 14 günlük karantinaya alınmalıdır.

3-Şehirlerarası ulaşım kısıtlanmalı ve denetim altına alınmalıdır.

4- Zorunlu tüketim gereksinimlerimizi karşılayan sektörler ve bir ölçüde veya tümüyle durması olanaksız olan sektörler (cam, döküm vb.) dışında kalan işyerleri kapatılmalıdır.

5-Okulların açılması 2 ay ertelenmelidir.

6-Tıbbi uygulama süreci kurulacak geçici sahra hastaneleriyle ve/veya salt salgın mücadelesi veren hastanelerle tamamlanmalıdır.

7- Ekonomik ve sosyal uygulama süreci

Halkı bilgilendirmek ve bilinçlendirmek amacıyla genel ağ ve uydu üzerinden yalnızca bir TV kanalından 24 saat yayın yapılmalıdır. Bu kanal dışında hiçbir medya aracına salgınla ilgili yayın izni verilmemelidir. Bu kanal da politik değil, tümüyle bilimsel temelde yayın yapmalıdır. Hastalığın yayıldığı yerler, mücadele yöntemleri vb. hastalıkla ilgili her türlü bilgi buradan verilmelidir. Hiçbir siyasetçi bu kanalda konuşmamalıdır.

Bu süreçte;

  • İletişim en az 2 ay süreyle ücretsiz / indirimli olmalıdır.
  • Elektrik, su, doğal gaz en az 2 ay ücretsiz olmalıdır.
  • Evlere temel gereksinim servisleri hizmete girmelidir.
  • Zorunlu olarak çalışılması gereken sektör çalışanlarının işyerinde konaklaması sağlanmalıdır.
  • Kapalı kalması gereken küçük esnafa ve çalışanlarına devlet maddi destek sağlamalıdır.

Bütün bu uygulamalar için maddi kaynak nereden sağlanacak?

Maddi çözüm konusunda öneri yapabilecek uzmanlık bilgim yok. Sizler belki daha güzel öneri sunabilirsiniz. Uygulanabilir mi bilemem ama benim aklımdan geçenleri yazıyorum;

Saydam bir havuz oluşturulabilir ve bu havuza;

Milyarderlerimiz, bankalarımız ve devlet nakit akışı sağlayabilir. Salgın denetim altına alınıp boğulduktan sonra da kişi ve kurumların paraları ileride ödeyecekleri vergilerden düşülebilir.

Sevgi ve saygılarımla.”

Dr. Mahmut YAMAN

Işık Üniv. Öğr. Gör. İşyeri Hekimi, Tıp Bilişimcisi

Emek.org.tr