Sağlık

Halk sağlığı için tehlike kaynağı olan söküm işi durdurulmalıdır!

Tedavisi bulunmayan Akciğer kanser türü Mezotelyoma hastalığının neden olacak tonlarca asbest maddesi (taş pamuğu, kaya lifi), rant uğruna İzmir bölgesine taşınıyor.

Haberin duyulmasından sonra kamuoyunda tepkiler de hızla arttı. Tonlarca asbest ve zehirli maddeler içeren hurda savaş gemisi NAe Sao Paulo’nun, Aliağa’da sökümüne karşı tepkiler büyüyor.

İçinde tonlarca asbest ve toksik madde barındıran, Brezilya donanmasına ait Sao Paulo gemisi söküm işlemi Aliağa’da yapılması için gerekli onay, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Sök Denizcilik adlı firmaya 30 Mayıs 2022’de verildi.

Sosyal medya hesabından tepki gösteren TTB açıklamasında:

” Halk sağlığı açısından büyük risk oluşturan geminin ülkemize sokulmaması için, TTB olarak her türlü bilimsel ve hukuksal mücadeleyi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz.” denildi.

KANSER KAYNAĞI ASBEST NEDİR?

Tedavisi bulunmayan Akciğer kanser türü olan Mezotelyoma hastalığının nedeni asbest (taş pamuğu, kaya lifi) İzmir bölgesine taşınıyor.

Akademisyen Emre Gürcanlı “fotoğrafa dikkatle bakın, ince uzun, ipliksi lifler. Solunum yoluyla vücudunuza giriyor, akciğerinize saplanıyor. Mikro boyutta iğneler gibi düşünün. Akciğerinize saplandığını hissetmiyorsunuz, kimi zaman onlarca ama kimi zaman yalnızca bir tanesi saplanıyor. Bir tanesi bile yirmi yıl sonra sizi kanserden öldürebiliyor, belki yalnızca bir tanesi bile” diyor. Gürcenlı, “asbest maddesinin Dünyada sayısız ülkede yasaklandığını, Türkiye’de de 2010 yılında üretimi ve kullanımı yasaklanmıştır, neden zira asbestten korunmak hemen hemen imkansızdır.” İfade ederek açıklıyor.

Akademisyen Aslı Odman ile yapılan röportajda gemi ve asbest olayını değişik yönleriyle kamuoyu ile şu vurguyla, tonlarca asbest ve zehirli maddeler içeren NAe Sao Paulo adlı geminin yüzen bir tehlikeli atık olduğunu ifade ederek, “Bu haliyle ticarete konu olması kanun dışıdır” diyor.

Roportajdan takip ediyoruz.

Aslı Odman / Fotoğraf Hasret Gültekin Kozan

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Üyesi, Akademisyen, Sosyal Bilimci Aslı Odman “Neredeyse 60 yıllık bir savaş gemisinde nasıl tehlikeli malzemeler bulunduğuna dair sağlıklı bir kestirim yapmak tehlikeli madde envanteri (IHM) olmadan mümkün değil” dedi.

Alanda faaliyet gösteren uluslararası mücadele ağından haber gelir gelmez İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yerelde ekoloji ve emek mücadelesi veren oluşumlara, sorumluluk taşıyan yerel belediyelere ve İzmir Büyükşehir Belediyesine, odalara haber verdiklerini söyleyen Odman, “O günden bugüne dek Aliağa’nın bu eşitsiz mübadele şartları altında dünyanın çöplüğü olmaması, 2016’dan beri tevdi edilen AB gemi söküm sertifikalarının üzerini örttüğü ekolojik yıkım, iş cinayetleri, usulsüz asbest bertarafı, emekçi hakkı ihlalleri hakkında ortak bir mücadelenin bir veçhesi, bir vakası olarak bu toksik askeri geminin üretildiği Fransa ve satıldığı Brezilya donanmalarının masraflarını ve sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini savunan bir kampanya örmeye çalışıyoruz” dedi.

“GEMİNİN BREZİLYA’DAN AYRILMASINA İZİN VERİLMEMELİ”

Tüm ülkelerin taraf olduğu Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi’nin ihlali ve İzmir Protokolü’ne uygunsuzluğu üzerinden girişimlerde bulunduklarını anlatan Odman, “Fransa ve Brezilya Milli Savunma Bakanlarını, Avrupa Birliği Komisyonu Çevre Ajansını ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını muhatap alan şekilde dahil olduk. Bu gemi yüzen bir tehlikeli atık ve bu haliyle ticarete konu olması kanun dışıdır ve kesinlikle, uçak gemisinin tehlikeli madde envanteri (IHM) tamamlanana ve açıklanana kadar Brezilya’dan ayrılmasına izin verilmemesi gerekir” diye konuştu.

“YAPILAN DENETİMLERDE ŞEFFAFLIK YOK”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının soru ve usulsüzlüklere dair kanıtlara cevap vermek yerine “Radyoaktif madde bulunmaması” gerekçesi ile sökümü için onay vermesini eleştiren Odman şöyle devam etti: “Clemenceau’daki denetimlere dayanarak, São Paulo gemisinde yaklaşık 900 ton asbest ve asbest içeren malzeme, yüzlerce ton poliklorlu bifenil (PCB) içeren malzeme ve büyük miktarlarda toksik ağır metal içerdiğini çıkarsayabiliyoruz. Bunlardan bahis yok, tek bahis radyoaktivite. Ki bu vurgunun bana düşündürdüğü, zaten kılıf hazırlanmış. Ölçüm fon seviyesine uydurulacak, ki radyoaktivitede ‘fon seviyesi, makul dozaj’ zaten tartışmalı. Kara sularına girmeden önce yapılan denetimlerde şeffaflık yok. Radyoaktiviteyi öne sürerek, Aliağa’da hiçbir tersanenin bu gemiyi çevre ve sosyal olarak düzgün bir şekilde sökecek pratiğe sahip olmadığını gösteren onlarca iş cinayeti, üstü tamamen örtülen meslek hastalıkları salgını, kompoze çevre kirliliğinden yüksek kanser oranı yokmuş gibi oldubittiye getireceklerine dair haklı kanıtlara dayalı korkularımız var. Haziran sonunda bu temelli endişelerimize dair kanıtları Avrupa Birliği Çevre Komisyonunun AB gemi söküm mevzuatının revizyonu sürecinde açtığı açık çağrıya cevaben ilettik.”

ALİAĞA GEMİ SÖKÜMDEKİ ASBEST TEHLİKESİ

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 20 Mayıs 2021’de TBMM’de verilen bir soru önergesine verdiği cevapta, Aliağa’da son beş yılda 714 geminin söküldüğü ve bunun sonucunda yaklaşık 250 tonu asbest olmak üzere, 74 bin 325 ton tehlikeli atığın bertaraf edildiği açıkladığını hatırlatan Odman, “São Paulo’nun gelmediği dönemde, Aliağa’da 2020 yılında 118 konteyner gemisi, petrol platformu, askeri gemi, kruvaziyer gemisi söküldü. Bu dönemde Aliağa’daki tersanelerde hepsinin büyük miktarlarda asbestle kontamine malzeme içermesi beklenen, çok sayıda askeri gemi, petrol ve gaz üniteleri ve Akdeniz’de faaliyet gösteren eski tip RoRo/yolcu gemileri de söküldüğü göz önüne alındığında, ifade edilen asbest miktarı gerçekçi görünüyor” diye konuştu.

“ORTAK VE YEREL BİR MÜCADELENİN TOHUMUNU ATMALIYIZ”

Bu vakaya dair ufak ve çarpıcı bir örnek daha olduğunun altını çizen Odman, “Gemiyi Türkiye’ye çekecek römorkörleri temin edecek diye beyan edilen aracı şirketin, merkezini Marshall Adaları gösteren, düzgün bir web sitesi bile olmayan Türkiye kökenli bir şirket olduğunu görüyoruz. Güçlüler arasında, biz bu ekokırım sisteminin mağdurları arasında olmayan bir ittifak var. São Paulo’da alan memnun satan memnun olmasın diyebilmek için gemi sökümü hakkında ortak ve yerel bir mücadelenin tohumunu atmamız elzem diye düşünüyorum. Bu mücadele São Paulo’nun, Aliağa’nın başına gelen en kötü şey olduğundan değil, bir noktada hayırı etkin bir şekilde örgütlemek ile ilgili bir kritik güç elde edebiliriz” dedi.

“İSTATİSTİKLERDE SIFIR AMA HER SENE 20 BİN İŞÇİ ÖLÜYOR”

2018 aralık ayında AB bandıralı gemiler için gemi sökümünde bir nevi akreditasyon olan liste uygulamasının başladığının altını çizen Odman, bu listedeki tersanelerin 8’inin Aliağa’da, 34’ünün AB’de, 1’inin de ABD’de bulunduğunu söyledi.

Bu standartların meslek hastalıklarının şeffaflığına vurgu yaptığını söyleyen Odman, “Bırakın gemi sökümünü, Türkiye’de hiçbir alanda meslek hastalığı tanısına, istisnalar dışında ölüm veya hastalıklara rastlamak olanaklı değil. Her sene en az 20 bine yakın çalışanın meslek hastalığından öldüğünü hesaplamamıza rağmen, 2013’ten beri resmi istatistiklerde hiç kimse ölmüyor gözüküyor. Gemi sökümünde asbest olmaması, en azından buna bağlı meslek hastalığı olmaması ise imkansız. Ama tanı sıfır, şeffaflık sıfır, hatta gemi söküm sanayicileri bununla övünebilecek kadar bu konu hakkında yükümlülüklerinden uzaklar. Söküm işlemi öncesinde boyaların sökülmesi, havuz dışı işlemler, denize karışma, tehlikeli malzemelerin bertarafı, iş cinayetleri konusunda da listeye alınma standartlarının sadece kağıt üstünde kaldığına, hayata geçmediğine inanıyoruz. Tehlikenin büyüklüğü ve tüm havzayı kapsadığı düşünülünce, bunlara dair kamuoyunda güven tesisi için bağımsız uzmanlardan oluşan bir heyet talep ediyoruz” dedi. (Kaynak. Evrensel/Ramis SAĞLAM haberi)

Emek.org.tr

Sağlık meslek örgütleri ve emek örgütleri COVİD19 salgınıyla ilgili uyarılar yapıyor.

Covid-19 aşısı yaptırmak isteyenler için, yeni hatırlatma dozu randevuları açıldı. Son yaptırdığı aşının üzerinden 6 ay geçenler için randevu e-nabız sistemine tanımlandı.

6 Temmuz 2022 günü yaptığı açıklamalarla İstanbul Tabip odası uyarmış ve önerilerini yapmıştı.

“COVID-19 aşılarının dünya genelinde eşitsiz dağılımı ve salgını kontrol etmeye yönelik halk sağlığı tedbirlerinin turizm gerekçesiyle hızla kaldırılmasının bir sonucu olarak öngörülmeyen bir “yaz dalgası”nın içerisine yol alıyoruz.” Açıklamada dünyadaki aşı uygulamalarındaki eşitsizliğe dikkat çekilerek şöyle denildi:

“Yüksek gelirli ülkelerde aşılanan nüfus oranı düşük gelirli ülkelere kıyasla 8,5 kat daha yüksek. Ülkeler arasındaki bu eşitsiz dağılım düşük gelirli ülkelerde yaşayan kişileri daha kırılgan hale getirirken, virüsün çoğalmasına bağlı yeni ve daha bulaşıcı varyantları var ediyor…

Ülkemizde ise iki doz aşı olma oranı sadece yüzde 62. Toplumsal bağışıklığa ulaşmak açısından yetersiz olan bu aşılanma oranı üçüncü, dördüncü ve beşinci aşılanmada ise daha da düşük seviyede (üç doz aşılanma oranı yüzde 33, dört ve beşinci dozlarda yüzde 11). Öte yandan saha gözlemlerimiz günlük aşılanma hızımızın hemen hemen durma noktasına ulaştığına işaret etmekte.”

İTO açıklamasında Tedbirler anlamında uyarılar yapılarak şunlar ifade edildi.

“Birey ve toplum sağlığı açısından salgını önlemek için uygulanması gereken halk sağlığı tedbirleri ise gerek yurtiçi gerekse sınır kapılarında turizm gelirleri düşünülerek çoktan iptal edildi. Ülke genelinde COVID-19 açısından uygulanan tedbirler sadece uygulamada ciddi ihlallere tanık olduğumuz sağlık kurumlarında maske takma zorunluluğu ve itinayla uygulanan canlı müzik yasağına indirgenmiş durumda.

Tüm bunların yanı sıra ülke genelinde COVID-19 verilerinin gecikmeli ve kısıtlı açıklanması ısrarla sürdürülmekte ve Sağlık Bakanlığı’nın konunun ciddiyetine uygun tutum geliştirmeyip sürekli “müsterih olunuz” açıklamalarına bağlı olarak solunumsal yakınmaları olan kişilerin PCR yaptırmama eğilimi bir kural haline dönüşmüş durumda.

Aşısız, önlemsiz ve testsiz biçimde yol aldığımız bu “yaz dalgası”nda çok az sayıda yapılsa da PCR testlerdeki pozitiflik oranının yüzde 30’lara ulaşması ve kısıtlı da olsa açıklanan veriler sayısını unuttuğumuz yeni bir dalganın “yükselen kolu”nda olduğumuzu ortaya koyuyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından uzun zamandır il / bölge tabanlı veriler açıklanmamasına rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan “Atık Sularda SARS-CoV-2 Analizleri” virüs yükünün İstanbul başta olmak üzere Antalya, Bursa, İzmir ve Muğla illerinde yoğun olduğuna işaret etmektedir.

İTO Önerileri:

“İstanbul Tabip Odası COVID-19 İzleme Kurulu olarak önerilerimiz şunlardır:

  1. İstanbul özelinde COVID-19 pandemisinin gelinen aşamasını değerlendirmek için İl Sağlık Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, üniversiteler ve ilgili meslek örgütlerinin – uzmanlık derneklerinin bir araya gelmesi sağlanmalıdır.
  2. COVID-19 verileri epidemiyoloji biliminin gereklerine uygun biçimde günlük olarak ülke, bölge, il ve ilçe tabanlı olarak açıklanmalıdır.
  3. Temaslı takibi için sistemin güncellenmelidir.
  4. Toplu taşıma gibi bireylerin zorunlu olarak kullandığı kamusal alanlarda maske zorunlu olmalıdır.
  5. Aşılama konusunda risk gruplarını, il genelindeki sosyoekonomik eşitsizlikleri, eksik aşılanmayı gidermeyi hedefleyen bir aşı kampanyası düzenlenmeli ve bu dönemde Omicron varyantına yönelik olarak etkili olduğu kanıtlanmış olan mRNA aşıları kullanılmalıdır.
  6. mRNA aşısının (Comirnaty) kullanım kolaylığına ulaşması açısından azami iki kişilik flakonlar biçimine dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
  7. Omicron varyantına karşı geliştirilen yeni tip mRNA aşıları temin edilmelidir.
  8. Sonbahar döneminde beklenen yeni dalganın önlemleri açısından okullar eğitime başlamadan önce çocukların aşılanmasının tamamlanması için altı aydan büyük herkese aşı hakkı tanınmalıdır.
  9. Kamu hastanelerinde ücretsiz PCR ya da hızlı test erişim kolaylaştırılmalı ve bulaşmayı önlemek açısından test örnekleri sağlık kurumlarının yoğunluğundan ayrıştırılmış bölgelerde alınmalıdır.
  10. Riskli hasta gruplarının hastaneye yatışlarında ve majör ameliyat geçirecek olan kişilerin ameliyat öncesi dönemlerinde solunumsal yakınması olduğuna bakılmaksızın PCR ya da hızlı test incelemesi yapılmalıdır.
  11. Sağlık çalışanlarının sağlığı kapsamında çalışanlara yönelik semptom takibi ve gerektiğinde hızlı test ya da PCR incelemesi hayata geçirilmelidir.
  12. Ülke ve il genelinde yeterli sayıda randomize genomik analiz yapılarak baskın olan varyantın takibi yapılmalı ve sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
  13. SARS-CoV-2’ye karşı etkinliği kanıtlanmış Molnupiravir (Covinavir®) etken maddeli ilacın 65 yaş üstü, aşısız ve risk gruplarında kullanılması açısından toplumsal bilgilendirme yetkinleştirilmeli, geçmişte etkisiz ilaçların kullanılmasına bağlı olarak toplumun COVID-19 ilaçlarına karşı gelişmiş mesafesi giderilmelidir.
  14. SARS-CoV-2’ye etkinliği kanıtlanmış olan diğer antiviral ilaçların (Nirmatrelvir-Ritonavir ve Remdesivir) ücretsiz biçimde gereken olgulara ulaştırılmalıdır.“ İSTANBUL TABİP ODASI

Emek.org.tr

 

.

Geçen hafta 150’den fazla hasta yurttaşımız yaşamını yitirdi! TTB bakanlığı uyardı.

Pandemi koşullarında sağlık hakları ticarileştirilemez!

SGK, Sağlık Uygulama Tebliği’nde Yapılan Değişiklikle Pandeminin Bittiği Duyurdu. Ancak Pandemi Bitmedi, Devam Ediyor!

TTB yaptığı açıklama da bakanlığın bu uygulamasını hatalı buldu. TTB eleştiri ve taleplerini açıklayarak uyarılarda bullundu:

“Pandemi bakım ve yoğun bakım hizmeti” ücreti ödemelerini yürürlükten kaldırdı.

Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’nun 20 Nisan 2022 tarihinde yapacakları toplantı, nedeni açıklanmadan bir hafta sonraya ertelenmiştir. Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle de “pandemi bakım ve yoğun bakım hizmeti” ücreti ödemeleri yürürlükten kaldırılmıştır. COVID-19 nedeniyle hastaneye veya yoğun bakım servislerine yatırılan hastalar için Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) hastanelere pandemi süresince pandemi olgularına yönelik tedavilerde ödemesi durdurulmuştur. İlgili karar, 22 Nisan 2022 tarih ve 31816 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) her defasında dile getirdiği sağlığın temel bir hak olduğu ve alınıp satılamayacağı; pandemide ve aynı süreçte derinleşen ekonomik krizde çok daha iyi anlaşılmıştır. Özellikle salgında alevlenmelerin yaşandığı dönemlerde yurttaşlar, sağlık hizmeti alamama ile özel hastanelere yüksek miktarda ödeme yapma ikileminde kalmıştır. Böyle bir ortamda, gerekli tüm sağlık harcamalarının kamusal olarak karşılanması zaruridir. Denetleme konusunda sorunlar olsa da SGK’nin kamu ve özel sağlık kurumlarına yaptığı “pandemi bakım ve yoğun bakım hizmeti” ödemesi ve yurttaşlardan bu kapsamda ek bir ödeme alınmaması; sağlık hizmetlerine ulaşım sıkıntılarını bir miktar giderebilmiştir. Yapılan değişiklik, pandeminin bittiği algısını oluştururken, COVID-19 hastalarının sağlık hizmetlerine ulaşımıyla ilgili kaygıları da artırmaktadır.

Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na kamuoyunu aydınlatması için aşağıdaki soruların ivedilikle yanıtlamasını istiyoruz:

COVID-19 hastaları için SGK tarafından kamu ve özellikle özel hastanelere ödenen pandemi bakım ücreti bundan sonra ne olacaktır?

Özel hastaneler pandemi bakım ücretini hastalardan mı alacaktır?

Özel hastanelerde yatan COVID-19 hastaları mağdur olacak mıdır?

Olabilecek mağduriyetler devlet tarafından karşılanacak mıdır?

Sağlık Bakanlığı; ertelenen Bilim Kurulu toplantısında muhtemelen artık maskesiz yaşama geçileceğinin açıklamasını yaparak pandeminin bittiğini ilan etmek istiyordu. Yayımlanan değişiklik ise bunu teyit etmektedir. Anlaşılan odur ki Sağlık Bakanlığı ve iktidarın gözünde artık pandemi bitmiştir. Oysaki daha geçtiğimiz hafta 150’den fazla insanımızı COVID-19 nedeniyle kaybettik. Halen her gün binlerce kişi COVID-19 tanısı almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü de salgının bittiğine dair herhangi bir resmi açıklama henüz yapmamıştır. Hastanelerde servis veya yoğun bakımlarda tedavi gören binlerce hasta mevcuttur. Son alınan kararlar bir kez daha göstermektedir ki ekonomik ve siyasi kaygılar nedeniyle, bilim ve sağlık yine geri plana atılmıştır.

Sağlık Bakanlığı ve iktidar, bilimsel gerçekleri bir tarafa bırakarak ve gerçek dışı verilerle pandemiyi ve devamında aşılama sürecini yönet(e)memiş; bunların sonucunda yüz binlerce önlenebilir ölüm gerçekleşmiştir. Her koşulda toplum sağlığının öncelenmesini savunan TTB olarak Sağlık Bakanlığı, iktidar ve Bilim Kurulu’na birçok kez hatırlattığımız gibi bir kez daha hatırlatıyoruz: Pandemi ile ancak bilimsel ve şeffaf yöntemlerle mücadele edilir. 22.04.2022

Türk Tabipleri Birliği Pandemi Çalışma Grubu / Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

emek.org.tr

Hastaneye İl sağlık müdürlüğü mü yerleşiyor? Şişli Etfal Dayanışması, deprem riski nedeniyle boşaltılan hastane binalarına yönelik tadilat ihalesi açılmasını ‘çok manidar’ ve kabul edilemez buldu.

16 Nisan Cumartesi günü saat 18.00 de Mecidiyeköy Cevahir AVM önünde kitlesel eylem için, emek ve meslek örgütlerine, demokratik kurumlara ve halka çağrı yapıldı.

Bugünlerde Şişli Etfal Hastanesi binasının bir bölümüne yönelik, ofis kullanımı amaçlı tadilat amaçlı ihale açılması gündeme geldi ve hastanenin halka açık kamu sağlık hizmetinden uzak planlandığı iddialarını kuvvetlendirdi. Bunun üzerine Dayanışma platformu Cevahir AVM önünde ve daha sonrasında da eylemlilikler planladı. Dayanışma platformu yaptığı basın çağrısında Şişli etfal hastanesi konusunda ‘Halka yalan söylendiği’ ne dikkat çekildi. Platform basın davet metninde şunları açıkladı:

“Şişli Etfal Hastanesinin boşaltılarak taşınmasına gerekçe olarak sunulan “binaların depreme dayanıksız olduğu” açıklamalarının doğru olmadığı ortaya çıktı. Çürük denilen binalarda güçlendirme dahi yapılmadan altı katın ofise dönüştürülmesi için tadilat ihalesine çıkıldı. Binaya İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün yerleşeceği iddia ediliyor.

Hastaneyi boşaltıp tasfiye ederek arazisine çökme niyetleri bu ihaleyle açığa çıktı. Halka yalan söylemişler.”

Bu durumu kabul etmeyen platform bileşenleri, 16 Nisan günü eylem yaparak tepkilerini ve taleplerini ortaya koyacak. Şişli halkını ve çevre ilçeler halkının da eyleme destek vererek katılımları isteniyor.

Emek.org.tr

COVİD19 Kabusunu yaşamaya devam edeceğiz!

Sağlık Bakanlığı tarafından “Açıklanan Kararlar, Daha Fazla Hastalık ve Ölüm Habercisidir”.

“HALK SAĞLIĞINI GÖZARDI EDEN, EKONOMİK KAYGILARI ÖNCELEYEN BİR POLİTİKA”

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Covid 19 ile mücadelede kısıtlamaların büyük ölçüde terk edileceğini, mücadelenin bireysel olarak sürdürülmeye devam edeceğini açıkladı. DSÖ’nün 11 Mart 2020’de ilan ettiği pandemi ilanının ardından getirilen maske zorunluluğu açık alanlarda kaldırılırken kapalı alanlarda havalandırma ve mesafe gibi şartlara göre uygulanacak. Ayrıca HES kodu zorunluluğu ilgili uygulama da sona erecek. Okullardaki durum da pozitif çıkanın izolasyona alınması şeklinde eğitim aksatılmadan devam edecek.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), koronavirüs pandemisine yönelik önlemlerin gevşetilmesine tepki gösterdi.

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Meltem Günbeği ise kararların, mevcut sağlık politikalarına karşı yürütülen hak mücadelesinin önemini bir kez daha gösterdiğini vurguladı. Günbeği, hem sağlık çalışanlarını hem de toplumu sağlık hakkı mücadelesini yükseltmeye çağırdı.

Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, kararlar bilimsel ölçütlere dayalı bir başarı doğrultusunda alınsaydı sevinebileceklerini fakat mevcut şartlarda kararların “ağır bir yenilgi ve pes ediş” anlamına geldiğini belirtti. İki yılda 300 bine yakın ölüm, ekonomik çöküş, korumasız bırakılan bireyin intihar yönelimi, eğitimsiz dönemler, 65 yaş üstü nüfusun korunmasız bırakılması gibi sorunları sıralayan Davutoğlu Şenol, kırılgan kesimlere ekonomik ve sosyal olarak büyük bir fatura çıkacağını kaydetti.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Sağlık Bakanlığı’nın aldığı kararlar ile yaşam hakkını ihlal ettiğini bir kere daha vurguluyor, Bilim Kurulu’nda yer alan üyeleri de mesleki ve kamusal sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz” dedi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün yaptığı açıklamada koronavirüs salgınına yönelik tedbirle ilgili Bilim Kurulu’nda alınan son kararları açıklamıştı. Koca, açık havada maske takma zorunluluğuna ve HES Kodu uygulamasına son verildiğini duyurmuştu.

TTB, yaptığı bir açıklamayla tepki gösterdi. “Açıklanan Kararlar, Daha Fazla Hastalık ve Ölüm Habercisidir” başlıklı açıklamaya, Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, üyeler Güçlü Yaman, Esin Davutoğlu Şenol, Levent Akyıldız Meltem Günbegi ve Oğuz Kılınç katıldı.

“HALK SAĞLIĞINI GÖZARDI EDEN, EKONOMİK KAYGILARI ÖNCELEYEN BİR POLİTİKA”

TTB’nin açıklamasını Şebnem Korur Fincancı okudu. Fincancı, şubat ayının, ölüm sayısı açısından 24 aydır süren pandeminin en kötü beşinci ayı olduğunu belirterek alınan yeni kararlara ilişkin şunları söyledi:

“Bilimsel dayanaktan yoksun, salgının ülkemizde verili gerçekliği ile bağdaşmayan düzenlemeler, algı yönetimini merkeze alan tutumunun yeni bir adımıdır. Bu adım, siyasi iradenin salgının başından bu yana halk sağlığını göz ardı eden, fakat ekonomik kaygıları önceleyen politikaların devamıdır.

Tamamlanmış aşı oranımız halen toplumsal bağışıklık için gereken düzeyden çok uzakta; bilimsel veriler ise maske, mesafe ve havalandırmanın hâlâ kritik önem taşıdığını göstermektedir. Yapılmakta olan PCR testlerinin pozitiflik oranları, âdeta kaçınılmaz olarak yapılması gerekenler dışında belli sayılara takılıp kalmış olunmasına ve tanısal/tarama amaçlı hızlı antijen testi gibi yöntemlerle desteklenmemesine rağmen oldukça yüksektir.

Açıklanan Kararlar, Daha Fazla Hastalık ve Ölüm Habercisidir!

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve Pandemi Çalışma Grubu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından açıklanan yeni pandemi kararlarına ilişkin 3 Mart 2022 günü çevrimiçi bir basın toplantısı ile değerlendirdi.

Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, kararlar bilimsel ölçütlere dayalı bir başarı doğrultusunda alınsaydı sevinebileceklerini fakat mevcut şartlarda kararların “ağır bir yenilgi ve pes ediş” anlamına geldiğini belirtti. İki yılda 300 bine yakın ölüm, ekonomik çöküş, korumasız bırakılan bireyin intihar yönelimi, eğitimsiz dönemler, 65 yaş üstü nüfusun korunmasız bırakılması gibi sorunları sıralayan Davutoğlu Şenol, kırılgan kesimlere ekonomik ve sosyal olarak büyük bir fatura çıkacağını kaydetti.

Güçlü Yaman, fazladan ölümler ve aşılama başlıklarında Türkiye ile dünyadaki farklı ülkeler arasında karşılaştırmalar yaptı. Yaman, Türkiye’nin yüksek ölüm sayıları ve düşük aşılama oranları ile bu kararları almasını eleştirdi.

Prof. Dr. Oğuz Kılınç, kararları “virüse serbest dolaşım hakkı” olarak niteledi. Kararlar açıklandığı sırada Bilim Kurulu üyelerinin yüksek korumalı maske kullanmasının ve tedbirleri kaldırılırken müzik yasağının sürmesinin ironi olduğunu kaydeden Kılınç, tam aşılı olmayan çok sayıda insanın yoğun bakımlarda olduğuna dikkat çekti, sorumluluğun karar vericilerde olduğunu ifade etti.

Dr. Levent Akyıldız, Sağlık Bakanı’nın “bireysel sorumluluk safhasına geçiş” vurgusunun kamu otoritesinin kendi yükümlülüğünden kurtulma çabası olduğunu dile getirdi. Sağlık çalışanlarının büyük bir yük ile karşı karşıya bırakılması, kapalı alanlara dönük herhangi bir havalandırma denetimi olmaması, güçlü bir aşılama teşviki yapılmaması gibi sorunları sıralayan Akyıldız, “Önümüzdeki gerçekliği bir gözümüzü kapadığımız için yok saymak, her can kaybı için sorumluluk doğuracaktır” diye konuştu.

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Meltem Günbeği ise kararların, mevcut sağlık politikalarına karşı yürütülen hak mücadelesinin önemini bir kez daha gösterdiğini vurguladı. Günbeği, hem sağlık çalışanlarını hem de toplumu sağlık hakkı mücadelesini yükseltmeye çağırdı.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından okunan açıklama şöyle:

Açıklanan Kararlar, Daha Fazla Hastalık ve Ölüm Habercisidir

Dün Sağlık Bakanı tarafından açıklanan kararları halk sağlığı bakımından kaygıyla karşılıyoruz. Bilimsel dayanaktan yoksun, salgının ülkemizde verili gerçekliği ile bağdaşmayan düzenlemeler; algı yönetimini merkeze alan tutumunun yeni bir adımıdır. Bu adım, siyasi iradenin salgının başından bu yana halk sağlığını göz ardı eden, fakat ekonomik kaygıları önceleyen politikaların devamıdır.

Geçtiğimiz ay içinde sadece resmî açıklamalara göre dahi COVID-19’dan 7029 kişi (günlük 251 kişi) hayatını kaybetti. Şubat ayı, ölüm sayısı açısından 24 aydır süren pandeminin en kötü beşinci ayı olurken, 2022 yılının ilk iki ayındaki ölümler 24 aylık pandemi ölümlerinin %13’üne; son altı aydaki ölümler ise %40’ına karşılık gelmektedir. Aynı şekilde, günlük aşılama sayılarında sürecin en düşük günlük aşılama sayılarını görüyoruz, aşılamayı teşvik için gerekli çabalardan ve kararlılıktan yoksun bir salgın yönetimi görev başındadır. Tamamlanmış aşı oranımız halen toplumsal bağışıklık için gereken düzeyden çok uzakta; bilimsel veriler ise maske, mesafe ve havalandırmanın hâlâ kritik önem taşıdığını göstermektedir. Yapılmakta olan PCR testlerinin pozitiflik oranları, âdeta kaçınılmaz olarak yapılması gerekenler dışında belli sayılara takılıp kalmış olunmasına ve tanısal/tarama amaçlı hızlı antijen testi gibi yöntemlerle desteklenmemesine rağmen oldukça yüksektir.

Semptomu olmayana test yapılmayacağı kararı ve kamusal alanların, toplu yaşam/kullanım alanlarının HES kodu dahil hiçbir ön tedbire gerek kalmaksızın kısıtlamalardan azade tutulması, hastalık dolaşımının sürmesi ve artması anlamı taşımaktadır. Yeterli aşı korumasına dahil olmayan ülkemizde kaç yurttaşımızın önlenebilir nitelikte ölümünün göze alınabildiği yanıtlanmalıdır. Bu koşullarda maskenin bireysel sorumluluğa terk edilmiş olması ve gerçek dışı bir rehavet yaratılmasını haklı kılabilir bir salgın kontrolüne sahip değiliz. Havalandırma konusunda yapılan açıklamada ise “iyi havalandırılan ortamlar”ın hangi yolla denetlenebileceği açık değildir. Daha önce yapılmamış denetimlerin nasıl sağlanabileceğine, belirlenebileceğine dair düzenleme; kontrol ve farkındalık konusunda somut herhangi bir adım atılmamışken sadece yurttaşın bunu nasıl belirleyebileceği de yanıtlanması gereken sorulardır.

Pandeminin ikinci yılında yorgunluğunu, yıkımını zorlu hayat koşullarıyla yaşayan yurttaşlarımız;  tükenme eşiğinde özveri ile çalışan hekimlerimiz ve sağlık emekçilerimiz yeni bir evreye adım atmış oldu. Bu evre; göstermelik söylemlerden dahi vazgeçilerek kamusal sorumluluğun alınmadığı ve halk sağlığının geri plana itildiği, salgın yönetiminin salt siyasi öncelikler ve tercihlerle belirlendiği bir aşamadır. Tüm yurttaşlarımızı salgının yeterli kontrolünün sağlanmamış olduğu bilgisiyle uyararak gerek kendileri ve sevdikleri gerek toplumsal bakımdan aşılarını tamamlamaya; maske, mesafe, havalandırma önlemlerinin kritik önemini koruduğu konusunda duyarlı, özenli ve dikkatli olmaya; bilime uygun adımlar atılması için taleplerini yükseltmeye davet ediyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın aldığı kararlar ile yaşam hakkını ihlal ettiğini bir kere daha vurguluyor, bilim kurulunda yer alan üyeleri de mesleki ve kamusal sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Pandemi Çalışma Grubu

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Emek.org.tr

 

“Etfal Hastanesi, halkın iradesi yok sayılarak Şişli’den taşınmıştır!”

Sağlık bakanlığı neden susuyor? Şişli Etfal hastanesi neden taşındı ne zaman yerine gelecek? Deprem riski iddiası varken ve yenilenme gerekçesiyle taşınan hastane binasına neden 300 il sağlık müdürlüğü personeli getirildi? Rant oyunları mı var? Bölge halkı ve örgütlü kesimler bu oyunu nasıl bozacak?

Şişli Etfal Dayanışması tarafından çok farklı mücadele yöntemleriyle gündeme getirilen hastanenin yerinde kalmasına dönük taleplere karşılık, Sağlık Bakanlığı’ndan ve yetkililerden bugüne kadar herhangi bir açıklama yapılmış değil. Hastanenin ve arazisinin akıbeti belirsizliğini koruyor. Bir dizi soruya yanıt arayan Şişli Etfal Dayanışması, etkinliklerine devam ederek yapılan basın toplantısında hastanenin akıbetini sorguladı, tutumlarını açıkladı.

Şişli Etfal Dayanışması, 22 Şubat Salı günü Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde,123 yıllık geçmişe sahip Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi’nin yeniden yerinde faaliyete geçmesi yönündeki ortak bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına güçlü bir katılım gösteren belediye başkanları, emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sanatçılar ve yurttaşlar hastanenin yerinde inşa edilmesini istedi.

Basın toplantısının düzenlendiği salonda, Doğa İçin Sanat Derneği (DİSDER) tarafından Şişli Etfal hastanesinin tarihine ait fotoğraf sergisi düzenlendi.

Basın toplantısına Şişli Belediye Başkanı MUAMMER KESKİN, Beşiktaş Belediye Başkanı RIZA AKPOLAT, Şişli Kent Konseyi Başkanı ŞÜKRAN EROĞLU, Beşiktaş Kent Konseyi Başkanı FİRDEVS KOROĞLU, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi NAZMİ ALGAN, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Tores Dinçöz, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Üyesi ÜLGEN ŞENDİL ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şube Eşbaşkanı ABUZER ASLAN

Yapılan konuşmalarda siyasal iktidarın sağlık politikası eleştirilerek Şişli Etfal hastanesi konusundaki belirsizliğe dikkat çekildi. Bölgede kamu sağlık hizmetlerinin çok gerilediği ve yurttaşların mağdur edildiği anlatıldı. Ortak talep olarak hastanenin yenilenerek hızla yerinde inşa edilmesi ifade edildi.

Emek.org.tr olarak, bölge halkının haklı talebini destekliyoruz.

Şişli Etfal Dayanışması Sosyal Medya Hesapları:

Twitter: @EtfalSmas

Instagram: @sislietfaldayanismasi

Facebook: https://www.facebook.com/sislietfaldynsma

Youtube: https://www.youtube.com/c/SisliEtfalDayanismasi

 

 

emek.org.tr

Hekimlerimizin talebi üzerine, bizler de destek amacıyla hastane randevularımızı erteliyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, 8 Şubat günü yapılacak olan grev eylemiyle ilgili açıklama yaparak bazı sağlık hizmetlerinde aksama olmayacak şekilde davranacaklarını açıkladı.

“Hakkımız Olanı Alana Kadar Mücadeleye Devam” başlığı ile 8 Şubat Salı G(ö)REV etkinliği yapılacaktır.

Hekimler: “Yapacağımız G(ö)REV etkinliği emeğimize, geleceğimize, halkın sağlık hakkına sahip çıktığımızı gösteren bir uyarı G(ö)REV’idir. Bu eylemin haklılığı, meşruluğu hiçbir tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır.” dedi.

Açıklama şudur:Her G(ö)REV etkinliğinde olduğu gibi eylem süresince acil hastalar, diyaliz hastaları, acil ve riskli gebeler, çocuk aciller, kanser hastaları, yoğun bakım hastalarının bakımı aksamayacak, yoğun bakım ve yatan hastaların tıbbi zarar görmemeleri için özel gayret gösterilecektir.

1) COVID-19 veya COVID-19 şüphesi ile başvuranların poliklinik ve klinik tedavilerine devam edilecek; diğer hastalarımıza nöbet düzeninde sağlık hizmeti verilecektir.

2) Sağlık hizmeti sunulan tüm birimlerde, acil tanı ve tedavi endikasyonu olan hastaların bakımı aksatılmayacaktır. Acil servisler eylem süresince gerektiğinde görevli hekimlerce takviye edilecektir.

3) Acil hizmetin verilebilmesi için sağlık kuruluşlarının acillerine ulaşımın istemeyerek de olsa engellenmemesi amacıyla (aciller önünde uygunsuz toplanma, yürüyüşler nedeniyle trafik akışında sıkıntıya yol açma ve acil hasta getiren araçların gelişini zorlaştırma/olanaksızlaştırma gibi durumlara izin verilmemeli) önlemler alınmalıdır. Bu hususta sağlık çalışanlarının ve hastaların güvenliği öncelikle kurum idarecilerindedir.

4) Yoğun bakım hastalarının -eylem nedeniyle- tedavilerinde hiçbir aksamaya yol açılmaması için her zamanki duyarlılıkla hizmetin sürdürülmesine dikkat edilecektir.

5) Acil ve riskli gebelere, diyaliz hastalarına ve kanser hastalarına sağlık hizmeti sunulmaya devam edilecektir.

6) Servislerde yatarak tedavi görmekte olan hastaların her türlü tıbbi işleminin aksatılmadan yürütülmesini sağlayabilecek sayıda sağlık çalışanı, mesai dışı sürelerde (gece ve hafta sonu nöbetleri, vb.) olduğu gibi servislerde hazır bulunacaktır.

7) Bütün sağlık çalışanları eylem boyunca hasta ve yakınlarına eylemin amacını açıklamalı, acil ve yatan hastalarımızın acı ve sıkıntılarına hürmet eden bir tarzla eylem sürdürülmelidir.

8) Bu hususlar çağrıcı örgütlerin yöneticileri ve her birimdeki temsilcileri tarafından da takip edilecek ve belirtilen çerçevede gerçekleşmesi için çaba sarf edilecektir.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Emek.org.tr

Sağlık Bakanı istifaya çağrıldı. Sağlık sektöründeki meslek ve emek örgütleri bir günlük uyarı grevi kararını açıkladı. Sağlık sistemindeki sorunlar ve özlük hakları tanınmaması grev nedeni… Açıklamada halkın sağlık kurumlarına gelmeyerek eylemlerine destek olması istendi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş) ile Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası; hekimlerin ve diş hekimlerinin gelirleri ve özlük hakları ile ilgili düzenleme içeren ve TBMM’deki tüm partilerin oybirliğiyle getirilen yasa tasarısının Meclis içtüzüğüne aykırı biçimde geri çekilmesi üzerine 15 Aralık 2021 günü “G(ö)rev” kararı aldı.

Karar ile ilgili 13 Aralık 2021 günü TTB’de bir basın toplantısı düzenlendi. TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut tarafından okunan basın açıklaması şöyle:

Uyarıyoruz:

Oyalama Değil Hakkımız Olanı İstiyoruz

İktidarın savunduğu ve uyguladığı sağlık sistemi toplum sağlığı için artık önemli bir risk halini almış; bu sistemin yürütülmesi olanaksızlaşmıştır. Koronavirüs salgını mevcut sağlık sisteminin, toplum sağlığını korumak bir yana daha da riske attığını çok acı bir şekilde önümüze koymuştur. Halkın sağlığını tehlikeye atan bu sağlık sisteminin yürütücüleri, iş özel sağlık işletmeleri ve zenginleri korumaya yönelik politikalara gelince hiçbir sınır tanımamış; salgın döneminde dahi bu anlayışından vazgeçmemiştir. Yüzlerce insanımız, sağlık çalışanı yaşamını yitirirken; onlar sağlık sistemlerinin, şehir hastanelerinin güzellemeleriyle günlerini geçirmektedirler.

Sağlık emekçileri salgın döneminde canla başla çalışırken aynı zamanda işsizlikle, işten atılmalarla, yoksullukla karşı karşıya bırakılmıştır. Sağlık çalışanları “artık bu şartlarda çalışamıyoruz” diyerek istifa ederken, emekli olurken; genç hekimlerimiz başta olmak üzere sağlık emekçileri yurtdışına göç ederken tüm bu sorunları konuşmak, çözüm önerilerimizi iletmek için Sağlık Bakanı’yla görüşme taleplerimizi defalarca ilettik. Sağlık Bakanı’nın hekimlerin, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını, sağlık ve yaşam sorunlarını, toplum sağlığını sağlık emek meslek örgütleriyle konuşmasından daha doğal ne olabilir? Bu görüşme taleplerini karşılamak Sağlık Bakanı’nın bizlere ve topluma karşı sorumluluğu değil midir?

Artık yaşamımıza bile mâl olan bunca sorunumuzu duymazdan, görmezden gelen iktidar, aslında her şeyi görmektedir ve bilmektedir. Yaşanan sorunları ne yazık ki pandemi döneminde çok daha belirgin olan SALGINı değil ALGIyı yönetmeye çalışarak, kendisini bir şeyler yapıyormuş gibi göstermeye çalışarak, yok saymaktadır. Bunun en son örneği de hekimlerin, sağlık çalışanlarının artık yoksulluk sınırının çok altına düşmüş; açlık sınırına kadar gerilemiş gelirleri ve özlük hakları ile ilgili düzenleme yapacağı iddiasıyla getirdikleri yasa tasarısıdır. Ancak yasa tasarısı TBMM’ye getirildiği gibi hızla geri çekilmiştir.  Daha önce Meclis’te bütün partilerin oybirliğiyle getirilen düzenleme, 11 Aralık tarihinde bir kez daha komisyona getirilmiş ve içtüzüğe aykırı olarak komisyon başkanının imzasıyla geri çekilmiştir.

Bizler tasarının yeterli olmadığını, bütüncül olmadığını, tüm sağlık çalışanlarını, tüm hekimleri kapsamadığını belirtirken bu teklif bile bize fazla görülmüş; ne zaman tekrar Meclis’e getirileceği, varsa eksiklerin yasa tasarısına eklenerek neden tamamlanmadığı gibi sorular havada bırakılarak usule aykırı bir şekilde geri çekilmiştir. Mecliste milletvekillerine iktidarın resmî olarak veremediği sözel cevap, emekli hekim maaşlarının bu düzenlemeyle çok yüksek olacağı ve bunun kabul edilir olmadığıdır.

Sağlık ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. Yapılan işin niteliği, riski, eğitim düzeyi ve yoksulluk sınırı gibi daha birçok kriter ele alındığında yapılan düzenlemenin bile yetersiz olduğunu ifade ettik. Yapılan düzenleme ile hekim ücretleri yoksulluk sınırına bile ulaşamamaktadır. İktidara belirtmek isteriz ki emekli hekimlere vereceğiniz ücret yüksek değildir; çalışanlara verdiğiniz ücret düşüktür. Sağlık ekip işidir; ekibin her bir üyesi, insanca yaşayacak bir ücret ve güvenli çalışma koşullarında ekip olarak, iş barışı bozulmadan çalışmak istemektedir.

Ekonomi de sağlık gibi iflas etmiş durumdadır ve maaşlarımız açlık sınırının dahi altındadır. TBMM’de yaşanan bunca süreçte Sağlık Bakanı’na defalarca, yeniden yeniden seslenmemize rağmen ne yazık ki yine sessiz kalmış ve halen de kalmaktadır. Sorumlu olduğu çalışanların hakları için sessiz kalan bakan görevini bir kez daha yapmamıştır: İstifa bizlere vereceği en iyi cevap halini almıştır.

İktidara ve Sağlık Bakanlığına çeşitli açıklama, eylem ve yürüyüşlerle anlatmaya çalıştık yine söylüyoruz: Salgın döneminde yaşamımızı da ortaya koyup verdiğimiz emeğin böyle/daha fazla değersizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Toplum sağlık hakkı; emeğimiz ve geleceğimiz için artık G(ö)REV zamanıdır. Gün dayanışmanın, birbirimize, mesleklerimizin taşıdığı güce güvenmenin; yaşam ve sağlık haklarımızı savunmanın ve geliştirmenin günüdür. Emeğimiz üzerinden kendini var eden, sömürenlere dur demenin “Biz birlikte güçlüyüz”ü göstermenin günüdür. Bu mücadele sadece hekimler, sağlık emekçileri için değil; tüm toplum için, hepimiz için. Ne toplumu ne sağlık emekçilerini ne de diğer emekçileri dinleyen bir iktidar, emeğimize sahip çıktığımızı bir kez daha görecektir. Toplumun sağlık hakkına, bizlerin emeğine göz dikmiş iktidarı G(ö)REV ile uyarmaktan başka bizlere çare kalmamıştır. Her G(ö)REV etkinliğinde olduğu gibi acil hastalar, diyaliz hastaları, gebeler, çocuk aciller, kanser hastaları, yoğun bakım hastalarının bakımı aksamayacak; COVID-19 veya COVID-19 şüphesi ile başvuranların poliklinik ve klinik tedavilerine devam edilecek; diğer hastalarımıza nöbet düzeninde sağlık hizmeti verilecektir.

Sağlıkta özelleştirmeci, hastanelerimizi satan politikalara karşı bu uyarı G(ö)REVi;

Koruyucu sağlık hizmetlerini savunmak içindir.

Emekliliğe de yansıyacak yaşanabilir temel ücret talebimiz içindir.

Güvencesiz, gerçekdışı bahanelerle işimizden edildiğimiz ve köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmesi, güvenceli çalışabilme talebimiz içindir.

Şiddete karşı etkili yasa, güvenli işyerleri, sağlıklı çalışma ortamları talebimiz içindir.

COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılması içindir,

Ağır ve tehlikeli işler kapsamında faaliyet yürüten tüm işkolu emekçileri için 5 yıla 1 yıl yıpranma payı verilmesi; ek göstergelerin 3600’den 7200’e kadar kademeli olarak yükseltilmesi içindir.

Biliyoruz ki sağlık alanına yansımış sorunlar, bütünden kopuk değildir. Eğitim, ekonomi gibi birçok alanda yürütülen yanlış politikalar sağlık alanına da aynen yansımıştır. Mevcut iktidar işçiye, emekçiye hiçbir yaşam hakkı tanımazken emekçilerin emeğine, yaşamına göz dikmiştir.

Biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak; 15 Aralık 2021 günü yaşadığımız sorunları dile getirmek ve çözüm talep etmek adına iş bırakarak Sağlık Bakanlığı’nı ve iktidarı uyaracak; sağlık ve sosyal hizmetlerin planlanmasından sunulmasına kadar karar alma süreçleri içinde yer alacağımız sağlık sistemi inşa edilinceye kadar birlikte mücadele edeceğiz.

Pandemi dönemi boyunca desteklerini hep yanımızda hissettiğimiz topluma da çağrımızdır: Yapacağımız eylem ve etkinliklerde sağlık hakkımız için birlikte olalım. Mücadelemiz yalnız kendimiz için değil, sağlığa erişim hakkı ve nitelikli sağlık hizmeti alabilmemiz içindir. Sesimizi duyun ve acil durumlar dışında sağlık kurumlarına gelmeyerek eylemlerimize destek verin.

Bu G(ö)REV emeğimize, geleceğimize, halkın sağlık hakkına sahip çıktığımızı gösteren bir uyarıdır. Artık toplumun, sağlık çalışanların çığlığına kulak verilmelidir. İktidar bilmelidir ki hekimlerin, sağlık çalışanlarının, emekçilerin söyleyecek sözü, sağlık sistemini değiştirecek gücü vardır.

Kısacası Emek Bizim ise Söz de Bizimdir!

İktidar bilmelidir ki; taleplerimiz kabul edilmediği, sağlık çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarını düzeltecek bir düzenleme hızla Meclis’e getirilmediği takdirde eylemlerimiz devam edecektir.

Bir kez daha uyarıyoruz: Oyalama Değil Hakkımız Olanı İstiyoruz!

Türk Tabipleri Birliği,

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası,

Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası,

Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası,

Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası,

Basın toplantısında söz alan SES Eş Başkanı Selma Atabey, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte sağlık sisteminde yaşanan çöküşün COVID-19 pandemisiyle birlikte daha da görünür olduğunu belirtti. Sağlığın ekip işi olduğunun ve ayrımcı uygulamalara karşı bir arada durulması gerektiğinin altını çizen Atabey, “Artık bıçak kemikte. Hem ekonomik hem özlük hem de demokratik haklarımızın hayat bulması için her birlikte mücadele edeceğiz ve kazanacağız” dedi.

Dev Sağlık-İş GYK üyesi Mihriban Yıldırım, 15 Aralık günü yapılacak “g(ö)rev”in bir uyarı niteliğinde olduğunu, iktidarın sağlık emekçilerini görmezden gelmeyi sürdürmesi halinde üretimden gelen güçlerini tekrar kullanacaklarını belirtti. Yıldırım alanlarda mücadeleyi büyüteceklerini dile getirdi.

Genel Sağlık-İş MYK üyesi Dr. Tarık Doğan da 20 yıldır ülkeyi yönetme iddiasında olan iktidarın 1 Aralık’tan bu yana oynadığı tiyatro ile ülkeyi yönetemediğini bir kez daha herkese gösterdiğini söyledi. Piyasacı sağlık anlayışının sağlık emekçilerini birbirine düşürmeye ve kurban etmeye çalıştığını kaydeden Doğan, “Tükeniyoruz ve biz de üretimden gelen gücümüzü kullanıyoruz. Toplum sağlığını korumaya, hakkımızı alana kadar vazgeçmeyeceğiz” diye ekledi. (kaynak:TTB sitesi)

Emek.org.tr

İnsan hakları haftasında sağlık hakkı için eylem… Şişli Etfal hastanesinin yerinde yapılması ve kamu sağlık hizmetine devam etmesi için insan zinciri oluşturulacak

Şişli Etfal hastanesinin yenilenmesi ancak akibetinin belirsizliği karşısında Şişli’de “Hastanemi geri istiyorum” etkinlikleri devam ediyor. Şişli Etfal Dayanışması’nın şimdiye kadar çok sayıda  toplu bildiri dağıtımı, afişleme, basın açıklaması eylemleri yapıldı.

Yetkililerin duyarsızlığına son verdirmek, hastanenin Şişli’de yeniden yapılacağı ve kamu hizmetinin devam edeceği yönünde güvence isteniyor. Bu amaçla  yarın Mecidiyeköy-Cevahir avm önünde saat 15.0 de basın açıklaması etkinliği düzenleniyor.

Bu konuda yapılan açıklama şöyledir:

HALKA YALAN MI SÖYLENİYOR!

122 yıldır sağlık güvencemiz olan Şişli Etfal Hastanesi tamamen boşaltıldı. Hastaneyi taşıma gerekçesi olarak “binalar depreme dayanıksız, yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor” dediler. Şimdi o binalara İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün bazı birimleri taşınıyor. Biz de “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!” diyoruz. Binalar kullanıma uygunsa neden Etfal’i taşıyıp, bizi hastanesiz bıraktınız? Binalar çürükse, sizin ne işiniz var orada!

RANT KOKULARI GELİYOR

Kentin göbeğinde, boğaz manzaralı, 36.525 metrekarelik arazisi olan Etfal Hastanesi üzerinde rant bulutları dolaşıyor, araziden kötü kokular geliyor. Hastanemizin tam teşekküllü olarak yerinde dönüşümü talebiyle 30 bine yakın imza topladığımız dilekçemizi 6 Temmuz 2021 tarihinde Ankara’da Sağlık Bakanlığı’na elden teslim ettik. Üzerinden aylar geçti, hala bir yanıt, bir açıklama yok.

ŞİŞLİ’DE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ

Etfal’in kapatılmasıyla ciddi mağduriyetler yaşıyoruz. İstanbul trafiğinde, aktarmalı ulaşımla Seyrantepe ve Sarıyer’e ulaşmak çok zor. Pek çok insan “yollarda rezil olmayayım” diye muayeneye gitmiyor. Seyrantepe’deki Galatasaray Stadında maç olduğu günlerde hastaneye giden metro seferleri ya durduruluyor ya da çok kalabalık oluyor. Tüm bunlar özellikle yaşlı ve engelli hastaları zorluyor. Sağlık çalışanları nöbete gidiş ve dönüşlerde ciddi sıkıntılar yaşıyor.

AMAN ACİL VAKA OLMAYIN

En önemlisi, acil vakalarda hastaneye yetişmede saniyelerin dahi çok önemi varken, İstanbul’un en yoğun trafiğinin yaşandığı bir bölgede hastanemiz kapatıldı. Acil durumlarda hemen yakınındaki Etfal Hastanesini kullanan yurttaşların hayatları ciddi risk altında. Öte yandan, gerçekleşmesi öngörülen büyük İstanbul depreminde Etfal’siz bir Şişli’yi düşünmek dahi istemiyoruz.

OKMEYDANI HASTANESİ ARTAN YÜKÜ KALDIRAMIYOR

“Etfal’i kapatırsanız bölgedeki tek kamu hastanesi olarak kalacak Okmeydanı Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesinin iş yükü artar, nitelikli sağlık hizmeti verilemez” diye uyarmıştık yetkilileri. Tam da öyle oldu. Etfal kapandığı için Okmeydanı Hastanesinde aşırı yığılma yaşanıyor. Randevu almak artık çok daha zor. Tahlil ve tetkikler için aylar sonrasına gün veriliyor. Acil serviste bir hastaya ayrılan 5-10 dakikalık süre yoğunluk nedeniyle 5 dakikanın altına inmiş durumda.

HASTANEMİZİ GERİ İSTİYORUZ

Sağlık Bakanlığı’na ve tüm yetkililere çağrımızı tekrarlıyoruz. Nitelikli sağlık hizmeti almak ve bu hizmete kolay erişim her yurttaşın hakkıdır. Şişli Etfal binaları, bilimsel raporlara uygun olarak güçlendirilmek ve/veya yıkılıp yeniden yapılmak suretiyle en kısa sürede hizmet verecek hale getirilsin. Etfal Hastanesi, yine tam teşekküllü olarak, eski kapasitesi korunarak yerinde inşa edilsin, sağlık güvencemiz olmaya devam etsin. Yetkililerden söz ve güvence bekliyoruz.

Sağlık Hakkımız İçin Birlikte, El Ele

ETFAL İÇİN İNSAN ZİNCİRİNE

122 yıldır Şişli ve çevre halkının en büyük sağlık güvencesi olan Şişli Etfal Hastanesi boşaltıldı. Hemen yanı başımızdaki tam teşekküllü hastanemiz elimizden alındı.

Hastanemizin yenilenerek yerinde hizmete devam etmesi yönünde aylardır dile getirdiğimiz talebimize karşılık verilmiyor. Etfal arazisinde ne yapılacağına dair hiçbir açıklama yapılmıyor.

Bizler, Şişlili yurttaşlar, sağlık emekçileri, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, sendikalar, yerel sivil inisiyatifler olarak parasız, nitelikli, erişilebilir sağlık hakkımızı savunmaya devam edeceğiz. Etfal’in iştah kabartan arazisiyle rant projelerine kurban edilmesine, özel hastane zincirlerine peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğiz.

“Etfal’i Geri İstiyoruz” sloganıyla gerçekleştireceğimiz basın açıklamasına ve ardından oluşturacağımız insan zincirine tüm yurttaşları katılmaya çağırıyoruz. Birliğimiz gücümüzdür.

Ellerimiz Etfal için birleşsin.

ETFAL’İ GERİ İSTİYORUZ!..

Tarih  : 11 Aralık 2021, Cumartesi

Yer     : Cevahir AVM Önü Saat   : 15.00

 

emek.org.tr

TBMM ne verilen ancak geri çekilen yeni kanun teklifi sağlık işçilerinde tepki yarattı. Dün sosyal ekonomik koşullar ve özlük haklarıyla ilgili talepleri de açıklayan sağlık emekçileri bir günlük iş bırakma eylemi yaptı. İş bırakma nedeniyle yaşamsal önemdeki bölümler dışındaki sağlık birimleri çalışmadı.

Birçok ilde ve hastanelerde iş bırakan sağlık emekçileri, tüm haklarla ilgili ayrımcılık yapılmadan uygulama yapılmasını istedi. Söz konusu kanunda maaş iyileştirmesi ve ek göstergelerin yalnızca hekimlere verilecek olmasının iş barışını bozduğunu, eşitsizlik ve ayrımcılık yarattığını savunan sağlık emekçileri, hekimlere yönelik maaş artışının ve ek göstergenin de 3600’den başlayarak kademeli olarak 7200’e kadar tüm sağlık emekçilerine uygulanması talep ediliyordu.

SES İstanbul Şubeleri Çapa Hastanesi önünde buluşup İl Sağlık Müdürlüğü’ne yürüdü. Polisin engellemeleri nedeniyle gerginlik ve tartışmaların yaşandığı yürüyüş güzergahı İl Sağlık Müdürlüğü önünde açıklamayla son buldu. Burada basın açıklaması yapan sağlık emekçileri şu talepleri ilan etti:

-Tüm sabit ücretlere gerçek enflasyon oranında ek zam verilsin,

-Vergi dilimi soygununa son verilsin,

-Asgari ücretten vergi alınmasın. Asgari ücretin üstündeki gelirimizde vergi %10 da sabitlensin,

-3600 ek gösterge seçim vaadi olmaktan çıkarılsın bir an önce düzenleme yapılsın,

-Gıda, elektrik, doğalgaz gibi, temel ihtiyaç maddelerinden alınan dolaylı vergiler kaldırılsın,

-Sağlık iş kolunda 5 yıla 1 yıl yıpranma düzenlemesi yapılsın erken emeklilik düzenlensin,

-12 Saat üzeri çalışma yasaklansın mesai sonrası çalışma iki kat ücretlendirilsin,

-4-B süresiz sözleşmeli, 3+1 sözleşmeli kadroya alınsın

Ankara, İzmir, İstanbul, Eskişehir, Adana, Mersin, Çorum, Hopa, Sivas, Mardin, Batman, Diyarbakır, Manisa, Bursa, Kocaeli, Antalya, Kayseri, Dersim, Yalova ve daha birçok ilde iş bırakan emekçiler acil servis, diyaliz ve onkoloji gibi birimler dışında hizmet üretmedi. KESK-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) çağrısıyla başlayan iş bırakma eylemine Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, sağlık emekçileri dernekleri, sendikalar destek verdi.

Emek.org.tr