MADEN

Deklarasyon: VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR !

Yeryüzünü, dağları, dereleri, ovaları, su havzalarını, ormanları, tarım alanlarını ve meraları, yerel halkın yaşam alanlarını, köylerini, kasabalarını, tüm o ekosistemde yaşayan diğer canlı türlerinin  evini birer ekoyıkım suç mahalline çeviren şirketlerin ve iktidarların karşısında, hep birlikte isyanımızı büyütüyoruz.

İklim krizinin gezegenimizi sürüklediği yok oluşun bir sistem sorunu olduğunu biliyoruz. Ancak ne yazık ki krizin ekoloji politik bağlamda etkin siyasetin gündemine yerleşemediğini de görüyoruz. Sömürgeci sistem, insanı merkeze alıyor ve doğayı insan için tüketilebilir kaynaklar bütünü olarak görüyor; oysa yeryüzü üzerindeki tüm canlı ve cansız varlıklarla yaşamsal bir ağ. Bu ağı bir arada tutmak ancak herkese yaşam hakkı tanımakla yani adil, eşitlikçi ve ekolojik bir sistemle mümkün.

Doğayı yaşayan bir sistem olarak görmeyen kapitalizm gezegen üzerindeki tahakkümünü artırıyor. Sermayenin yeryüzüne karşı giriştiği bu saldırgan ve vahşi sömürünün sonucunda, aşırı iklim olayları ile karşı karşıya kalıyoruz. Mega yangınlar, aşırı yağışlar, seller, kuraklık bunlardan sadece birkaçı. Kapitalist sermaye, doğaya kendi vahşiliğini atfederek, “Vahşi Doğa” diyor. Ancak biz “Vahşi Madencilik” derken, “vahşi” kelimesini doğayı ötekileştiren insan merkezci argümandan doğru kullanmıyoruz. Kapitalizmin inşa sürecinde, yeni kıtalara yönelik işgalci, yağmacı, sömürgeci, doğa üzerinde tahakküm kuran hegemonyadan doğru kullanıyoruz. İşte “Vahşi madencilik” Antroposen (İnsan) Çağı’nın kapitalist ekokıyımı ile yeryüzünün üzerindeki canlılarla işbirliği içinde hayatta kalma çabasının tam da ortasında duruyor. Biga yarımadası, Edremit’ten Bandırma’ya kadar  uzanan bir ekosistem. Kazdağları ve çevresi de bu ekosistemin önemli bir parçası. 1.697.062 hektar olan Kazdağları, doğal sit alanları, gen koruma alanları, milli parklar, kent ormanları, tabiat parkı ile yaban hayatı için de çok önemli bir alan.

Ne yazık ki Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden alınan verilere göre bu alanın %79’u ruhsatlandırılmış durumda. Bunun da %41’i aktif ruhsatlı alan. Bu yoğunlukta madencilik faaliyeti tüm ekosistemi, sosyal, kültürel ve ekonomik yapıyı tehdit ediyor. Bir dünya mirası olan Kazdağları 72 si endemik, 1400’ün üzerinde bitki türünün ve sayısız hayvanın yuvası. Avrupa ve Asya kıtaları için inanılmaz büyük bir biyoçeşitlilik göz göre göre feda ediliyor. Kazdağları 1600’den fazla ruhsat ile 90 civarında yerli ve yabancı şirketin talanına açık hale getiriliyor.

Bugün Bayramiç, Çan, Lapseki, Ayvacık ve Yenice metalik madencilik nedeniyle etkileri yüzlerce yıl sürecek bir doğal yıkım tehdidiyle karşı karşıya. Uşak Kışladağ, Kütahya, Bergama, Giresun, Ayvalık, Artvin Murgul ve Erzincan İliç’te yaşanan kazalarda vahşi madenciliğin neden olduğu doğa ve insan kıyımları yaşanmışken Kazdağları’nda böylesi felaketlere geçit vermeyeceğiz.

Madencilik projeleri dışında termik, jeotermal, yanlış yerlere yapılan rüzgâr enerji santralleri gibiçeşitli enerji projeleri ile de binlerce dönüm toprağımız kaybediliyor, yüzbinlerce ağacımız katlediliyor. Sözde ekoturizm projeleri ile kırsal alan talan ediliyor. Dağlarımız paramparça! Yabanıl hayat yok oluyor. Yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarımız kesiliyor. Suyumuz tükenme noktasında. Ne için? Yerli ve yabancı şirketlerin, iktidarla işbirliği yaparak, kurumları etkisizleştirerek, hukuku hiçe sayarak kendi rant ekonomilerini büyütmek istedikleri için.

Yurdun dört bir yanında, denetlenmeyen, işçi sağlığı ve güvenliğini hiçe sayan binlerce maden işletiliyor atık havuzları, onlarca metre yükseklikte pasa dağları, siyanürlü, sülfürik asitli liç alanları, fay hattı üzerinde kurulu maden sahaları çevresindeki doğa ve yaşam alanlarını tehdit ediyor.

Milyonlarca metreküp suyumuza el koyan maden şirketleri aşırı kuraklıktan elimizde kalan son sukaynaklarımıza da göz dikiyor.

Vahşi madenciliğin geri dönüşsüz bir doğa yıkımı olduğunu biliyoruz. Rehabilite edilmesi imkânsız alanlar olarak terk edildiğinde yüzlerce yıl zehir saçmaya devam ettiğini de. Balıkesir Balya’da neredeyse 100 yıldır atıl halde bulunan atık barajı halen çevresine siyanür ve ağır metaller saçıyor.

Bölgemizin ve ülkenin gıda güvenliği için büyük öneme sahip olan ve yıllar boyu gelir ve istihdam sağlayan tarım ve hayvancılığı bitirecek olan, en fazla 8-10 senelik geçici istihdam yaratan kirli, vahşi madencilikte ısrar etmenin, yoksulu daha da yoksul, varsılı daha da varsıl yapan ve riski halka yıkan bu politikaların kimlere, hangi sisteme ve sermayeye hizmet ettiğinin farkındayız.

Teck Cominco, Pilot Gold, Fronteer, Alamos, SSR Mining, Eldorado Gold, Liberty Gold, Stratex, Centerra gibi çokuluslu şirketler ile Cengiz Holding, Nurol Holding, Eczacıbaşı, Koç Holding, Zorlu, Tüprag, Ciner Grup, Koza, Bahar Madencilik, CVK gibi yerli şirketler, siyasi iktidar ile işbirliği yaparak, Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve benzeri diğer banka ve finans kuruluşları tarafından kredilendirilerek ülkemizin dağlarında, ovalarında, ormanlarında hak sahibi oluyorlar.

Birinci derece deprem bölgesinde bulunan Çanakkale ve Balıkesir illerimizin Bayramiç, Çan, Lapseki, Ayvacık, Yenice, Balya, Havran, İvrindi, Burhaniye, Ayvalık, Sındırgı, Dursunbey gibipek çok ilçesinde sürdürülmek istenen, ekolojik yıkımlara yol açan, başta altın olmak üzere, kurşun, bakır, gümüş gibi metalik madencilik projelerine karşı bölgede yıllardır sürdürdüğümüz aktif alan savunması ve hukuki mücadele ile önleri kesilen şirketler, faaliyetlerini sürdürebilmek için her yolu deniyor. Yasaların yönetmeliklerin ardından dolanarak yol almaya çalışan şirketler, diğer yandan da doğa hakkı mücadelesi veren hak savunucularını, itibarsızlaştırmaya çalışarak, iftiralarla, suç duyuruları ve tazminat davaları ile yıldırmaya çalışıyor.

Bugün Cengiz Holding’e ait Truva Bakır Madenciliğin Bayramiç ve Çan sınırları içinde kalan Halilağa Bakır Madeni projesinde 1 milyona yakın ağacın üzerlerine çarpı işareti atılarak işaretlendiği, gövdelerinde çentiklenmek suretiyle izler bırakıldığı bir ormanlık alanda, korku ve endişe ile her an kesilmeyi bekleyen o ağaçlara sarılmaya mecburuz. Lapseki’de Nurol Holding’e ait TÜMAD’ın yok etmeyi hedeflediği her ağacı tek tek savunmaya mecburuz. O ağaçların içinde olduğu ormanlarla çevrili köylerimizde yaşayan köylülerimizin, evlerini, geçim kaynaklarını, sularını, topraklarını kaybetme kaygısını içimizde hissetmeye mecburuz.

En son Erzincan İliç’te sonuçları yüzyıllar sürecek Çernobil etkisinde bir ekoyıkım yaşanmış, 9 işçimiz vahşi madenciliğe kurban edilmişken, tüm ülkede yükselen madencilik karşıtı sesi meydanlara, şehir merkezlerine taşımak, geniş halk kitlelerinin dikkatini vahşi madenciliğe çekmek ve vahşi madenciliğe son verilmesini sağlamak tek amacımız.

“Kazdağları’nda Vahşi Madenciliğe Hayır” mitingi bu amaç ile yola çıkılmış ilk geniş katılımlı mitingdir. Çanakkale’den başlayıp tüm madencilik tehdidi altındaki şehirlerimizde de devamı gelecektir.

Çanakkale halkının daha önce de sahip çıktığı Kazdağları’na yeniden sahip çıkacağını, köylerimizin, köylülerimizin yanında duracağını, bu doğa katliamının karşısında duracağını biliyoruz.

Ülkemizin her yerini kuşatan vahşi madenciliğe karşı Çanakkale’den, Kazdağları’ndan sesimizi yükseltiyoruz, bu ses ülkenin dört bir yanından duyulsun, çoğalsın ve yankılansın istiyoruz.

VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR!

 

KAZDAĞLARI EKOLOJİ PLATFORMU

EGE VE MARMARA ÇEVRECİ BELEDİYELER BİRLİĞİ”

emek.org.tr

İliç Çöpler altın madeni sahasında yaşanan facia sorumluları olarak gösterilen Anagold şirketi ve  dönemin yetkili bakanı Murat Kurum hakkında  suç duyuruları yapıldı.

Ekoloji örgütleri kaynağından aldığımız bilgiye göre dün 18  adliyede yapılan suç duyuruları sayısı 500 ü geçti. Suç duyurularının devam edeceği beklenilmektedir.

İstanbul’da 26 ŞUBAT 2024  günü yapılan  İLİÇ SUÇ DUYURUSU İÇİN BASIN BİLDİRİSİ metni şöyledir:
“İliç’te ekokırım suçu işlenmiştir.

Yaptığımız suç duyurusu ile, İliç’te yaşanan, telafisi mümkün olmayan ağır doğa tahribatının, bir çevre felaketi değil “ekokırım suçu” olduğunu vurgulamak isteriz. Ekokırım, doğanın katledilmesi, gelecek kuşakları da etkileyecek şekilde, ağır ve telafisi mümkün olmayan doğa tahribatı, yani ekolojik yıkımdır. Böylesi büyük ölçekte doğa tahribatına sebep olan “kasıtlı fiiller” ise ekokırım suçudur.

Bu bağlamda, İliç’te yaşananlar kesinlikle “ihmal suçu” değildir. Öngörüldüğü, uyarıldığı, ölçümlendiği, verileri sunulduğu halde, sonucu bilinerek yapılan bu kasıtlı fiiler, ihmal edildi denilerek geçiştirilemez veya örtbas edilemez. Su döngüsü marifetiyle, Fırat Havzası’nın tamamına yayılmasına uzmanlar tarafından kesin gözüyle bakılan bu “sınır ötesi doğa tahribatı”, yani ekolojik yıkım, hava küre, yer küre ve su küreyi, çok ağır ve geniş ölçekte kirletmiş, gelecek kuşakların sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını ellerinden almıştır.

Başka bir deyişle, İliç altın madeninden yayılan tehlikeli atıklar, hem coğrafi bakımdan sınır ötesine taşan, hem de o coğrafyada yaşayan tüm canlılığı tehdit eden, “devasa ölçekli bir suç mahalli” haline insan eliyle dönüştürülmüştür. Ekokırım suçu günümüzde, dünyanın bildiği, tartıştığı, hem ulusal hem de uluslararası yasalara dahil ettiği bir suçtur. Yaşam alanlarımızı yok eden kişi, kurum, anlayış ve uygulamalara karşı, doğa ve insan türü, bu günkü değerler ve yetersiz hukuki tedbirler düşünüldüğünde savunmasızdır.

Bu gün olduğu gibi “kasten işlenmiş suçlar karşısında hiçbir sorumluluk almayan yetkililer” çıkmazından kurtulmak ve tıpkı ekosistemin kendisi gibi bütüncül bir bakış açısıyla, canlı ve/veya cansız, doğayı oluşturan tüm unsurların haklarını korumak için yine hukuğa güveniyoruz.

Bu amaçla, sokaktaki yurttaşlardan 28 bin ıslak imza toplayarak sunduğumuz Ekokırım Yasa Teklifinin 5 Ocak 2024 tarihinden beri tüm vekillerin masasında olduğunu buradan duyururuz. Eğer vekiller, gelecekte, İliç gibi büyük ekokırımlardan ülkemizi korumak istiyorlarsa, dünyanın bu konuda aldığı önlemleri yerine getirir ve ekokırımın suç olarak ceza hukumuzda yer alması için gereken Meclis oturumlarını başlatırlar.

Türkiye çapında, 18 adliye sarayına bu gün eş zamanlı verdiğimiz suç duyurusunun içeriği aşağıdaki gibidir:

1-Çok sayıda insanı öldürme (TCK madde 81, 85/2), 2-“İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla” Çevreyi kasten kirletme (TCK madde 181/1,4,5), 3-Görevi kötüye kullanma (Kamu görevlileri yönünden) (TCK madde 257) 4-Tespit edilecek diğer suçlar Anayasanın 17.maddesi ile güvence altında alınan “yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı”na, 56.maddesinde yer alan “sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı” ile “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek ödevi”ne dayanarak olayla ilgili etkili soruşturma yapılması, faillerin cezalandırılması için başvuru yapıyoruz

Yukarıda açıklanan nedenlerle; Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş, yöneticileri ve çalışanları ile gereken idari önlemleri almayan, denetim yapmayan olaya yol açan izin ve ruhsatları veren kamu görevlilerinin tespit edilmesini, yapılacak soruşturma sonucunda, tespit edilen şüphelilerin atılı suçlardan cezalandırılmaları, şüpheli şirkete verilen tüm izinlerin TCK madde 60 gereğince iptali istemli olarak kamu davası açılmasını talep etmekteyizç-EKOKIRIM YASASI YURTTAŞ İNSİYATİFİ”

Kurumlar adına veya bireyler adına yapılacak suç duyurusu dilekçe örnekleri de aşağıdadır.

…/…/2024

…….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI  Kanalıyla

İLİÇ CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

ŞİKAYETÇİ                         : (Ad-soyad-TC kimlik no-adres)

ŞÜPHELİLER                     :

  • Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş, Çöpler Köyü Mevkii İliç/ERZİNCAN
  • Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş yöneticileri
  • Suçun önlenmesi için görevini yapmayan, Murat Kurum, Eski Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı- Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü görevlileri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı-Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü görevlileri, Erzincan Valiliği- İzleme ve Denetleme Komisyonu üyeleri
  • 2022 yılındaki siyanür borusunun patlaması adli ve idari soruşturmalarını kapatan kamu görevlileri

SUÇLAR                              : Şüpheli Anagold Madencilik San.ve Tic.A.Ş. tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni işletmesinde yığın liç sahasının kayması/çökmesi ve geniş bir alana yayılması sonucu; 1-Çok sayıda insanı öldürme (TCK madde 81, 85/2), 2-“İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla” Çevreyi  kasten kirletme (TCK madde 181/1,4,5), 3-Görevi kötüye kullanma (Kamu görevlileri yönünden) (TCK madde 257) 4-Tespit edilecek diğer suçlar

SUÇ TARİHİ                        :  13.02.2024

13.02.2023 tarihinde Erzincan-İliç’te siyanür liçi yöntemiyle işletilen şüpheli Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş  tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni işletmesinde yığın liçi sahasında meydana gelen kayma/çökme sonucunda büyük bir ekolojik yıkım yaşanmıştır. Resmi açıklamalara göre; maden çalışanı 9 kişi, kayan siyanürlü ve ağır metalli kütlenin altında kalmıştır. Çöpler Altın Madeninde işlenen ilk suç değildir. Yığın liçi sahasında 27.03.2022 tarihinde de kayma meydana gelmişti. 21 Haziran 2022 tarihinde şimdi yıkılan liç sahasına siyanür taşıyan boru çatlamış ve 3 saat boyunca, yaklaşık 20 ton siyanürlü solüsyon açık alana boşalmıştı.  Bu olay üzerine çok sayıda kurum ve kuruluş ile yaşam savunucusu yurttaş, suçun faillerinin tespit edilerek yargılanmaları için İliç Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu ancak Savcılık tarafından KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA karar verilmişti. İşlenen ekokırım suçuna ilişkin olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından  altın madeni işletmesine, “en üst sınır”dan idari para cezası kesilmiş, çevre izin ve lisansı iptal edilerek 27.06.2022 tarihinde faaliyeti durdurulmuşsa da  23 Eylül 2022’de yeniden faaliyetine izin verilmiş ve doğaya karşı işlenen suçlar bu şekilde kapatılmıştı. Şimdi de yığın liç sahası çökmüş, 9 maden çalışanının ölmesine ve geri dönüşü olmayacak şekilde ekolojik yıkıma yok açılmıştır.  İşlenen suç, tipik bir ekokırım suçudur.

Anayasanın 17.maddesi ile güvence altında alınan “yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı”na, 56.maddesinde yer alan “sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı” ile “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek ödevi”ne dayanarak olayla ilgili etkili soruşturma yapılması, faillerin cezalandırılması için başvuru yapıyorum.

SONUÇ VE İSTEM             : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş, yöneticileri ve çalışanları ile gereken idari önlemleri almayan, denetim yapmayan olaya yol açan izin ve ruhsatları veren kamu görevlilerinin tespit edilmesini, yapılacak soruşturma sonucunda, tespit edilen şüphelilerin atılı suçlardan cezalandırılmaları,  şüpheli şirkete verilen tüm izinlerin TCK madde 60 gereğince iptali istemli olarak kamu davası açılmasını talep ediyorum. Saygılarımla.

(Ad-Soyad –İmza)

 

EKİ:Nüfus cüzdanı fotokopisi

…………………………………………………………………………………..

 

…/…/2024

 

…….. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI

Kanalıyla

İLİÇ CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA-

ŞİKAYETÇİ                         : (Ad-soyad-TC kimlik no-adres)

ŞÜPHELİLER                     :

1.) Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş, Çöpler Köyü Mevkii İliç/ERZİNCAN

2.) Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş  yöneticileri

3.) Suçun önlenmesi için görevini yapmayan

  • Murat Kurum, Eski Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı- Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü görevlileri
  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı-Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü görevlileri
  • Erzincan Valiliği- İzleme ve Denetleme Komisyonu üyeleri
  • 2022 yılındaki siyanür borusunun patlaması adli ve idari soruşturmalarını kapatan kamu görevlileri

SUÇLAR                              :

Şüpheli Anagold Madencilik San.ve Tic.A.Ş. tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni işletmesinde yığın liç sahasının kayması/çökmesi ve geniş bir alana yayılması sonucu;

1-Çok sayıda insanı öldürme (TCK madde 81, 85/2),

2-“İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla” Çevreyi  kasten kirletme (TCK madde 181/1,4,5),

3-Görevi kötüye kullanma (Kamu görevlileri yönünden) (TCK madde 257)

4-Tespit edilecek diğer suçlar

SUÇ TARİHİ                        :  13.02.2024

  • OLAYLAR :

Çöpler Altın Madeni İşletmesi, Türkiye’deki yığın liçi yöntemi ile altın madeni elde edilen en büyük tesistir, 2009 yılından bu yana faaliyet göstermektedir. İşletme Fırat nehrinin bir kolu olan Karasu ve bunun üzerinde bulunan Bağıştaş barajına çok yakın konumdadır. İşletmenin bulunduğu alanın akarsu ve baraja göre daha yüksek konumda olması, işletmede oluşabilecek her türlü sıvı atığın serbest kalması halinde aşağı doğru akarak akarsuya erişmesi  ve büyük çevre  felaketlerine yol açma riski bulunmaktadır.

13 Şubat Salı günü saat 14.30 sularında Erzincan-İliç’te siyanür liçi yöntemiyle işletilen şüpheli Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş  tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni işletmesinde yığın liçi sahasında meydana gelen kayma/çökme sonucunda büyük bir ekolojik yıkım yaşanmıştır. Resmi açıklamalara göre; maden çalışanı 9 kişi, kayan siyanürlü ve ağır metalli kütlenin altında kalmıştır. Can kaybına yol açmasının yanı sıra yığın liçi sahasının kayması aynı zamanda şimdiden sonucu kestirilemeyecek büyük bir çevre felaketine yol açmıştır. Konunun uzmanları tarafından, zehirli, ağır metalli atığın Fırat Nehrine karışma riski uyarısı yapılmaktadır. Sınır aşan suların kirlenmesi halinde, Türkiye açısından uluslararası boyutta sorumluluklar doğuracaktır.

Söz konusu altın madeni işletmesindeki sürekli yükselen yığın liçi sahası ve atık barajı konusunda Uzmanlar, uzun zamandır uyarıda bulunmaktadırlar. Yaşanan; kaza ya da doğal felaket şeklinde geçiştirilemeyecek, göz göre göre işlenen bir ekokırım suçudur.

Çöpler Altın Madeninde işlenen ilk suç değildir. Yığın liçi sahasında 27.03.2022 tarihinde de kayma meydana gelmişti. 21 Haziran 2022 tarihinde şimdi yıkılan liç sahasına siyanür taşıyan boru çatlamış ve 3 saat boyunca, yaklaşık 20 ton siyanürlü solüsyon açık alana boşalmıştı.  Ekolojik bir yıkıma yol açacak olan bu olay üzerine çok sayıda kurum ve kuruluş ile yaşam savunucusu yurttaş, suçun faillerinin tespit edilerek yargılanmaları için İliç Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu. İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından işlenen suç  “Çevrenin taksirle kirletilmesi sonucu toprakta,suda,havada kalıcı etki bırakması” suçu olarak nitelendirilmiş, bu kapsamda  “…şüphelilerden Anagold Madencilik  Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi, Adnan KEKLİK, Ethem KEKLİK, Burhanettin ŞAHİN, Muharrem KEKLİK, Soysal DOĞAN, Alpaslan İSKENDER, Mehmet Koray ŞİMŞEK, Kaan TOKER, Özgür KAYA, Ahmet İlker DOĞAN, Dursun Oktay ÖZDEMİR’e ön ödeme emri çıkarılmış, ön ödeme emirlerinin yerine getirilmesi üzerine haklarında KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA karar verilmişti. Adli soruşturmanın yanı sıra  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından  altın madeni işletmesine, “en üst sınır” olan 16 Milyon 441 Bin 440 Türk Lirası idari para cezası kesilmiş, çevre izin ve lisansı iptal edilerek 27.06.2022 tarihinde madenin faaliyeti durdurulmuşsa da  23 Eylül 2022 tarihinde yeniden faaliyetine izin verilmiş ve doğaya karşı işlenen suçlar bu şekilde kapatılmıştı.

İki yıl önce kayan yığın liç sahası 13 Şubat 2023 günü çökmüştür. Olay sonucu, 9 emekçinin yaşam hakkı elinden alınmış, ayrıca geri dönüşü olmayacak şekilde ekolojik bir yıkıma yok açılmıştır.  İşlenen suç, tipik bir ekokırım suçudur.

Anayasanın 17.maddesi ile güvence altında alınan “yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı”na, 56.maddesinde yer alan “sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı” ile “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek ödevi”ne dayanarak olayla ilgili başvuru yapıyoruz.

  • HUKUKSAL DEĞERLENDİRMELER :

Bilindiği gibi; Anayasa’nın 17/1. maddesine göre; “.. Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..”  Anayasa’nın 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek , çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasanın 56. Maddesi ile sadece bizlerin değil, gelecek nesillerin de yaşama hakkı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede, insan ve canlı yaşamının devamlılığı adına, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının bir insan hakkı olarak ve kamusal bir anlayışla ele alınması gerekmektedir.

Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır.

Türk Ceza Kanunu’nun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Kaldı ki başvuruya konu olayda çok büyük zararlar meydan gelmiştir.

Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK’nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir.  Aynı maddenin 5.fıkrasında “maddenin iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur” düzenlemesi getirilmiştir.

Buna benzer olayların bir daha yaşanmaması, şikayet edilen şirket hakkında, güvenlik tedbirinin alınması, TCK’nın 60/1. maddesine göre faaliyetine olanak sağlayan izinlerin iptali gerekmektedir.

Diğer yandan söz konusu olayın denetimsizlikten meydana geldiği de görülmektedir. Madenin ilk faaliyetinden  ve kapasite artırımlarından önce Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporları düzenlenmiş, bu raporlar incelenip Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından uygun bulunmuş ve ÇED olumlu kararları verilmiştir. Ardından Erzincan Valiliği bünyesinde kurulan  İzleme ve Denetleme Komisyonu tarafından her ay denetleniyor olması gerekir. Ayrıca Madencilik mevzuatı kapsamında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından periyodik denetlemeler yapılması gerekmektedir.

Buna rağmen; Çöpler Altın Madeni İşletmesinde  27.03.2022 tarihinde yığın liç sahasında çatlama ve kayma meydana gelmiş, 21 Haziran 2022 tarihinde de yığın liç sahasına siyanür taşıyan boru çatlayarak, 3 saat boyunca yaklaşık 2 ton siyanürlü solüsyon doğaya boşalmıştır. Şimdi de suça konu olay gerçekleşmiştir.

Bu olaylar silsilesine göre;Çöpler Altın Madeni İşletmesine ilişkin ÇED raporlarındaki belirlemeler ve önlemlerin yetersiz olmasına karşın ÇED olumlu kararlar verildiği, faaliyet aşamasında da  usulüne uygun denetimler yapılmadığı ve suça konu olayın meydana geldiği anlaşılmaktadır.

Böylelikle; şüpheli Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş  tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni işletmesinde,  13 Şubat 2024 tarihinde yığın liç sahasının kayması/çökmesi ve geniş bir alana yayılması sonucu; resmi açıklamalara göre 9 insanın öldürülmesi suçu ile bölgenin toprak örtüsünün, yer altı ve yüzey sularının siyanürlü, ağır metalli malzemeyle kirletilmesi sonucunda da“İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla” çevreyi  kasten kirletme suçu işlenmiştir

Suçun faillerinin de Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile yöneticilerinin ve çalışanlarının yanı sıra, başta eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı şüpheli Murat Kurum ile ilgili diğer kamu görevlileri olduğu ortadadır.

SONUÇ VE İSTEM             : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş, yöneticileri ve çalışanları ile gereken idari önlemleri almayan, denetim yapmayan olaya yol açan izin ve ruhsatları veren kamu görevlilerinin tespit edilmesini, yapılacak soruşturma sonucunda, tespit edilen şüphelilerin atılı suçlardan cezalandırılmaları,  şüpheli şirkete verilen tüm izinlerin TCK madde 60 gereğince iptali istemli olarak kamu davası açılmasını talep ediyorum. Saygılarımla.

Şikayetçi 

(Ad-Soyad –İmza)

 

EKİ:Yetki belgesi;

………………………………………………………………………..

emek.org.tr