sanatçılar

 

İki sanatçının bıraktığı izler

Sinemacı Teodoros Angelopoulos ve roman yazarı Yaşar Kemal’in düşündürdükleri…

Olcay KARAY YAZDI.

Yaşar Kemal okumaya devam ederken, en sevdiğim yönetmen olan Angelopoulos filmlerini yeniden izliyorum. Aralarında muazzam bir benzerlik olduğunu düşünüyorum.

İlk bakışta Theo Angelopoulos ile Yaşar Kemal çok farklı sanatçılar gibi görünürler; biri sinema diliyle destansı filmler yaparken, diğeri roman bunu yapar. Ama ikisinin de beslendiği bazı ortak damarlar var.

Özellikle Eternity and a Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) filminde ölümün eşiğindeki bir insanın geçmişi, hayalleri, anıları ve bugünü iç içe geçer. Gerçek ile düş arasında kesin sınırlar yoktur. Kahraman yaşama tutunmak ister ama aynı zamanda zamanın elinden kayıp gittiğini hisseder.

Yaşar Kemal’de de benzer bir durum vardır. Özellikle Karıncanın Su İçtiği ve devamındaki Ada romanlarında karakterler sık sık kendi iç sesleriyle, ölülerle, anılarla, hayallerle konuşurlar. Bu doğrudan “fantastik” değildir; daha çok halk anlatılarının, masalın ve belleğin gerçek hayatın içine karışmasıdır.

Bir başka ortak nokta da “kaybolan dünyanın hüznü”dür. Angelopoulos’un filmlerinde sınırlar, göçler, yıkılan idealler ve yaşlanan insanlar vardır. Yaşar Kemal’de ise yok olan zengin yerel kültür, savaşların bıraktığı yaralar, sürgünler ve geçmişin silinmesi. İkisi de tarihin büyük hareketlerini sıradan insanların hayatlarında gösterir.

Hatta bana kalırsa ikisini yakınlaştıran şeylerden biri de “epik ile lirik olanı birleştirmeleri.” Bir yanda büyük tarih vardır; öte yanda tek bir insanın yalnızlığı. Angelopoulos uzun planlarla bunu yapar, Yaşar Kemal ise destansı betimlemeler ve iç konuşmalarla.

“Hayalle karışık yaşama arzusu” meselesi, ikisinin de anlatılarının merkezinde duruyor. Ölüm, yıkım ve yalnızlık vardır ama bunlar nihilizme dönüşmez. İnsan yine de yaşamaya, sevmeye, hatırlamaya çalışır. Bu yönüyle ikisinin dünyasında da güçlü bir hümanizm hissedilir. (26.07.2026)

 

emek.org.tr