Kürt Sorunu

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış için 1001 İmza” deklarasyonu…

Yürütülen kampanya dün İstanbul’da gerçekleştirilen etkinlikle açıklandı.

Türkiye’de barış, eşit yurttaşlık ve demokratik çözüm arayışında farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren “Demokratik Cumhuriyet ve Barış için 1001 İmza” deklarasyonu İstanbul’da açıklandı.

Deklarasyonda 4 ana talebin zemini olarak ifade edilen “Barış sürecinin toplumsallaştırılması” ve “demokratik bir cumhuriyet” çağrısı yapıldı.

Kürt sorununun yaşanan süreçteki evrimine bağlı olarak gündeme gelen bu etkinlik sadece imza kampanyası değil; aynı zamanda yürüyen sürecin toplumsallaştırılması ve farklı toplumsal kesimlerin bu sürecin öznesi hâline gelmesi çağrısı olarak vurgulanıyor.

1001 imza etkinliği; eşit yurttaşlık, ana dil, hukuk, demokratik siyaset, geçmişle yüzleşme, onarıcı adalet ve toplumsal katılım gibi başlıklar ve  “Barıştan sonra nasıl bir cumhuriyet?” sorusunu da beraberinde getirdi.

Kadınlardan aydınlara, sanatçılardan akademisyenlere, işçilerden gençlere uzanan farklı kesimlerden isimlerin imza verdiği deklarasyonla, “barış sürecinin toplumsallaştırılması” ve “demokratik bir cumhuriyet” çağrısı yapıldı.

Buluşmanın dikkat çeken tarafı ise yalnızca 1001 kişinin imza vermesi değil, farklı siyasi, etnik ve toplumsal çevrelerden isimlerin aynı salonda buluşmasıydı.

1001 imza, bir hikâye

İstanbul-Eyüp Sultan Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki buluşmada farklı kesimlerden gelen konuşmacıların ortaklaştığı temel başlıklar ise silahların susmasıyla sınırlı kalmadı.

Kampanyanın 4 temel talebi:

Etkinlikte açıklanan Deklarasyon metnini Gazeteci Nezahat Doğan okudu.

Deklarasyon metninde, “Masallar gerçeği gizlemek için değil, gerçeğin canını yakıp onu yeniden inşa etmek için anlatılır” ifadesine yer verilerek, toplumsal hikâyenin akışını değiştirmek üzere bir araya gelindiği vurgulandı. Çatışmanın, ayrışmanın ve sessizliğin karanlığına karşı barıştan yana net bir tutum alındığı ifade edildi.

Metindeki başlıklar şöyle:

* Türkiye’de devam eden çözüm süreci bağlamında, ilk etapta silahsızlanmayı ve şiddetin her türlüsünün ülkenin  ve toplumun gündeminden tamamen çıkarılmasını destekliyoruz.

* Sorunun asıl kaynağının Kürt varlığının inkârı olduğu bilinciyle, eşit yurttaşlık talebinin anayasal güvenceye alınmasını, anadilinde eğitim hakkının tanınmasını ve böylece tarihsel haksızlıkların giderilmesine yönelik çabaları destekliyoruz.

* Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür, demokratik ve hukuk devleti eksenine oturtulma çabalarını, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının eksiksiz uygulanması taleplerini destekliyoruz.

* Türkiye’de Cumhuriyet tarihiyle yaşıt bu çatışmalı sorunun çözümünde rol alan aktörlerin özgür ve eşit koşullarda müzakere edebilme olanağının sağlanmasını; AİHM kararları ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin talepleri çerçevesinde umut hakkından yararlanma ilkesinin hayata geçirilmesini destekliyoruz.”

(Kaynak: PİRHA ve Independent Türkçe)

Emek.org.tr

 

SDG/YPG örgütsel yapısını feshetti.

Görüşmelerin geldiği aşamayı Şam’da Mazlum Abdi açıkladı.

Suriye’de ve Kürt özerk bölgesinde tarihi gelişme yaşanıyor. SDG/YPG tüm örgütsel yapısını feshetti.

Suriye’deki gelişmeler üzerine Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Abdi, Suriye ile tamamlanan entegrasyona ilişkin açıklama yaptı.

Suriye’de “entegrasyon” anlaşması gerçekleşti. Kürt toplumunun anayasal hakları ve uygulamaların boyutları dikkatle izleniyor.

Bölge ülkeleri ve ABD başta olmak üzere bölgeyi yeniden düzenleyen ülkeler gelişmeyi olumlayan tepkiler veriyor. İsrail’in Suriye’ye yönelik güvenlikçi politika ve işgalleri de yeni bir tartışma içeriği ile gündeme gelmesi bekleniyor.

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi’nin bugüne kadar yaratılmış olan; Kürt halkının ve diğer halk kesimlerinin direnişleri sonucunda ürettiği sivil, siyasi, idari ve askeri yapısının sona erdiği açıklanıyor. Askeri yapıların Suriye ordusuna entegrasyonu hızlanırken, Suriye kapsamında idari mekanizmalara Kürt kökenli isimlerin atandığı açıklamaları geliyor.

Tüm bu gelişmeler Kürdistan ulusal demokratik kurtuluş hareketi ve süreci kapsamında; Kürt halkı arasında ve birçok ülkede sol kesimlerde ideolojik-politik tartışmalara yol açtı ve konu birçok yönüyle dikkatle izleniyor.

Kürt ulusal demokratik hareketinin PKK ve SDG/YPG özgülünde yaşadığı evrim; ideolojik-felsefi ve politik stratejiler kapsamında sorgulanıyor ve tartışılıyor. Özellikle Marksizm-Leninizm zemininden kaçarak, anarşizm tezlerine yaslanılarak üretilmeye çalışılan “Komünal toplum” anlayışıyla ‘Bağımsız birleşik demokratik Kürdistan stratejisi ve mücadelesi’ çizgisinden vazgeçilerek; emperyalizm güdümündeki TC ve Suriye devlet otoritelerini kabul ederek ve idari-sivil yapılarında yer alarak ‘demokratik toplum’ teziyle ilerlemek anlayışının yarattığı muğlaklıklar bu tartışmaların odağında yer alıyor. “Bağımsız demokratik Kürt hareketinin tasfiye edildiği” iddiası da dahil; tartışma çok boyutlu biçimiyle entelektüel ve sol çevrelerde gündem oluşturmuş durumda…

Bugün itibariyle de Şara’nın bir kararname gündeme getirerek açıklama yapması bekleniyor.

İlke TV’nin aktardığına göre yaptığı konuşmada “Suriye devlet kurumları içindeki askeri, güvenlik ve idari birleştirme süreci sona ermiştir. Mücadelemiz, Kürt halkının haklarının Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması için devam edecek” dedi.

Abdi, 29 Ocak’ta başlayan entegrasyon sürecinin tamamlandığını söyleyerek:

“Kürt halkının haklarının Suriye Anayasasında resmi olarak yer alması ve anayasal güvenceye kavuşturulması için siyasi girişimlerimizi daha ciddi ve kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Bu amaçla tüm kesimlerin siyasi mücadeleyi güçlendirmesi gerekiyor” diye konuştu.

Mazlum Abdi fesih kararını açıkladı.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Abdi:

“Bugün, hükümetle entegrasyon aşamasının başlamasıyla birlikte, yeni bir aşamaya ve yeni bir sürece girdiğimizi ilan ediyoruz. Önemli bir süreçten geçiyoruz. Önümüzdeki aşamada askeri ve güvenlik entegrasyonunun yanı sıra idari yapıda da köklü değişikliklere gidilecek” dedi.

NE OLMUŞTU?

Ahmet eş-Şara (Colani) ve Mazlum Abdi arasında 10 Mart 2025 tarihinde imzalanan 8 maddelik çerçeve anlaşması, Suriye geçiş yönetimi ile SDG’nin entegrasyonuna dair temel ilkeleri belirlemişti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da “ülkenin kuzeydoğusunu birleşik bir Suriye’ye entegre edecek” bu anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Ocak 2026’da kapsamı genişletilen 14 maddelik yeni bir aşamaya geçilmiş ve Ağustos 2026 itibarıyla entegrasyonun tamamlandığı duyurulmuştur.

SDG ile HTŞ yönetiminin imzaladığı, 10 Mart 2025 tarihli 8 maddelik çerçevenin odaklandığı ana başlıklar şunlardı:

  • Eşit Temsil: Dini ve etnik kökene bakılmaksızın tüm Suriyelilerin liyakate dayalı siyasi katılımı ve temsiliyeti.
  • Kürt Hakları: Kürtlerin anayasal haklarının ve vatandaşlık bağlarının güvence altına alınması, geçmişteki hak kısıtlamalarının kaldırılması.
  • Genel Ateşkes: Ülke genelinde çatışmaların durdurulması ve kalıcı huzur zemin oluşturulması.
  • Kurumsal Entegrasyon: SDG denetimindeki idari, sivil ve altyapı kurumlarının Şam merkezli devlet yapısına bağlanması.
  • Askeri Bütünleşme: SDG unsurlarının Suriye Silahlı Kuvvetleri bünyesine (bireysel veya tüzel formüllerle) entegre edilmesi.
  • Kaynakların Devri: Sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının kontrolünün merkezi devlete geçmesi.
  • Güvenlik ve Cezaevleri: IŞİD militanlarının tutulduğu cezaevleri ile kampların güvenliğinin devlet otoritesine devri.
  • Uygulama Takvimi: Belirlenen hedeflerin ve geçiş sürecinin ortak komiteler aracılığıyla yıl sonuna kadar tatbik edilmesi

Emek.org.tr

İmralı’daki satranç oyunu mu?

Kürt sorunu, silah bırakma ve PKK feshinden sonra çerçeve-Kök yasa tasarısıyla mecliste yol alırken, Kürt halkının talepleri duvarlara çarpıp orada yığılmaya devam ediyor. AKP-MHP iktiarı ve hegomonik güçler tek kale maç oynar gibi istediği gibi devam ediyor sanki… Öcalan, Demirtaş ve diğer siyasi kadroların ve kayyum atanmış belediyeler gibi kazanılmış demokratik mevziler vs yasa kapsamı dışında tutulması bir sessizlik yarattı. Suçlu-terörist muamelesi yanı sıra, Kürt ulusal demokratik hakları karşısında tek ses dahi etmeyen siyasal iktidar, oligarşik despotik karakterini göstermeye devam edecek.

Bu yoğunluklar devam ederken, Eski  Halkların Demokratik Partisi Van Bölgesi milletvekili Tayip Temel tarafından, Öcalan’ın siyasal kişiliği ve ‘toplumsal etkinliği ve boyutları’ konusunda ileri sürdüğü tez de tartışma yarattı.

Yazar Olcay Karay da düşüncelerini paylaşarak konuya zenginlik kattı.

Çok ilginç bir konu  ve aslında önemli bir tartışma için aydınlatıcı da olan İki yazıyı paylaşıyoruz.

…   …   …

Politika Gazetesi

İMRALI’DA TEK KİŞİLİK SATRANÇ

TAYİP TEMEL

“Öcalan’ın kullandığı “tek kişilik satranç” metaforu; hareketin hassasiyetlerini, halkın beklentilerini ve devletin kaygılarını tek başına düşünmek zorunda kalmanın yarattığı zihinsel yükü, Zweig’in Dr. B. karakteriyle kurulan paralelliği anlamlı kılıyor”

Stefan Zweig’in Satranç adlı uzun öyküsü, yalnızca tek kişilik bir satranç hikâyesi değildir. Aynı zamanda insanın tecrit altında, kısıtlı olanaklarla nasıl direndiğini; muhatapsız kalmanın düşünceyi nasıl keskinleştirdiğini, ama bir noktadan sonra kendine karşı oynanan oyunun nasıl dehşete dönüştüğünü gösteren güçlü bir siyasal ve felsefi metindir.

Kitapta Dr. B., tecride alınmışken eline geçen tek satranç kitabıyla önce varlığını korur. Sonra oyunu kendi zihninde ikiye böler, hem kurucu hem rakip olur. Karşı taraf diye tanımladığı diğer “yanı” adına da hamle yapmak zorunda kalır. Tek kişilik oyun ilerledikçe, oyun kurucusuna dehşet salmaya başlar.

Son heyet görüşmesinde Öcalan’ın “Tek kişilik satranca dönüşüyor durum. Bir süre sonra muhataplar sorumluluk almadığı için diyalog ve müzakere kendi kendine ve kendine karşı oynadığın bir oyuna dönüşünce dehşet hâlini alıyor” sözleri, bu yüzden öylesine söylenmiş cümleler değildir. Bu ifade, uzun yıllara yayılan tecritte siyasal düşüncenin ve müzakere pratiğinin karşı karşıya kaldığı zorluğu ve paradoksu anlatan güçlü bir metafordur.

Siyasi müzakereler doğası gereği diyalog sanatına dayanır. Farklı aktörlerin birbirini duyması, birbirinin hamlelerine cevap vermesi üzerine kurulur. Farklı yaklaşımlar ve düşünceler müzakerenin doğasında vardır. “Müzakere barışı” ya da “uzlaşı” denilen şeyler de, farklılıkların kıyasıya çarpışmasıyla oluşan mutabakatlardır.

Ancak karşılıklı temas kanalları kapandığında müzakere yerini niyet okumalara ve varsayımlara bırakır. Karşı tarafın ne düşündüğünü doğrudan öğrenemeyen siyasal özne, zamanla onu kendi zihninde kurmaya başlar. Günümüzdeki tabloya baktığımızda televizyon kanallarında, gazetelerde ve siyasi kürsülerde Başkan Öcalan’a çoğu zaman böyle bir algıyla yaklaşılıyor. Elli yıllık retorik ve resmi dil, onu kaynağından okumayı ve paradigmasını doğru anlamayı engelliyor. Bu algı kendiliğinden oluşmuş değildir; bilinçli biçimde üretilmiş çarpık bir zihniyetle karşı karşıyayız.

“Tek kişilik satranç” metaforuna dönelim. Öcalan İmralı’da sınırlı koşullarda, bir yanda kendi hareketinin ve halkının beklentilerini, diğer yanda Türkiye toplumunun taleplerini, devletin kaygılarını ve geleceğin ihtiyaçlarını aynı zihinde temsil etmeye, sorunlara çözüm üretmeye çalışıyor. Müzakere ve siyaset neredeyse, muhatap aktörler arasında oynanan çok taraflı bir süreç olmaktan çıkıp, bütün yükü tek aktörün omzuna binen bir satranç oyununa dönüşmüş durumdadır.

Zweig’in kahramanı Dr. B.’yi hatırlamak tam da bu noktada önem kazanır. Başlangıçta satranç onu ayakta tutar. Düşünmek, analiz etmek, hamle üretmek yok edilmeye çalışılan yaşam umudunu korur. Öcalan’ın uyarısının kritik eşiği de öyküdekiyle benzerdir. Dr. B. tek kişilik satrancı ilerlettikçe aynı mekanizma tersine döner ve kendisini dehşet düzeyinde bir yükle karşı karşıya bırakır. Sürekli kendi kendine oynamak, kendine karşı hamle yapmak asıl rolünü oynamasını engeller. Rakip artık gerçek değildir; karşılaşma dehşetin alanına dönüşür.

Bu benzetme günümüz siyaseti açısından önemli bir uyarı taşır. Güçlü, cesur ve inisiyatifli muhatapların olmadığı bir masada yanlış anlamalar büyür, önyargılar derinleşir, siyaset giderek gerçek muhataplar yerine zihinde tasarlanan aktörlerle yürütülmeye başlanır. Öcalan’ın 90’larda başlayan “Bir muhatap arıyorum” ısrarı bugüne geldiğinde epey mesafe almış, kendi muhatabını neredeyse dişiyle tırnağıyla yaratmıştır. Ne var ki irade, inisiyatif ve kararlılık düzeyi hâlâ silik ve zayıf bir muhataplık sorunu yaratmaya devam ediyor.

Felsefi açıdan bakıldığında insanın kendini ancak başka bir bilinç aracılığıyla sınayabileceği gerçeğiyle karşılaşırız. Karşısında gerçek bir “öteki” olmadığında düşünce sürekli kendini üretmeye başlar. Ortak dünyanın kaybolduğu yerde siyaset ve müzakere de zayıflar.

Bugün dünyanın birçok çatışma alanında görülen temel sorunlardan biri budur. Karşılıklı temasın yerini temsil ve varsayım aldığında her aktör diğerini kendi zihninde yeniden üretir. Oysa gerçek barış, zihinde kurulan rakiple değil, gerçek muhatapla konuşularak inşa edilir.

Öcalan’ın kullandığı “tek kişilik satranç” metaforu; hareketin hassasiyetlerini, halkın beklentilerini ve devletin kaygılarını tek başına düşünmek zorunda kalmanın yarattığı zihinsel yükü, Zweig’in Dr. B. karakteriyle kurulan paralelliği anlamlı kılıyor.

Zweig’in eserinin belki de en önemli mesajı şudur: İnsan zihni olağanüstü bir direniş gücüne sahip olsa da hiçbir zihin sonsuza kadar tek başına siyaset üretemez. Satranç iki kişiyle oynanan bir oyundur. Tek kişilik satranç ise oyunun değil, zorunluluğun adıdır.

Sözü Öcalan’a bırakmak en doğrusudur: “Dem Parti’nin, halkın ve hareketin itirazları ve talepleri var; devletin itirazları, rahatsızlıkları ve talepleri var. Bazen hareket adına hassasiyetleri gözeten bir adım atıyorum, bazen kendimi karşı tarafın yerine koyarak hassasiyetlerine göre hamle yapıyorum. Tek kişilik satranca dönüşüyor durum. Bir süre sonra kendi kendine ve kendine karşı oynadığın bir oyuna dönüşünce dehşet hâlini alıyor. Bu duruma son vermenin yolu, müzakerenin önünü açan iradeli ve inisiyatifli muhatapların karşıma çıkarılmasıdır. Bu yasa mutlaka bu duruma son verecek niteliğe ve işleve sahip olmalıdır.”

Bu tespit ve benzetme güçlü bir eleştiriyi ifade ediyor. Dostların da, karşıtların da üzerine alması gereken hususlar vardır.

Bir hakikati daha anlıyoruz: Öcalan herhangi bir tarafın temsilcisi olarak değil, bir devrimci önder olarak halkların ve toplumun tümü adına bütün taraflarla müzakere ediyor. (Yeni Yaşam Gazetesi)

(Facebook mesajına not yazan kişiler:

Yavuz Atan: Politika gazetesi, Veysi Sarısözen’in yan cebi sanırım.

Olcay Karay: Yavuz Atan öyle görünüyor… Geçmişte benim de kitap incelemelerim çıkmıştı burada. Bu derece kişi kültüne angaje olunduğunu fark etmemişim.)

 

Yazar Olcay Karay’ın yazısı:

 

“Yeni Yaşam ve politika gazeteleri, tarihsel olarak inisiyatif aldıklarını mı düşünüyor, bilmiyorum ama :

Şu yazıda “Tek kişilik satranç” metaforu açıklanmıyor, Öcalan’ın dehasının kanıtına dönüştürülüyor

Metnin başlangıcında makul bir yorum var: Tecrit koşullarında gerçek muhatapların olmaması, siyasal aktörü karşı tarafın pozisyonlarını zihninde kurmaya zorlayabilir.

Fakat sonra şu cümle geliyor:

“…bütün yükü tek aktörün omzuna binen bir satranç oyununa dönüşmüş durumdadır.”

Burada Öcalan yalnızca tecrit edilmiş bir siyasal aktör olmaktan çıkıp, bütün tarafların pozisyonlarını aynı anda zihninde taşıyan bir “üst özne”ye dönüşüyor.

Metin açık propaganda düzeyinde bir “Öcalan yüceltmesi” yapmıyor olabilir; fakat retorik ve kavramsal düzeyde belirgin biçimde mitleştirici. Özellikle “kendi muhatabını yaratması”, “bütün tarafların hassasiyetlerini tek zihinde taşıması” ve nihayet “halkların ve toplumun tümü adına müzakere etmesi” ifadeleri, Öcalan’ı sıradan bir siyasal aktörden çıkarıp toplumsal çelişkileri kendi zihninde taşıyan istisnai tarihsel özne konumuna getiriyor.

Gerçek muhatapların yokluğu, hiçbir tekil öznenin kendi zihinsel kapasitesiyle telafi edemeyeceği yapısal bir siyasal eksiklik yaratır.

Bir siyasal öznenin “ben farklı toplumsal kesimlerin çıkarlarını hesaba katıyorum” demesi başka şeydir; bir yazarın onun “halkların ve toplumun tümü adına” konuştuğunu ilan etmesi başka şey.

İkincisi, lideri toplumun üzerinde konumlandırıyor.

Zweig’in Satranç’ındaki Dr. B. aslında bir başarı ve üstün zihinsel direnç modeli olarak okunamaz. Tek kişilik satranç, başlangıçta bir hayatta kalma mekanizmasıdır ama giderek zihinsel parçalanmaya dönüşür.

Metin bunu görüyor:

“Sürekli kendi kendine oynamak, kendine karşı hamle yapmak asıl rolünü oynamasını engeller.”

Ama aynı eleştiriyi Öcalan’a uygulamıyor.

Tam tersine, Öcalan’ın tek başına:

hareketi,

halkı,

Türkiye toplumunu,

devleti,

geleceği

aynı anda düşündüğü anlatılıyor.

Böylece Zweig’in “tek başına düşünmenin sınırı” meselesi, Öcalan’ın “olağanüstü siyasal zihinsel kapasitesi” meselesine dönüşüyor.”

Emek.org.tr

 

 

 

 

Kürt sorununda tarihi bir adım daha atıldı.

PKK gerilla grubu törenle “silah bıraktı”.

Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde yapılan törende, PKK gerilla grubu, gerçekleşen törenle silahlarını imha etti.

250 kadar gözlemcinin tanıklığında, sayısı 30 kadar olduğu bildirilen gerilla grubu içerisinde bir PKK yöneticisinin de bulunduğu bildiriliyor.

Haber ajanslarına geçen haberde:

“Barış ve Demokratik Toplum Grubu: Silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz… Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz” açıklaması yaptığı bildirildi.

Abdullah Öcalan, İmralı Cezaevi’ndeki tutsaklarla birlikte “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında tarihi bir çağrı yaptı. 9 Temmuz’da yayınlanan görüntülü çağrıda, “Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” vurgusu öne çıktı.

“Barış ve Demokratik Toplum Grubu”, Öcalan’ın çağrısı üzerine bugün gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.

ANF, grubun açıklamasını yayınladı. Açıklama şöyle:

“Halkımıza ve Kamuoyuna;

Demokratik değişim ve dönüşüm sürecine ivme kazandırmak üzere oluşan Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak; burada bulunan ve tarihi demokratik eylemimize tanıklık eden herkesi saygıyla selamlıyoruz.

Kürt varlığına yönelik inkar ve imha amaçlı saldırılara karşı savaşmak amacıyla farklı tarihlerde PKK’ye katılmış ve silah kuşanıp farklı bölgelerde mücadele etmiş biz kadın ve erkek özgürlük savaşçıları, bugün buraya Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 19 Haziran 2025 günü açıklamasında dile getirdiği çağrıya cevap olarak buraya geldik. Gelişimiz aynı zamanda Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 günü açıkladığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, 5-7 Mayıs günlerinde yapılan PKK 12. Kongre kararları temelindedir. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyi niyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz.

Attığımız bu adımın başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımıza, Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa hayırlı olmasını, barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz.

Önder Abdullah Öcalan’ın “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” ifadesine yürekten katılıyor ve bu tarihi ilkenin gereğini yerine getiriyor olmaktan büyük gurur ve onur duyuyoruz.

Biliyoruz şimdiye kadar hiçbir şey kolay, bedelsiz ve mücadelesiz olmadı; tersine her şey her gün ağır bedeller ödeyerek ve dişle-tırnakla mücadele ederek kazanıldı. Elbette bundan sonrası da zorlu bir mücadele ile olacak. Bu gerçeği çok iyi biliyoruz, bu temelde yeni başarılar ve demokratik kazanımlar elde etmek üzere, Önder Abdullah Öcalan’ın fikir ve paradigmasına yürekten inanıyor, kendimize ve yoldaşlar topluluğu olarak kolektif gücümüze güveniyoruz.

Dünyada faşist baskı ve sömürünün arttığı, bölgemiz Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğü ve halkımızın barış içinde özgür, eşit ve demokratik bir yaşama her zamankinden daha fazla ihtiyacının olduğu bu ortamda attığımız bu tarihi adımın büyük önemini, doğruluğunu ve aciliyetini görüyor ve hissediyoruz.

Umuyoruz ki herkes, kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler, sosyalist ve demokratik güçler, tüm halklar ve insanlık da attığımız bu barış ve demokrasi adımının tarihi değerini görür, anlar ve takdir eder.

Bunlar temelinde halkımızın yaşadığı acının sorumlusu olan tüm bölgesel ve küresel güçleri, halkımızın son derece meşru ve demokratik ulusal haklarına saygı göstermeye, barış ve demokratik çözüm sürecine destek vermeye davet ediyoruz.

Başta kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler olmak üzere tüm halkları, demokratik ve sosyalist güçleri, aydın, yazar, akademisyen, hukukçu, sanatçı ve siyasetçileri attığımız bu tarihi adımı doğru anlayarak, bizimle, halkımızla dayanışmaya çağırıyoruz. Yine Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü için daha aktif mücadele etmeye, küresel düzeyde demokratik, sosyalist enternasyonal mücadeleyi ve dayanışmayı geliştirip, güçlendirmeye çağırıyoruz.

Halkımızı ve tüm siyasi güçlerini, yaşadığımız tarihi sürecin özelliklerini ve Önder Apo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum sürecini doğru anlayarak, her alandaki eğitsel, örgütsel, eylemsel görevleri başarıyla yerine getirmeye, demokratik yaşamı geliştirmeye çağırıyoruz.

Zulüm ve sömürü son bulacak, özgürlük ve dayanışma kazanacaktır.

Barış ve Demokratik Toplum süreci mutlaka başarıya ulaşacaktır.

11 Temmuz 2025 – Barış ve Demokratik Toplum Grubu”

Emek.org.tr

İmralı adasında videolu açıklama geldi. Kürt hareketi önderi Öcalan yeni açıklamasında demokratik sürecin görev ve sorumluluklarını, ilkelerini işaret etti.

Öcalan “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” diye seslenirken, TBMM kapsamındaki çalışmalara ve sorumluluklara dikkat çekti.

2025 yılı başında Kürt sorununda başlayan yeni süreç bugün Öcalan’ın açıklamasıyla yeni bir dönemece girdi.

Bugün videolu yayınlanan açıklama videolu olarak kamuoyu ile paylaşıldı. ANF, Öcalan’ın tarihi çağrısının yayınlanacağı haberini İmralı Cezaevi’nden yeni bir fotoğrafla ilan edilmişti. Fotoğrafta Abdullah Öcalan ve diğer mahkûmların son hali görülüyor.

Güncel gündem olarak “Silah bırakma töreni” öncesi örgütün lideri Abdullah Öcalan’ın yeni ve görüntülü mesajı yayınlandı. Silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına geçişin gönüllü olduğuna dikkat çeken Öcalan, “Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir” dedi.

Öcalan, TBMM çatısı altında buluna DEM Parti’nin diğer partilerle birlikte bu sürecin başarıya ulaşması için üzerine düzeni yapacağına dikkat çekti.

19 Haziran 2025 tarihli açıklamada Öcalan, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” çağrısında bulundu.

 

 

Öcalan’ın videolu mesajının yazılı hali şöyle:

“Değerli yoldaşlar

Komünalist yoldaşlık hareketimizin geldiği aşamayı, yaşadıkları somut durumu, sorun ve çözüm yollarına ilişkin kapsamlı bir mektupla tekraren de olsa açıklayıcı ve yaratıcı yanıtlar vermeyi, sizlere karşı etik bir görev saymaktayım.

27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim. Sizlerin PKK’nin 12. Fesih Kongresi’yle, buna kapsamlı oldukça doğru bir içerikle pozitif yanıt vermenizi tarihi bir karşılık olarak değerlendirmekteyim.

Gelinen nokta oldukça değerli ve tarihi nitelikte sayılmak durumundadır. Bu arada köprü ilişkide bulunan yoldaşların çabası aynı değerde ve takdire şayandır.

Tüm yaşanan gelişmeler sonunda tarihi bir dönüşüm sayılması gereken bir Demokratik Toplum Manifestosu hazırladım. Bu manifesto, yaklaşık 50 yıllık ‘Kürdistan Devriminin Yolu’’ manifestosunu başarıyla ikame edecek niteliktedir. Sadece Kürt tarihsel toplumu için değil, bölgesel ve küresel toplum için de tarihsel toplumsal bir içerik taşıdığına inanmaktayım. Tarihi manifesto geleneğinin başarılı bir örneğini teşkil ettiğinden kuşku duymamaktayım.

Tüm bu gelişmelerin İmralı’da gerçekleştirdiğim görüşmeler neticesinde yaşandığını açıkça belirtmek durumundayım. Görüşmelerin özgür irade temelinde yürütülmesine azami dikkat gösterilmiştir.

Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Bu aşamanın ve gerekli adımların da tarihi nitelikte olduğunun önemle belirtilmesi, anlaşılması ve gereklerine bağlı kalınması, yol alınması açısından kaçınılmazdır.

Varlık inkarına dayalı ve ayrı devlet amaçlı PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir. Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir. Miadını doldurma bu anlamdadır. Gerisi aşırı tekrar ve açmaz olarak değerlendirilmiştir. Bu temelde kapsamlı eleştiri-öz eleştiri devam edecektir.

Siyaset boşluk tanımayacağına göre, boşluk, Barış ve Demokratik Toplum başlıklı program, ‘demokratik siyaset’ stratejisi ve temel taktik olarak bütüncül hukukla doldurulmak durumundadır. Tarihsel nitelikte ve kader belirleyici bir süreçten bahsediyoruz.

Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir. Kısır mantıklı, önce sen-ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır. Atılan adımların boşa çıkmayacağını biliyorum. Samimiyeti görüyor ve güveniyorum.

Dolayısıyla daha da pratik ve somut kilit açıcı adımlara geçilmeye çalışılmaktadır. Benim tarafımdan ileri sürülen tezlerin belli başlı olanları şunlardır:

Herkesin üzerine düşeni yapması, Barış ve Demokratik Toplum hedefine ulaşılması, pozitif entegrasyonalist bir perspektifle mümkündür. Tüm anlatılanlardan çıkarılan sonuç; PKK ulus devletçi bir amaçtan vazgeçmiş, bu temel amaçtan vazgeçişle birlikte temel savaş stratejisinden de vazgeçmiş, varlığını sona erdirmiştir. Gelinen tarihi noktanın daha da ileriye götürülmesi beklenmektedir.

Gerek TBMM ve komisyon için anlam ifade edecek, gerek kamuoyundaki şüpheleri giderecek ve sözümüzün gereğini karşılayacak şekilde silahların bırakılmasını, ilgili çevre ve kamuoyuna açık olarak temin etmeniz doğal karşılanmalıdır. Silah bırakma mekanizmasının kurulması süreci ileri taşıyacaktır. Yapılan silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir.

Meclisin çatısı altında bulunan DEM, diğer partilerle birlikte bu sürecin başarıya ulaşması için üzerine düşeni yapacaktır.

Bu arada tüm karar metinlerinde vazgeçilmez bir şart olarak benim özgür kalma durumuma gelince; biliyorsunuz ki ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim. Felsefi olarak da kişi özgürlüğü toplumdan soyut olamaz. Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir. Bu eğilimin gereğine bağlı kalınacağı tabidir.

Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum.

Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler, attığımız bu tarihi adımın önemini ve aciliyetini açıkça teyit ediyor.

Sürece yönelik her türlü eleştiri ve önerilerinizi, katkılarınızı dört gözle beklediğimi belirtmeliyim. Bu tartışmalar tüm ülke, bölge, küresel düzeyde bizleri, Demokratik Modernite Güçlerini yeni bir teorik program, stratejik ve taktik evreye ulaştıracağına, şimdiden bunun hazırlık çabası içinde olunduğuna dair çok iyimser ve hazır olduğumu, arzulu ve coşkulu olarak belirtirim.

Önümüzdeki döneme çağrım, kongre kararları ve en son bu yazıda dile getirdiğim görüş ve öneriler doğrultusunda yüklenelim ve başarı temelinde gelişmeler sağlayalım.

Daimi yoldaşça selam ve sevgiyle kalın.”

(kaynak ANF)

 

 

Emek.org.tr

 

 

 

“Barış ve Demokratik toplum” ana temalı anlayışla, Öcalan’ın PKK’nin silah bırakması ve Kongre kararıyla kendini feshetme önerisi gündeme oturdu.

Abdullah Öcalan “demokratik toplum” ve “toplumsal barış ve halkların birlikte yaşamı-kardeşlik” ana temalı önerilerini yaptı.

Yaklaşık bir yıldır devam eden çatışmalı süreç de devam ederken, AKP+MHP iktidarı tarafından sürdürülen “silah bırakma görüşmeleri” bir noktaya evrildi ve açıklamalar gelmeye başladı.

Anlaşılıyor ki çalışmalar halklardan gizlenmiş, deyim yerindeyse oldu-bitiyle önümüze konulmuş oluyor. Şeffaflık demokratik çalışmanın önemli bir ilkesiyse, başından itibaren sakatlanmış bir durum karşısında olmak da rahatsız edici.

CHP lideri Özgür Özel, bu konuda bir yıldır süren çalışmalar olduğunu bugün deşifre etti. Aynı açıklamalar DEM den veya AKP veya bir başka siyasi yapıdan gelmedi.

Açıklamada yer almayan ancak heyette yer alan Sırrı Süreyya Önder tarafından ifade edilen “demokratik siyaset ve hukukun tanınması” notu ise önemli bir ek açıklama oldu. Anlaşılan Öcalan ile iktidar arasında bu konuda bir anlaşma sağlanamadı ki, bu önemli eklemeyle tarihi bir ek not açıklamış oldu.

İktidar kanadında sessizlik devam ederken milliyetçi partilerin etkisiz ancak kışkırtıcı açıklamaları yapıldı.

Artık Ankara’nın yeni sürece ilişkin demokratikleşme adımlarını atması, ülkenin tüm dinamiklerini kapsayacak bir örneğin demokratik anayasa çalışması yapma sürecine girilmesi bekleniyor.

Bu gerçekleşir mi? Beraber göreceğiz…

AKP veya MHP cephesinde, Kürt sorunu konusunda stratejik düzeyde politika ve anlayış değişikliklerini görmediğimiz için; hangi plan-program, kadro gücü ve kültürüyle bu gerçekleşecek? Bunu da birlikte izleyip göreceğiz…

Önemli aktörlerin varlığını da göz ardı edemeyiz. ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin gibi emperyalist merkezlerin tutumu da önemli faktörler olarak kendini gösteriyor.

Ancak AKP’nin sahip olduğu kadro ve demokratik siyaset kültürel birikim düzeyi; Kürt örgütlerini etkisizleştirme ve hakimiyet altına alma mantığı; Suriye’de Rojava oluşumunu bitirme amaçları, kuşku yaratan noktalar olarak da tartışılmaya başlandı.

Özerklik, federasyon tartışmalarının önünü tıkayan Öcalan’ın bu önerisi, Kongre ve PKK tarafından nasıl karşılanacağı da merak konusu olduğunu belirtelim. Ulusal devletler konusunun güncel süreçte etkin devlet tarzları olurken, Öcalan’ın bunu Ortadoğu’ya önermesi yeni bir tartışma konusu olarak da önümüze geliyor. Bununla birlikte Türkiye devrimci sosyalist hareketinin değerlendirme ve tutumu da önemli olacağını belirtelim.

İmralı ziyaretleri, Kürdistan parçalarına yönelik tur ziyaretleri sonrasında DEM heyeti önceki gün tarihi açıklamayı gerçekleştirdi.

Abdullah Öcalan’ın açıklamasının tamamı şu şekilde:

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı

“PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.

Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.

Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir.

Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir. Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır.

Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.

Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır. Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.

Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir. Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim.”

Emek.org.tr

Kürt siyasi hareketi yeni bir yol haritası oluşturdu. PKK lideri Öcalan’ın Kürt sorununa ve PKK hareketine yönelik politik önerileri oldu.

“Barış ve Demokratik toplum” ana temalı anlayışla PKK’nin silah bırakması ve Kongre kararıyla kendini feshetme önerisi gündeme oturdu.

PKK lideri Abdullah Öcalan “demokratik toplum” ve “toplumsal barış ve halkların birlikte yaşamı-kardeşlik” ana temalı önerilerini yaptı.

Yaklaşık bir yıldır devam eden çatışmalı süreç de devam ederken, AKP+MHP iktidarı tarafından sürdürülen “silah bırakma görüşmeleri” bir noktaya evrilirken ve yeni değerlendirme açıklamaları da gelmeye başladı.

Anlaşılıyor ki çalışmalar halklardan gizlenmiş, deyim yerindeyse oldu-bitiyle önümüze konulmuş oluyor. Şeffaflık demokratik çalışmanın önemli bir ilkesiyse, başından itibaren sakatlanmış bir durum karşısında olmak da rahatsız edici bir yön oldu. Halkın katılmadığı “demokratikleşmenin”, “demokratikleşme olamayacağı” gerçeği notunu düşelim.

CHP lideri Özgür Özel, bu konuda bir yıldır süren çalışmalar olduğunu bugün deşifre etti. Aynı açıklamalar DEM den veya AKP veya bir başka siyasi yapıdan gelmedi.

Açıklamada yer almayan ancak heyette yer alan Sırrı Süreyya Önder tarafından ifade edilen “demokratik siyaset ve hukukun tanınması” notu ise önemli bir ek açıklama oldu. Anlaşılan Öcalan ile iktidar arasında bu konuda bir anlaşma sağlanamadı ki, bu önemli eklemeyle tarihi bir ek not açıklamış oldu.

İktidar kanadında sessizlik devam ederken milliyetçi partilerin etkisiz ancak kışkırtıcı açıklamaları yapıldı.

Artık Ankara’nın yeni sürece ilişkin demokratikleşme adımlarını atması, ülkenin tüm dinamiklerini kapsayacak bir örneğin demokratik anayasa çalışması yapma sürecine girilmesi bekleniyor.

Bu gerçekleşir mi? Beraber göreceğiz…

AKP veya MHP cephesinde, Kürt sorunu konusunda stratejik düzeyde politika ve anlayış değişikliklerini görmediğimiz için; hangi plan-program, kadro gücü ve kültürüyle bu gerçekleşecek? Bunu da birlikte izleyip göreceğiz…

Önemli aktörlerin varlığını da göz ardı edemeyiz. ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin gibi emperyalist merkezlerin tutumu da önemli faktörler olarak kendini gösteriyor.

Ancak AKP’nin sahip olduğu kadro ve demokratik siyaset kültürel birikim düzeyi; Kürt örgütlerini etkisizleştirme ve hakimiyet altına alma mantığı; Suriye’de Rojava oluşumunu bitirme amaçları, kuşku yaratan noktalar olarak da tartışılmaya başlandı.

Özerklik, federasyon tartışmalarının önünü tıkayan Öcalan’ın bu önerisi, Kongre ve PKK tarafından nasıl karşılanacağı da merak konusu olduğunu belirtelim. Ulusal devletler konusunun güncel süreçte etkin devlet tarzları olurken, Öcalan’ın bunu Ortadoğu’ya önermesi yeni bir tartışma konusu olarak da önümüze geliyor. Bununla birlikte Türkiye devrimci sosyalist hareketinin değerlendirme ve tutumu da önemli olacağını belirtelim.A

İmralı ziyaretleri, Kürdistan parçalarına yönelik tur ziyaretleri sonrasında DEM heyeti önceki gün tarihi açıklamayı gerçekleştirdi.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın açıklamasının tamamı şu şekilde:

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı

“PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.

Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.

Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir.

Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir. Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır.

Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.

Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır. Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.

Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir. Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim.” (Aktaran, İmralı heyeti)

emek.org.tr

Van büyükşehir belediyesine kayyum atandıktan sonra artan gösteri ve protestolarla birlikte Barolarda yaşanan hukuksuzluğa tepki gösterdi.

Van’da kayyum atamasını protesto ederek nöbet eylemine devam eden, gazetecilerin de içinde olduğu yaklaşık 300 kişi göz altına alındı. İfadeleri alınan ve serbest bırakılanların dışında ifade işleminin sürdüğü bildiriliyor.

DEM partisi başta olmak üzere CHP ve birçok parti, hukuksuzluk durumunu protesto ederek hukuksuzluğa son verilmesini istiyor.

İçişleri Bakanlığınca son olarak Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmasının ardından, Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır barosunun da aralarında olduğu 34 baro, kayyum atamalarına karşı ortak yazılı açıklama yaptı.

Açıklamayı yapan barolar şöyle: Van, Hakkari, Adıyaman, Ağrı, Muş, Diyarbakır, Şırnak, Batman, Dersim, Bitlis, Iğdır, Antep, Kars, Siirt, Bingöl, Urfa, Mersin, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Bolu, Denizli, Edirne, Eskişehir, Hatay, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Kocaeli, Manisa, Muğla ve Zonguldak Barosu.

Açıklamada, halkın seçim iradesine yönelik müdahalelerin olağan bir uygulamaya dönüştüğü vurgulanarak, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmasının hukuk devleti anlayışı ile bağdaşmadığın altı çizildi.  ANKA’nın haberine göre açıklama şöyle:

SEÇMEN İRADESİNE MÜDAHALE: Seçimle göreve gelen belediye başkanlarının, yargı süreci tamamlanmadan ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan görevlerinden alınması, hukuk devletinin temel ilkelerine açıkça aykırıdır. 2016 yılından bu yana sistematik halde uygulanan politikalar, artık demokratik mekanizmaların işleyişini fiilen ortadan kaldıran bir araç haline gelmiştir. Halkın iradesi yok sayılmakta, seçilmiş yöneticilerin yerine atanmış bürokratlar getirilerek yerel yönetimler işlevsizleştirilmektedir. Bu anlayış, seçmen iradesine yönelik açık bir müdahale olarak tarihe geçmiştir.

YÖNETİM PRATİĞİNE DÖNÜŞTÜ: Kayyım politikası artık bir istisna değil, bir yönetim pratiğine dönüşmüştür ve bu durum kabul edilemezdir. Anayasa’nın 38. maddesi ‘suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşmedikçe kimse suçlu sayılamaz’ düzenlemesi karşısında, yürütmenin yargı yetkisini aşarak ve masumiyet karinesi ihlal edilerek seçilmiş kişileri görevden alması, hukuk güvenliği açısından vahim sonuçlar doğurmaktadır.

SON VERİLMELİ: Türkiye’nin demokratikleşme süreci, halkın sandıkta verdiği iradenin korunmasıyla mümkündür. Kayyım uygulamalarına son verilmesi, yerel yönetimlerin bağımsız ve halkın denetiminde kalması için tüm hukuki süreçlerin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

Emek.org.tr

“Kürt Sorunu çözümü” sürecinde görüşmeler sonrası DEM parti heyetinden açıklama geldi.

Kuzey ve Doğu Suriye’deki Rojava özerk yönetim bölgesine yönelik saldırılar ve çatışmalar sürerken, Türkiye’de barış ve demokratik zeminde “Kürt sorunu çözümü arayışları” DEM parti ziyaretleri ile devam etti.

DEM Parti heyeti, görüşmelerle ilgili açıklama yaparak, “Hemen tüm görüşmeler samimi ve umut verici düzeyde olumlu geçmiştir” denildi.

Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’den oluşan heyet, siyasi partiler ve cezaevinde bulunan Demirtaş ve Yüksekdağ ziyaretinden ettikten sonra açıklama yaptı.

Özetle: “Hemen tüm görüşmeler samimi ve umut verici düzeyde olumlu geçmiştir. Sayın liderler ve heyetleri, ilkesel olarak barış sürecine desteklerini bildirmişlerdir” denildi.  Ayrıca “…sürecin şeffaflığı ve TBMM bünyesinde yürümesi/yürütülmesi hususları” konusuna da vurgu yapıldı.

Uzak olmayan bir zamanda Abdullah Öcalan’a yeni bir ziyaret gerçekleştirileceği ifade edilen açıklamada şunlar belirtildi.

“28 Aralık 2024’te İmralı’da Sn. Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiğimiz görüşme sonrası, yine bu görüşmenin sonuçları ve kendisinin de istemi üzerine TBMM, siyasi partiler ve cezaevindeki siyasetçi arkadaşlarımızla bir dizi görüşme gerçekleştirdik.

3 Ocak’ta TBMM Başkanı Sn. Numan Kurtulmuş’la başlayan ziyaret ve görüşmelerimiz Milliyetçi Hareket Partisi, Gelecek Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, Saadet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Deva Partisi ve Yeniden Refah Partisi başkan ve temsilcileriyle devam etti. 11-12 Ocak tarihlerinde de cezaevlerinde tutulan eski eş genel başkanlarımız ve siyasetçi arkadaşlarımız Sn. Figen Yüksekdağ, Sn. Selahattin Demirtaş, Sn. Leyla Güven ve Sn. Selçuk Mızraklı ile görüşmeler gerçekleştirdik.

‘TBMM ve demokratik siyasetin sorunun en önemli çözüm zeminini oluşturduğuna odaklanmıştır’

Diyalog ve barış odaklı bu görüşmelerimiz ve fikir teatisi süreci, Eş Genel Başkanlarımız ve parti kurullarımız, parti bileşenimizi oluşturan siyasi parti ve oluşumlar, ittifak halinde olduğumuz siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarıyla da başlatılmış ve sürdürülmektedir.

Öncelikle bizi nezaket ve hüsnükabulle karşılayarak kıymetli görüş ve önerilerini paylaşan, kaygı ve eleştirilerini son derece yapıcı bir dille ifade eden tüm siyasi partilerimize ve sayın liderlerine en içten saygı ve teşekkürlerimizi sunmak isteriz.

Ziyaret gündemlerimizin ana eksenini, Sn. Öcalan ile yaptığımız görüşmenin sonuçlarının aktarımı ve ortaya çıkan yeni durumun karşılıklı olarak değerlendirilmesi oluşturmuştur. Bunlar da özetle, Kürt sorununa ve bundan kaynaklı çatışmalı sürece kalıcı çözüm bulmak için pozitif katkı sunma istek ve iradesine, Türk-Kürt kardeşliğinin güçlendirilmesinin tarihsel sorumluluğuna, Ortadoğu’da yaşanan köklü ve geri döndürülemez gelişmelerin yüklediği sorumluluğa, TBMM ve demokratik siyasetin sorunun en önemli çözüm zeminini oluşturduğuna odaklanmıştır.

‘Liderler ve heyetleri, ilkesel olarak barış sürecine desteklerini bildirmişlerdir’

Hemen tüm görüşmeler samimi ve umut verici düzeyde olumlu geçmiştir. Sayın liderler ve heyetleri, ilkesel olarak barış sürecine desteklerini bildirmişlerdir. Bununla birlikte çeşitli hususlarda kaygı ve önerileri de olmuştur. Bunlar da temelde sürecin şeffaflığı ve TBMM bünyesinde yürümesi/yürütülmesi hususlarında toplanmaktadır. Bu görüşmeler süresince heyetimizin, kaygıları ve soru işaretlerini gidermeye dönük açıklamaları ve sunumları olmuştur.

Görüşmelerden edindiğimiz izlenim, tüm siyasi partilerde Kürt sorunundan kaynaklı çatışmalı ve gerilimli süreci geride bırakma hususunda ortak bir arzu ve irade bulunduğu yönündedir. Bunu aşarak ülkemizdeki tüm etnik, dini ve mezhebi unsurların birlik ve kardeşliğini geliştirmenin herkesin yararına ve hayrına olduğu ise ortak fikirdir. Buna paralel bir husus da barış sürecinin genel demokratikleşmeye ve demokratik siyaset alanının genişlemesine vesile olması gerektiğidir.

‘Tartışmalarımız son derece olumlu sürmüştür’

Cezaevlerinde başkanlarımız ve arkadaşlarımızla yürüttüğümüz tartışmalarımız son derece olumlu sürmüştür. Sn. Öcalan’ın ve DEM Parti’nin bu süreçte üstleneceği role dair açık desteklerini belirtmişler, siyasal ve toplumsal zeminin güçlendirilmesi yönünde üzerlerine düşen pozitif katkı sorumluluğunun gereklerini yerine getireceklerini ifade etmişlerdir.

Türkiye ve bölge için barış, demokrasi ve kardeşliğe odaklandığımız bu dönemde, yazılı ve görsel basında zaman zaman karşılaştığımız ayrıştırıcı ve önyargılı üslup ve bunun yarattığı spekülasyon alanı işimizi güçleştirmektedir. Bu sürece dair herkesin, her toplumsal kesimin beklentileri ve ümitleri olduğu kadar kaygıları, hassasiyetleri ve soru işaretleri de vardır. Bunun bilincindeyiz. Hal böyle iken, kulaktan dolma dahi denilemeyecek uydurma söylemleri üreterek dolaşıma sokmak ve yer yer ahlaki sınırları dahi zorlayıcı gündemler oluşturmaya çalışmak, olsa olsa sonucu itibariyle savaş çığırtkanlığına bağlanmaktır.

Tüm iyi izlenimlerimizle birlikte en kısa zamanda Sn. Öcalan’a bir ziyaret gerçekleştirip sürecin sağlıklı yöntemlerle barışa ulaşması için hiçbir emeği esirgemeyeceğiz.

Kamuoyunun bu çabalarımıza verdiği desteğin sürdürülmesi, barışın ve çözümün inşasında en kıymetli yapı taşı olacaktır.”

 Emek.org.tr

Kürt sorununda yeni dönem…

DEM Parti temsilcileri Öcalan’ın mesajını açıklandı… Demokratik çözüm ve barış anlayışının ön planda tutulurken, Öcalan’ın şu mesajı da dikkat çekti:

“Sürecin başarısı için Türkiye’deki tüm siyasi çevrelerin dar ve dönemsel hesaplara takılmadan inisiyatif alması, yapıcı davranması ve pozitif katkı sunması elzemdir.  Bu katkıların en önemli zeminlerinden biri de şüphesiz TBMM olacaktır.”

Kürt sorunuyla ilgili tartışmalar yoğunlaşırken HTŞ ve SMO güçlerinin Rojava’ ya yönelik başarısız saldırıları devam ediyor.

Kürt hareketinin kontrol ettiği bölgelere yönelik HTŞ ve SMO nun saldırıları ilerleme kaydedemezken YPG ve Suriye Demokratik güçlerinin Rojava savunması için birçok ülkede de destek eylemleri yapılıyor.

Esat rejiminin sona ermesinden sonra parçalanan Suriye de, iç ve dış güçler arasında paylaşım ve egemenlik kurma temelinde diplomatik görüşmeler devam ediyor. Özellikle HTŞ önderliğinde siyasal İslami yönetim yani şeriat yönetimi dayatılmaya çalışılıyor. Kürt halkının özerk bölgesi dışında Alevilerin ve diğer azınlık halkların yaşadığı bölgelerde huzursuzluklar artmış ve HTŞ yönetimine karşı tepkiler gösterilerek tavırlar da alınmaya başlandı.

Türkiye’de Bahçeli’nin demeci ve el sıkma eylemiyle başlayan süreç AKP iktidarının Kürt hareketini denetim altına almak taktiği de gündeme geldi. İktidar tarafından silah bırakma ve Kürt hareketini dağıtması talebi ön plana çıkarılıyor. Öte yandan Kürt siyasi çevrelerinin demokratik ulusal haklar ve barış taleplerine karşı ve örneğin Öcalan’ın serbest bırakılması talebine yönelik somut bir adım ise şu süreçte atılmamaktadır.

Suriye gelişmelerinden sonra, Kürt sorunun toplumsal siyasal gündemi belirlemeye başlamasıyla DEM parti milletvekilleri İmralı’ya giderek Öcalan’ın görüş ve önerilerini alarak yazılı açıklamayla duyuruldu. Yapılan açıklamada Öcalan’ın “Gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım” dediği aktarıldı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’la İmralı’da görüşen DEM Parti heyeti yazılı açıklama yaptı. DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in kamuoyuna yaptığı açıklama şöyle:

“İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan ile 28 Aralık 2024 tarihinde kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Kendisinin sağlığı iyi, morali oldukça yüksekti. Kürt Sorununa kalıcı çözüm bulmaya yönelik yaptığı değerlendirmeler hayati önemdeydi.

Ortadoğu ve Türkiye’de yaşanan son gelişmelerin değerlendirildiği görüşmede Sayın Öcalan, dayatılan karanlık gelecek senaryolarına karşı pozitif çözüm önerilerini sunmuştur.

Düşünceleri ve yaklaşımının genel çerçevesi aşağıdaki gibidir:

– Türk-Kürt kardeşliğini yeniden güçlendirmek tarihi bir sorumluluk olduğu kadar tüm halklar için de kader belirleyici bir önem ve aciliyet kazanmıştır.

– Sürecin başarısı için Türkiye’deki tüm siyasi çevrelerin dar ve dönemsel hesaplara takılmadan inisiyatif alması, yapıcı davranması ve pozitif katkı sunması elzemdir.  Bu katkıların en önemli zeminlerinden biri de şüphesiz TBMM olacaktır.

– Gazze ve Suriye’de yaşanan hadiseler göstermiştir ki, dışarıdan müdahalelerle kangrenleştirilmeye çalışılan bu sorunun çözümü artık ertelenemez bir hal almıştır. Bunun ciddiyetiyle doğru orantılı bir çalışmayı başarıya ulaştırmak için muhalefetin de katkı ve önerileri değerlidir.

– Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim.

– Heyet bu yaklaşımımı gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşacaktır. Bunlar ışığında gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım.

– Bütün bu çabalarımız, ülkeyi hak ettiği düzeye taşıyacak ve aynı zamanda demokratik bir dönüşüm için de çok kıymetli bir kılavuz olacaktır.

– Devir Türkiye ve bölge için barış, demokrasi ve kardeşlik devridir.

Kamuoyuna saygılarımızla.”

Emek.org.tr