Emeğin Sözü: 47.Yıldönümünde 15-16 Haziran işçi direnişi

15-16 Haziran işçi direnişi, işçi sınıfı mücadele tarihinde önemli bir dönemeçtir.  Onur duyduğumuz ve önemli uyaranlarıyla bilincimizde sürekli ışıldayan tarihimizin değerli bir parçasıdır. İşçi sınıfımız bu direnişiyle, oligarşiye ve onun hükümetine korku salmış geri adım attırmıştır. 15-16 Haziran direnişinde ölümsüzleşen işçi dostlarımızı, yaralananları, direnişe emeği geçen tüm sendika çalışanlarını, sokağa çıkan işçileri, saygı ve sevgiyle […]

15-16 Haziran işçi direnişi, işçi sınıfı mücadele tarihinde önemli bir dönemeçtir.  Onur duyduğumuz ve önemli uyaranlarıyla bilincimizde sürekli ışıldayan tarihimizin değerli bir parçasıdır.

İşçi sınıfımız bu direnişiyle, oligarşiye ve onun hükümetine korku salmış geri adım attırmıştır.

15-16 Haziran direnişinde ölümsüzleşen işçi dostlarımızı, yaralananları, direnişe emeği geçen tüm sendika çalışanlarını, sokağa çıkan işçileri, saygı ve sevgiyle anıyoruz.

15-16 Haziran direnişini baskı ve zulüm koşullarını yaşadığımız güncel süreçte anmak, görev ve sorumluluklarımızı bir kez daha sınıf bilinci ve duyarlılığıyla gündemimiz yapmak bizim için de önemli ve çok anlamlı bir çaba olacaktır.

İşçi sınıfı, emeğin demokratik hakları, insanca yaşam-özgür ülke, toplumsal adalet ve barış, özgürlük- eşitlik ve demokrasi temel değerler ekseninde direnenleri ve ortak sorun paydamız olan birlik ve mücadeleyi yükseltme amacıyla çaba gösterenleri ve pratik yönelimleri çok değerli bulduğumuzu da ifade edelim.

Böylesi geniş açılardan yaklaşıldığında 15-!6 Haziran direnişi çok yönlü zenginlikler içerdiğini görürüz. Kısacası, burjuvazi için korkulan direniş günleri, işçi sınıfı ve devrimci sosyalist hareket açısından onurlandığımız, çok değerli bir toplumsal- kitlesel deneyimdir.

Sömürünün yoğunlaştığı, insanca yaşam özlem ve talebinin arttığı, çalışma koşullarının kölelik düzenini çağrıştırdığı bir dönemdeyiz. Açlık ve yoksulluk sınırındaki ücretlerle yaşamanın dayatıldığı, her yıl yüzlerce emekçiyi iş cinayetine kurban verdiğimiz kapitalist sömürü ve faşist baskıların giderek arttığı günlerdeyiz. OHAL koşullarında, işçi sınıfı ve demokratik, sosyalist güçler açısından bu tablo daha dayanılmaz ve karanlıktır.

15-16 direnişini anmak, sıradan bir politik-kültürel etkinlik sınırlarını çok çok aşan bir yerde durmaktadır.  İnsanlık birikimlerini törpüleyen, kültürel gericilik sefaletinin dayatıldığı ve yaşandığı günümüz Türkiye koşullarında, 15-16 Haziran gibi bir direniş sayfasını anımsamak; bugünü sorgulamak, önümüzde duran toplumsal görev ve sorumluluklarımıza daha sıkı sarılmak açısından da bir önem taşıyor.

Bunların ışığında kısa da olsa 15-16 Haziran 1970 direnişi nedenlerini-sonuçlarını anımsayalım. 1970 yılı Haziran ayı ilk günlerinde Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonuna ve genelde de sendikalaşma hareketine yönelik yapılan sendikasızlaştırma/örgütsüzleştirme ve teslim alma operasyonu kapsamındaki bir yasa tasarısı, TBMM gündemine alınmıştı. Adalet Partisi ve CHP, ortak davranarak bu işçi ve sendika düşmanı yasayı çıkartma çabası içine girmişlerdi.

Direnişin nedeni işçi sınıfının DİSK örgütlenmesinin kırılmasına yönelik yasal düzenlemeydi. O tarihte geçerli yasalarla sağlanan kısmen demokratik olan haklar işçiler için “çok fazlaydı”. Egemen sınıflar bloku oligarşinin dolayısıyla onun dümen suyunda bulunan hükümetin ve hem de CHP’nin gözünde; bu haklar budanmalı, dolayısıyla bağımsız gelişen kitlesel sınıf sendikacılığının denetim altına alınması amacıyla ortadan kaldırılmalıydı. Yasa tasarısı Adalet Partili ve CHP’li milletvekillerinin birlikte çalıştığı meclis komisyonunun eseriydi.

Sendikal faaliyet yürütmek için yüksek baraj engeli ile Türkiye çapında sigortalı işçilerin en az üçte birinin üye yapılması şart koşuluyordu. Yani sendikal çalışmaları baştan olanaksız hale getiren yüksek oranlı bu baraj engeliyle DİSK hedefleniyor ve sarı sendikalara açıktan yol veriliyordu.

Çok ünlü bir sözdür; bir AP’ li bakanın dediği gibi “DİSK’in çanına ot tıkılacak” tı!

DİSK kurulları ve örgütlü işyerleri, birkaç gün önceden yasa tasarısına karşı etkinliklerle tutumlarını açıklamış ve yasal düzenlemenin kendi sonları demek olduğunu işçilerle paylaşmış, öfkeyi de örgütlemeye başlamışlardı. Sokağa dökülmeden birkaç gün önce DİSK merkezi açıklamaları da bu süreci örgütleyen adımları oluşturmuştur.

!5 Haziran 1970 günü işçiler işyerlerinden çıkmış ve sokağa akmaya başlamıştır… On binlerce işçi fabrikalarından boşalmış, İstanbul – Kocaeli hattından İstanbul merkezine doğru tarihsel yürüyüşüyle iki gün boyunca da iktidarı ve muhalefetiyle tüm burjuvaziye ve siyasi kurumlarına korkulu saatler yaşatmıştır.

İşçilerin bu kitlesel gösterileri tasarının yasalaşmasını engelleyemedi. Direniş sonrasında baskılar, tutuklamalar ve yoğun işten atmalar devam etti. Ancak TİP ve sonradan da CHP’ nin katıldığı iptal davaları yaklaşık bir yıl kadar sonra sonuçlandı ve yasa iptal edildi.

15-16 Haziranda işçi sınıfı sadece ekonomik nedenle sokağa dökülmemiş, demokratik sendikal örgütlenme hakkına yönelik saldırıya öfkeli bir yanıt vererek, birlikte neler yapılabileceğini de göstermiştir.

15-!6 Haziran direnişi bu saldırı karşısında sergilenen kitlesel, militan ve devrimci bir duruştur. Burjuvazi için korkutucu olan direniş, işçi sınıfı ve devrimci sosyalist hareket için de örnek alınacak çok değerli bir deneyimdir.

Bugünkü koşullarda işçi sınıfı, çok yoğun baskı ve saldırı altında yaşamaktadır. Sendikal örgütlenme ve mücadele çok geriletilmiştir. Kapitalist yaşam tarzı ve onun kültürel etkileri altında, dinci gericiliğin baskısı altında burjuvaziye ve onun siyasal partilerine yedeklenmiş, sarı-yandaş sendikaların kıskacına alınmıştır.

İşçi sınıfı ve sendikal örgütleri; esnek üretim ve taşeronlaştırma, örgütlenme hakkının baskılanması, sendikalara yönelik sağcılaştırma ve sarı sendikal yapılara dönüştürülme gibi etkilerin altındadır ve çok önemli gerilemeler içerisindedir. Mücadeleci-militan, kitlesel demokratik devrimci ve sosyalist sınıf sendikacılığı anlamında kazanımlar çok gerilemiştir. Yaşadığımız ara çıkışlar ve mücadeleler bu olumsuz tabloyu çok az etkileyebilmektedir.

Sendikal örgütlerdeki gerilikler, devrimci sosyalist kurumların zayıflıkları ve yetersizlikleri olumsuz gelişimin sayılabilecek önemli etkenlerindendir. Toplumsal kurtuluş mücadelesi ve işçi sınıfının ve ezilen halkların demokratik iktidar mücadelesinin zayıflıkları, işçi sınıfının ekonomik, demokratik, politik ve sendikal örgütlenme mücadelesini de etkilemektedir.

Taşeronlaştırma, kıdem tazminatı hakkını fonlaştırma çabaları, grev hakkının OHAL koşullarında rafa kaldırılması, sendikal örgütlenme özgürlüğü ve hakkının engellenmesi, çalışma saatlerinin uzatılması, iş cinayetlerinin artması, kadın-çocuk ve göçmen emeğinin açıktan sömürüye tabi tutulması… Tüm bu konularda mücadelede, mevcut sendikalar ve siyasal kurumlar önemli gerilikler ve zayıflıklar içerisindedir.

Orta-Doğu da yaşanan gelişmeler ve ülkemizdeki toplumsal gelişmeler karşısında da edilgen ve sürüklenen, zayıf bir işçi sınıfı hareketiyle karşı karşıyayız. Devrimci sosyalist hareketlerin tarihsel geriliği yaşadığı süreçte, öz-eleştirel yaklaşımlar yanı sıra, doğru planlama, örgütlenme ve mücadele tarzlarının üretilmesi gerekliliğini de yaşam bize dayatmaktadır. Bu alanda sağlanacak olumlu gelişmelerin işçi sınıfı toplumsal kurtuluş mücadelesine tarihsel katkılar sunacağı açıktır.

Sendikal anlayış ve mevcut örgütsel yapıların ve bürokratik sendikal hareketin özellikle eleştirel değerlendirilmesi ve hatalı zaaflı anlayış ve pratiklerden uzaklaşılması gerektiğini, 15-16 Haziran yıldönümünde ifade etmeliyiz. Temel bir mücadele sahası olarak da bu konu tarif edilmelidir.

Bu anlamda, devrimci sınıf hareketinin yaratılması ve belirttiğimiz sahalarda nitelikli sınıf örgütlenmesi ve mücadelesi için öncü kadro ve kurumların öz-eleştirel yaklaşımlarla çalışması kaçınılmazdır. Tek başına işçi sınıfının ekonomik-demokratik mücadelesi değil, çok yönlü bütünlüklü toplumsal kurtuluş mücadelesi bağlamında sorunların ele alınması ve üzerine gidilmesi gereklidir.

Her zamankinden daha fazla disiplinli, planlı ve militan kitlesel çalışmalara ihtiyacımız devam ediyor. İşçi sınıfının ve diğer emekçi kesimlerin, çalışma ve yaşama alanlarında, yeni tarzlarla örgütlenme ve mücadele süreçlerini geliştirmek durumundayız.

emek.org.tr

 

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar