‘Demokratikleşme Paketi’ Aldatmacası ve Demokrasi Mücadelesi

AKP hükümetinin ‘Demokratikleşme Paketi’ Başbakan tarafından 30 Eylül 2013 günü açıklandı. Haftalar süren “demokratikleşme” odaklı çok yönlü toplumsal tartışma, Başbakanın paketi açıklamasıyla toplumsal yapıda nitelikli demokratik kazanımlarla noktalanmadı. Temel hak ve özgürlüklerin genişletileceği beklentilerini arttıran paketin demokrasi, özgürlük ve adalet adına ciddi ilerlemeler içermediği görüldü. AKP’nin aldatmacalar kokan burjuva siyasi oyunundan sonra, demokratik güçler yelpazesini […]

AKP hükümetinin ‘Demokratikleşme Paketi’ Başbakan tarafından 30 Eylül 2013 günü açıklandı.

Haftalar süren “demokratikleşme” odaklı çok yönlü toplumsal tartışma, Başbakanın paketi açıklamasıyla toplumsal yapıda nitelikli demokratik kazanımlarla noktalanmadı.

Temel hak ve özgürlüklerin genişletileceği beklentilerini arttıran paketin demokrasi, özgürlük ve adalet adına ciddi ilerlemeler içermediği görüldü. AKP’nin aldatmacalar kokan burjuva siyasi oyunundan sonra, demokratik güçler yelpazesini oluşturan toplumsal kesimler, eleştirileriyle birlikte “demokrasi mücadelesini yükselteceklerini” açıkladı.

Açıklamadan sonra yapılan tartışmalar, sistem ve AKP hükümeti karşısında yer alan güçlerin, yani ezilenlerin hak ve özgürlük talepleri ve beklentilerinin gerçek boyutlarını bir kez daha gösterdi. Toplumsal demokrasi talep ve beklentilerine yanıt olmayan “kırıntılar” içeren “paket”in açıklanmasıyla AKP Hükümeti ve burjuva güçlerinin kamuoyunu oyalamak ve denetim altına almak amacı iyice açığa çıktı.

Ancak açığa çıkan güçlü tepkiler, ezilenlerin basit aldatma ve yönlendirme politikalarına karşı uyanık olduklarını bir kez daha sergiledi.

Özellikle işçi sınıfı kurumlarının, çalışma yaşamına yönelik olası baskı ve sömürü koşullarının artırılmasına yönelik AKP ve patron tasarımlarına karşı ilk tepkileri de olumludur.

Söz konusu “paket” dolayısıyla AKP hükümetinin ve egemen güçlerin, ‘demokratikleşmek’ ten ne anladıklarını bir kez daha gördük. Paketin, beklenen ve iddia edilen “demokratikleşme” hamlesinin çok gerisinde kaldığı ve aslında yapılanın da, sahte bir politik manevrayla ve toplumsal yaşamda zaten kullanılan kimi “demokratik özgürlükleri” güncelleyerek sunmak olduğu anlaşıldı.

Burjuva güçlerden ve AKP hükümetinden, özellikle ezilenlerin bütünlüklü toplumsal yaşamına yönelik bir “toplumsal demokratikleşme” süreci geliştirileceği beklentisine girilmemesi gerektiği gerçekliği, bir kez daha anlaşılmış oldu.

AKP hükümeti özellikle toplumsal gelişimde tek taraflı olarak; ihtiyaç duyulan demokratik taleplere göre değil de, nasıl “yönetmek ve yön vermek” istiyorsa, ona göre adım atacağını da gösterdi.

“Toplumsal iktidarı elde tutma ve sürdürme“ boyutuyla ilişkilendirerek ifade edersek; esas alınan “demokratikleşmenin değil baskı ve gericiliğin güçlendirilmesi taktiği” olduğunu görürüz.

Örneğin “Kürtçe anadilinde eğitim hakkı ve Kürtçe’ nin resmi dil olarak kullanılması talebi ” nin ticarileştirilerek, özel sektörün ‘demokratik pazarlama’ sına havale edilmesi, beklenti içindeki Kürt sorunuyla bağlantılı tüm demokratik güçlerin, AKP bağlantılı hayallere kapılmaması gerektiğini bir kez daha göstermiştir.

Diğer bir örnek, insanların inançlarıyla yapay bir eşleştirme yapılarak yıllardır öne sürülen başörtüsü gibi çağın gerisinde kalmış “negatif demokratik özgürlük hakkı” nın, temel toplumsal çelişki gibi üzerine basılarak; dinsel unsurların topluma hakim kılınması taktiğine devam edilmesidir. Bununla da Alevi inancında veya Müslüman olmayanların baskılanması ve aldatılması noktasındaki politik ısrar açığa çıkmıştır.

Değişik bir örnek ise Mor Gabriel kilisesi arazileri üzerine oynanan oyundur. Süryani Hıristiyan inanç merkezine ait yüzlerce dönümlük toprakların, devlet tarafından gasp-edilme oyunları geri teptiği için, Mor Gabriel kilisesi arazisinin “zorunlu” iadesinin, “demokratikleşme paketi” gereği olmadığı da açığa çıkmadı mı?

Gelinen noktada, “Demokratikleşme Paketi” açıklaması ve tartışma ortamının gelişmesiyle bağlantılı olarak, toplumsal mücadelenin seyri kapsamında bir saptama yapmak ve ezilenler cephesinin bileşenleriyle düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz.

Birkaç önemli veriyi burada anımsayalım.

4+4+4 sistemi ve tepki gösteren eğitim emekçilerinin baskı ve saldırılara uğramaları gözaltı ve soruşturmalar ve sürgünlerle karşılaşmaları konusunda AKP hükümeti geri adım atmış değildir. Aksine eğitim emekçilerinin Gezi direnişi nedeniyle soruşturma ve baskı altında tutulması devam etmektedir.

Paket açıklamasından hemen öncesinde, aylardır devam eden hukuksuzluklar ve adaletsizlikler yanı sıra ‘grev kırıcılığı’ suçunun açıkça hükümet ve işverenler tarafından birlikte çiğnendiği THY ve Darphane grevlerinde yaşananlar biliniyor. Sermayenin ve hükümetin sergilemiş oldukları emek sınıflarının çıkarları ve sendikal haklar karşıtı tutumları; en azından sendikal hak ve özgürlüklerin korunması veya genişletilmesini içeren bir demokratikleşme süreci yaşanmayacağını da işaret etmiştir.

Çalışma Bakanlığı’nın Çalışma Meclisi nedeniyle gerçekleştirdiği Ankara toplantıları ve ardından gelen açıklamalarıyla; Kıdem Tazminatı Fonu, Özel İstihdam Büroları, ‘taşerona tam yol ileri’ temelindeki yaklaşım ve uygulamalarının savunulması, emek dünyasının bırakalım demokratikleşmeyi, aksine daha fazla hak gaspı ve sömürüyle karşı karşıya kalacağını gösterdi

Alevilerin inançlarına ve kurumsal varlıklarına yönelik aşağılama ve tacizler, asimilasyon ve cami-cemevi avlusunda ‘karıştır-barıştır” oyunları da; sahte demokratikleşme oyununun diğer bir boyutunu işaret etmektedir.

AKP’nin ‘ustalık dönemi’ nde, ‘Türban’ ya da ‘Başörtüsü’ gibi “dinsel-gerici ve negatif bir demokratik hak”, abartılarak ve nefret söylemiyle körüklenerek, İslami-Sünni ekolün toplumsal yaşamımızda giderek aktif ve baskın hale gelmesi sağlanmaktadır.

Kürt halkının “Çözüm Süreci” ne ilişkin beklentilerine de hükümetin vereceği yanıt günler öncesinden belliydi. Ancak “Çözüm Süreci” bağlantılı Kürt Ulusal Demokratik Hareketinin güncel talepleri ve beklentileri bu pakette yer almadı. A.Öcalan, gelinen noktada “yeni müzakere yolları aranması gerektiği”  mesajını iletirken, AKP nin ve TC egemen güçlerinin Kürt sorununu kendi denetimlerinde kısır-cılız ulusal demokratik kırıntılarla idare ederek ve demokratik hareketi de süreçte sisteme eklemleme taktiklerinde ısrar ettikleri bir kez daha açığa çıkmıştı. Gerilla güçlerinin “çekilme” taktiğinin durdurulması, AKP taktik politikasının tutmadığının bir ifadesi oldu.

KCK’ nin yeniden “Anadil eğitim hakkı, Kürt halkının demokratik statüsü, Kürt kimliği ve kültürünün anayasal güvence altına alınması” şeklinde özetlediği ulusal demokratik talepler, hükümetin paket dolayısıyla bu konuda sergilediği anlayış ve yönelimlerin gerçek yanlarını deşifre etmiştir.

Bu değinmelerden sonra sorabiliriz.

Emperyalistlerin desteklediği mevcut sosyo-ekonomik toplumsal yapıdan ve AKP siyasal öncülüğünden, ulusal-sınıfsal-cinsel insani hak ve özgürlükleri tanıyan ve koşullarını sağlayan bir “demokratikleşme paketi ve süreci” beklenebilir mi?

Emekçiler ve tüm ezilenler cephesinden yanıt kocaman bir HAYIR’ dır.

AKP hükümetinin birçok toplumsal sorun karşısında baskıcı, anti-demokratik ve sermaye sınıflarından yana olan yüzünü bir kez daha görmüş olduk.

Dolayısıyla “Demokratikleşme Paketi” ile beklentiye sokularak aldatılan tüm ezilen ve sömürülenler, umutlarını; kapitalist sisteme ve AKP hükümetine bağlayamaz.

AKP’ nin ‘demokratikleşme paketi’nin eksiklerini ve fazlalarını tartışmak, onların çizdiği reform sınırlarında kalmak biz emekçiler için lükstür, boştur ve oyalanmak anlamındadır.

Özellikle Alevi talepleriyle ilgili olarak şu söylenebilir. Yüz yıllardır süre-gelen İslami-Sünni ekolün, Alevilere yönelik baskı ve oyunlarına bir yenisi daha eklenmiştir.

Kürt halkının Anadilinde Eğitim Hakkı talebi, “paralı Kürtçe eğitim” gibi piyasalaştırma çarpıtmasıyla yanıtlanarak, aslında Kürt halkı ve haklı demokratik talebi aşağılanarak alay edilmektedir.

Kıdem Tazminatı, Taşeron Sistemi, Özel İstihdam Büroları gibi konularda; İşçi sınıfının kazanılmış hak ve özgürlüklerini çok gerilere atan veya yok eden yönelim ve tasarımlarıyla, burjuva ayak oyunlarına pişkinlikle devam edilmektedir.

Gelinen noktada AKP hükümeti, Kürt Halkının, kadınların, öğrencilerin, Gezi Halk Direnişinin, işçilerin mücadele ve taleplerinin sulandırılarak ve içeriklerini boşaltarak, ezilenleri ve direnişlerini kendisine yedeklenmesi taktiğini izlemeye devam etmektedir.

Bu sistemden ve AKP den zarar gören tüm ezilenler, AKP programlarıyla ve politikalarıyla dayatılan demokratik hak ve özgürlüklerden yoksun toplumsal yaşam tarzına, ısrarlı karşı çıkışlarını sürdürmelidir.

Gezi direnişiyle gösterilen tepki birlikteliği, Kürt Ulusal Demokratik Hareketinin demokratik talep ve yönelimleri, kadınların, gençlik hareketinin ve işçi sınıfı mücadelesinin ortak payda olarak geliştirecekleri ve ısrarlı olacakları demokrasi mücadelesi, günümüz Türkiye’sinin toplumsal gündeminin başında gelmektedir

Ezilenler açısından halkların ve ezilenlerin demokratik hak ve özgürlüklerini, adalet istemlerini, emeğin ve insanlığın kurtuluşunu esas alan toplumsal program ve mücadele birlikteliğini öne çıkarma zamanıdır.

İşçi sınıfını,Kürt halkını,Alevileri,öğrencileri,kadınları,ekolojik-demokratik güçleri; toplumsal demokratikleşme temelinde gelişme beklentisi içine giren tüm toplumsal çevreleri yoğun bir mücadele süreci bekliyor.

Asgari bir demokratikleşme ortak paydasının dahi, birçok toplumsal gücü ortak bileşen haline getirdiği toplumsal sürecimiz; bu bağlamda çok önemli bir örgütlenme ve mücadele ihtiyacını açığa çıkarmıştır.

Dolayısıyla sendikaların, işçi sınıfı ve emek dostu güçlerin, daha güçlü bir biçimde örgütlenme ve mücadele kanallarını geliştirmelerine duyulan ihtiyacı bir kez daha vurgulayalım.

Emek güçleri, örgütlenme ve mücadele ivmesini yükselterek edilgen toplumsal konumlanışlarına son verebilir potansiyele ve deneyimlere sahiptir. Ezenlerin bağışları ile değil, ezilenlerin mücadele iradesiyle kazanılan hak ve özgürlükler, Devrimci Halk Demokrasisi’nin de yolunu açacaktır.

Emek.org.tr

İlgini çekebilecek diğer içerikler

0 yorumlar